Tanrı denklemi
ÖTEKİ Gündem programımızda birkaç haftadır, "Kâinat nasıl yaratıldı, insan niçin yaratıldı, her şeyin başlangıcı ve sonu nedir" gibi zor soruları, konusunun uzmanı kişilerle konuşuyoruz. İlk önce "Ol Dedi Oldu" kitabının yazarı Taşkın Tuna ile konuştuk. Önceki akşam ise Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Mustafa Özgen ile zor soruların cevabını aramaya çalıştık.
Bu iki programı birbirine ekleyip birCD yapsak, hayli ilginç ve tatmin edici olacağını düşünüyorum. Yoktan kâinatı ve insanı var eden büyük gücü (Tanrı) anlamaya çalıştık. Tabii başaramadık ama en azından konu üzerinde çalıştık, birtakım fikirler ortaya atmış olduk.
TEORİK FİZİKTEN TASARRUFA
Ben sohbetimizin bir aşamasında, "Acaba Tanrı, bütün kâinat mı" diye sordum. İnanca teorik fizikçilerin uğraşlarını inceleyerek varmış olduğum için bu soru bana doğal geldi. Taşkın Tuna soruyu duyunca, "Hah işte, bu aşamada tasavvufu konuşmaya başlarız" dedi. Bu da benim tasavvufa neden çok önem verdiğimi ve mutlaka öğrenilmesi gerektiğini düşündüğümü açıklayıcı olabilir Dindarlar tabii ki evreni ve insanı yaratan büyük gücün bilinemeyeceğini düşünüyorlar. Bunu kabul ediyorum, ancak bazı kişiler Tanrı'yı anlama, bilme ve çözümleme çalışmalarını sürdürüyorlar. Evrenin gizemini çözmeye girişen teorik fizikçilerin istisnasız hepsi Tanrı'yı merak etmişlerdir. Evrenin gizemini çözdüklerinde Tanrı'yı da anlayacaklarını sanmışlardır.
Neden anlayamadıklarını, neden bir noktada tıkandıklarını anlatacağım.
TANRI'NIN DENKLEMİ Mİ?
Evreni yaratan büyük güç, aynı zamanda insanı da yarattı. Yani büyük dengeleri kurduğu gibi insana ait küçük dengeleri de kurdu. Dolayısıyla Tanrı'yı çözümleme iddiasıyla ortaya çıkan teorik fizikçiler, eğer büyük gücün denklemini yazacaklarsa hem büyük dengeleri hem de insana ait dünyaların küçük dengelerini bir arada ele alan denklem yazmak zorundaydılar.
HER ŞEYİN TEORİSİ
Büyük dengeleri ve insana ait dünyaların küçük dengelerini bir arada alan denklem, fizik âleminde "her şeyin teorisi" diye biliniyor.
Einstein büyük dengenin, evrenin denklemini yazdı. Kuantum fiziği, insana ait küçük dünyaların denklemlerini yazdı. Ancak tek bir iş kaldı geriye. Bu ikisini tek bir denklem içinde birleştiren yazılması gerekiyor.
Büyük beyinler bunun için yıllardır çalışıyorlar. Yani "her şeyin teorisi"nin denklemini yazmaya uğraşıyorlar.
YAZILAMAYAN DENKLEM
Bazıları denklemi yazmaya çok yakınlaştı. Hatta sadece bir sayı, bir simge bulsalar, denklemin tümünü çıkaracak kadar sona yaklaştılar. Ama her şeyin denklemi yazılamadı bugüne kadar. Einstein ölmeye yattığı yatağında son ana kadar denklem üzerinde çalışmıştı.
Dediğim gibi, eğer Tanrı tüm büyük-küçük dengeleriyle bütün kâinat ise, her şeyin denklemi yazılabilseydi bir anlamda Tanrı'nın da denklemi yazılmış olacaktı. Ama bu yapılamıyor. Bugüne kadar başarılamadı.
İNANCA VARAN YOL
Evrenin gizemini çözüp Tanrı'yı anlayacaklarını sananlar sonunda pes ettiler. Hemen hepsi çözemedikleri büyük güç karşısında pes edip inanmaya başladılar. Einstein da, Stephen Hawking de bu yoldan geçtiler. Denklemi yazmış olsalardı, Tanrı'yı bulduklarına karar verip inanacaklardı.
Şimdi bulamadılar ama belki de şimdi daha çok inanıyorlar.
Çünkü yetersizliklerini, nasıl tıkandıklarını gördüler, büyük ve çözümlenemeyen bir gücün karşısında olduklarını anladılar.
Teorik fizik ile inancın bu şekilde buluşup uzlaşması, 21. yüzyılda inancın nasıl ele alınması gerektiğinin de ipuçlarını içeriyor.
21'inci yüzyılda seks
NEYİN seksi olduğunun ve insan arzularının yıllar içinde değişime uğradığı, dönemine göre farklılıklar gösterdiği biliniyor.
Bunu en net, güzellik tanımında yaşanan değişimden görebiliyoruz. Umberto Eco, güzellik ve çirkinlik kavramının yıllar içindeki macerasını anlattığı çalışmalarında, örneğin güzelliğin semiotiğinin dönemine göre nasıl değiştiğini açıklar. 100 yıl önce güzel diye bilinen kadının resmini görünce bugün şaşırabiliriz, bize itici gelebilir. Keza bugün güzel diye bilinen bir kadın yüz yıl önce yaşasaydı belki de çirkin kategorisine alınırdı.
21'İNCİ YÜZYILDA GÜZELLİK
Bu açıdan 21'inci yüzyıl, hayli sorunlu olacağa benziyor. Çünkü yüzyılımıza özgü güzellik tanımı üzerine hâlâ tam anlaşma sağlanamadı.
Evrensel düzeyde üzerinde anlaşma sağlanmış diye düşündüğümüz güzellik kriterleri bile artık sorgulanıyor. Sonuca varmada ve bir güzel prototip çıkarmakta zorlanılıyor. Bu belki bugüne kadar çok deneme yaptığımızdan, elimizdeki yeni kriterleri tüketmiş olmamızla ve artık kolay beğenmiyor olmamızla da bağlantılı olabilir.
MODA DERGİLERİNDE KİMLİK KRİZİ
Bu kararsızlığı en çok, moda dergilerine bakarken hissediyorum. Moda dergileri, güzelliğin ve estetik olanın tanımlandığı yerlerdir. Üzerinde anlaşma sağlanabilmiş güzel tanımı henüz olmadığından moda dergileri artık modellerinde biraz kusur da arıyor, onları seksi diye tanımlamak için. Örneğin, fazlasıyla gösterişli bir burun veya büyük ayak, eskiden olduğu gibi kusur sayılmıyor, aksine bunlar güzelliği, seksiliği oluşturan özellikler olarak görülüyor.
Hiçbir şey bulamasalar da suni birtakım buluşlarla özgün güzellik tanımı yapabiliyorlar. Örneğin, son olarak ön dişinin arasında ara olan kadının güzel sayılması gerektiği gibi bir tanım yapıldı. Moda dergileri, bu tür dişe sahip kadınların görüntüleriyle doldu.
FETİŞİSTİK SEKS
Güzellik, cinsel çekicilik tanımları doğal olarak döneme özgü seksin ne olduğu sorusunu da beraberinde getiriyor, bu iki soruya birlikte cevap aranıyor.
Güzelliğin tanımını net yapamamış olan modern zamanlarımız, döneme uygun seksin tanımını çok daha rahat yapmış görünüyor. Öyle görülüyor ki yüzyılımıza damgasını fetişistik seks vuracak. Fetişistik seks derken sado mazoşist oyunların ön plana çıktığı seksi kastediyorum.
Yaşadığımız günlerin trendlerini ve modasını irdeleyen Wallpaper Dergisi, son bir yılda iki kez yüzyılımızda fetişistik seksin yükselişini inceledi.
Sado mazoşist seks, mobilyalarıyla, kıyafetleriyle ve kullandığı özel diliyle yeni bir alt kültür oluşturuyor. Bunun etkileri moda ve dekorasyon dergilerindeki fotoğraflarda da görülebiliyor. Fotoğrafçı ya doğrudan doğruya fetişistik imgeler kullanıyor fotoğrafında ya da bilinçaltını tetikleyecek imalarda bulunuyor.
BELKİ ÇİRKİN ARTIK SEKSİ SAYILACAK
Çağımıza uygun net bir güzellik tanımı yapılmadan döneme damgasını vuracak seks üzerinde anlaşma sağlanmış olması, ilginç sonuçlara yol açabilir.
Belki de artık güzelliğin net tanımının yapılmasına ihtiyaç bile kalmayabilir; çünkü fetişistik sekste güzellik o kadar da önemli olmayabilir. Hatta güzel olmamak da bir avantaja dönüşebilir.
Bu gelişmenin seksin semiotiğine yansımaları muhakkak ilginç olacaktır.
Acaba
1-ACABA yanıbaşında iPad duran bir insanın bunu kullanamamasından daha fazla rahatsız edici bir şey olabilir mi bu dünyada?
2- Acaba oteller, ben yatak çarşaflarımı her gün değiştirttiğim zaman dünyanın sonunu getirebilecek bir çevre felaketi olacağını ima etmeseler ve olağanüstü rahatsız edici olmasalar daha iyi olmayacak mı?
3-Acaba yatak çarşaflarıyla ilgili tavır alan otel, gece boyunca otelin bütün ışıklarının yanmasının çevreye olumsuz bir etkisi olabileceğini düşünmüyormu?
4-Acaba Türkiye'den dört gün uzak kalınca burayı özlemek ve gelir gelmez de buradan sıkılmak arasında kalan üçüncü bir opsiyon olabilir mi?
5-Acaba o kadının baldırına kadar gelen uzun deri çizme ile mini şort giymesinin özel bir anlamı var mı ki?
6- Acaba evdeki MAD Dergisi koleksiyonumu okumayı burada kessem, geride kalanlar içinde hayatın anlamına dair derin bir fikri kaçırmış olur muyum ki?