Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Çok eskiden, “Kahve mi Çay mı Yoksa Ben mi?” adlı bir kitap vardı. Bizim kuşağımız, hosteslerin gerçekten bu şekilde konuşabileceğine inanarak gençliğimizi heba ettik.

        Bazılarımız aradan geçen onca yıldan sonra hâlâ bu sorunun bir gün bir hostes tarafından kendisine sorulmasını bekler durur. Lanet olsun, onlar da sadece “Kahve mi çay mı?” diye sorup orada keserler sorularını.

        Aramızda laubali olanlar bu soru sorulmadan bile “Siz” cevabını vermiştir ama hosteslerin geneli adı geçen kitabı okumadığı için bunu söyleyenlerin çoğu ya tokat yemiş ya da cinsel tacizden hüküm giymiştir.

        Bu yüzden bizim kuşağımız için, siz buna “zavallılar kuşağı” veya “kaybolmuş kuşak” da diyebilirsiniz, adını ne koyarsanız koyunuçuşlarda artık türbanlı hosteslerin bulunacağı haberi bildiğimiz anlamıyla medeniyetin sonu demektir. Bizler için medeniyet, kadının seksi görünmesi ve potansiyeli büyük saçma soruları her an sorması ihtimalinin bulunması ve genelde her an ve her durumda haz için yaşama yollarının bir şekilde keşfedilmesinden ibarettir.

        Diğer beyaz Türkleri bilmem ama ben uçuş korkumu, seksi görünümlü hostesler sayesinde yendim. Bu kadar güzel ve seksi bir kadının olduğu uçağın düşmesinin imkânı olmadığına kendimi tamamen inandırmış durumdayım.

        Bunun yerine türbanlı hosteslerle dolu bir uçakta neler hissedebileceğimi, nasıl paranoyalar geçirebileceğimi tahmin edebiliyor musunuz? Uçuşlarım bir dizi panik atak şeklinde geçmeye başlayacaktır herhalde. Haydi bunu bir şekilde aştım, kendimi ideolojik açıdan yine kandırdım ve her şeye uyum sağladım diyelim, ama yine de çok önemli bir mesele kalıyor ortada.

        Ben uçuşlarda votkası bol “bloody mary” yapmasını türbanlı bir hostesten gönül rahatlığıyla isteyebileceğime hiç emin değilim.

        Bir şekilde kendimi zorlayarak istesem de onun arzu ettiğim kıvamı tutturamayacağını kesin biliyorum. Bu benim için cumhuriyet sistemimizin yaşadığı ve yaşayacağı en yıkıcı kriz potansiyelini taşımaktadır.

        Türbanlı hostesten vazgeçilmesi imkânsız olacağına göre, bundan böyle THY uçuşlarında self servis bar açılmasından başka çare kalmıyor.

        Böylelikle bizler türbanlı bir hostesten “bloody mary” istemek ve şarap mönüsü hakkında onunla sohbet etmek tatsızlığından kurtulmuş oluruz. Hem de ayrıca self servis barda “bloody mary”mi istediğim kadar sert yapıp etrafın kınayan bakışlarından kurtulma imkânım da olacak.

        İki dilde problem ne?

        Açıkça söyleyeyim, Kürtlerin kendi dillerini rahatça kullanabilme talebi niye bu kadar tartışılıyor, anlamakta zorlanıyorum. Bizler zaten iki dilli bir toplumda yaşamaya alışmışız.

        Yaşı 30’un altında olan kuşak zaten Türkçe değil tamamen farklı bir dil konuşuyor. Normal Türkçe’de konuşmayı yeni söken bebeklerin konuşmasına benzeyen bu yeni dilin tuhaf vurgulamaları var ve bazı harfleri tamamen dilden çıkardılar. Örneğin, bu yeni lisanda “ş” harfi nedense yok, ayrıca her kelimeye de tuhaf vurgulamalar yapılıyor.

        Bu yüzden ben iki dilli yaşama zaten alışmış durumdayım, şimdi de Kürtçe konuşulmaya başlansın, benim için bir şey fark etmez. Eskiden “Aaaaaskııım” kuşağını hiç anlamıyordum, şimdi de Kürtleri hiç anlamamaya başlayacağım, benim için hepsi aynı. Ayrıca bu iki dil konusunda ben de çok masum değilim. Ben de yıllardır anadilim olarak İngilizce’yi kullanıyorum. Benim için Türkçe hep ikinci dil oldu, arkadaşlarımla da bu dille konuşurum.

        Türkçe’yi ancak devlet dairelerinde, tutuklandığım zaman veya İngilizce bilmeyen bir güzel kadına asılırken kullanırım. Şimdi de Kürtçe’yi isteyen istediği kadar konuşsun, bana ne. Benim İngilizce konuşama karışmasın da.

        Bu muazzam entelektüel derinliği olan analizimin özeti şu: İsteyen istediği dili her yerde konuşsun, PERSONALLY SPEAKING I DONT GIVE A DAMN.

        Emperyal Türkiye

        Kar yağınca Avrupa’da ulaşım tamamen felç oldu. Ben burada Türkiye’nin başarısının ipuçlarının görülebileceğine inanıyorum.

        Modern ulaşım sistemi, normal koşullar altında çok etkin çalışmak üzere kurgulanmıştır. Ama sistem anormal bir koşulla karşılaştığında tamamen felç olabilmektedir; çünkü normal koşullara alışık olunduğu için sistem farklı durumlarda ne yapabileceğini bilememekte ve hemen krize düşmektedir.

        Türkiye’nin sistemi baştan itibaren tamamen olağanüstü ve anormal durumlarda yaşamak üzerine kurulduğundan Batı âlemini sarsan olaylar bizi hiçbir zaman etkilemiyor. Her modern sorun bizi teğet geçebiliyor.

        Son ekonomik krizi de böyle atlattık; büyük ihtimalle dış politika krizlerini de aynen bu nedenle rahat atlatacağız. Burada ben, Türkiye’nin yenilmezliğinin ve her türlü koşulda zorluktan çıkıp yola devam edebilmesinin sırrını görüyorum. Aynı türde bir kötü hava bizi vursaydı, emin olun ki fazla bir şey hissetmeden bunu aşardık; çünkü biz zaten normal zamanlarda hep benzer krizlerle yaşayıp gidiyoruz.

        Öyleyse yeni bir krizin bizi şaşırtıp etkilemesi pek mümkün değil. Normal bir günde İstanbul’un trafiğinde yaşananlardan sonra dünyanın hiçbir anormal koşulunun bizi etkileyebilmesi mümkün değil. Şunu da düşünün: Türkiye’den başka hiçbir ülkede uçuş saatine üç dakika kalmış bir seferde bilet kuyruğunda 10’uncu sırada bozulan bilgisayarın çalışmasını beklemekte olan bir yolcunun, rötar yapmadan kalkan uçağa yine de zamanında binebilmesi olacak iş değildir.

        Rasyonel bir dünyada bu imkânsızdır ama Türkiye’de rutindir. Diğer normal ülkelerde sadece o yolcu bile ülke genelinde tüm seferlerin kilitlenmesine, hatta iptaline yol açacaktır.

        Bu yüzden Dışişleri Bakanı Davutoğlu ne kadar övünürse övünsün haklıdır, gerçekten de Türkiye emperyal özellikleri olan bir ülkedir.

        Talk-show

        Ünlü talk-show ustası Dick Cavett’in otobiyografisini okuyorum. Öğrendiklerimi bizim Öteki Gündem programında uygulamaya da çalışıyorum. İki temel prensip var bu işte: Şovunuza çağırdığınız misafirinizle mülakat yapmayacaksınız. Soru-cevap formatı televizyonda olmuyor, mümkün olduğunca sohbet havası yaratacaksınız ve daha da önemlisi hiçbir şov sahibi, misafirinden daha bilgili olduğu varsayımıyla hareket etmemeli. Daha fazla bildiğini sansa bile egosunu frenlemeli, kendini tutmalı ve daima öğrenme heyecanıyla hareket etmeli.

        Bunlar benim Öteki Gündem programımızdaki prensiplerim sayılabilir. Başarımızın temelinde de Pelin’in, benim, Ebru’nun, hepimizin böyle davranması yatıyor sanıyorum. Haddini bilmeyen insanların çok olduğu bu piyasada biz kaliteyi temsil ediyoruz.

        Diğer Yazılar