Gençler cumhuriyeti
Türkiye tam anlamıyla bir gençler cumhuriyetidir. 30 milyona yaklaşan nüfusuyla gençler sadece sayısal olarak büyük güç değiller, ayrıca toplumdaki önemli kararları ve trendleri belirlemekte de en büyük rolü oynuyorlar.
Önemlerini çoğumuz biliyoruz, bilmeyenler de en azından bu önemi hissediyorlardır, ama “Gençleri ne kadar tanıyoruz” sorusuna hiçbirimiz tam cevap verecek halde değiliz. Çocuklarımızı tanıdığımızı sanıyoruz ama ben bundan bile tam emin değilim. Gençleri anlamadan, onların beklentilerine, arzularına, yaşamdan taleplerine karşılık vermeye çalışmadan mutlu bir toplum olmak imkânsız. Bu yüzden arada bir sadece internet sitelerinin başlangıç sayfalarındaki estetiği izlemek ve kaliteli müzik dinlemek için bile takip ettiğim gençlik ajansı “Youth Trepublic”in, araştırma şirketi Snovarte ile birlikte yaptığı Türkiye’nin en büyük gençlik araştırması, gençler hakkında bilmemiz gereken birçok yönü ortaya koydu. Bu sadece klasik yöntemlerle yapılan bir araştırma değil, adeta gençlerin çantalarının içine girmişler ve yerleştirdikleri kameralarla onları evlerinde boş zamanlarında ne yapıyorlar diye izlemişler ve ortaya net sonuçlar çıkmış.
MEDYA DERSLER ÇIKARMALI
Bu sonuçlardan biz medya sektöründekilerin çok önemli dersler çıkarabileceğini düşünüyorum; bu yüzden konuya kısaca değineceğim.
Türkiye’de medya sektörünün gençleri ihmal ederek ayakta kalabilmesi imkânsız. “Bunu zaten biliyorduk” diyebiliriz, ama “Bilsek bile gereğini yapıyorduk” da diyemeyiz herhalde. Bugün birçok gazete değindiği konularla, önem verdikleriyle ve o konuları ele alıp işleyiş biçimiyle gençlere hitap edemiyor. Bu medyanın intiharı gibi bir şey; çünkü gençler sayılarıyla tüketimi yönlendiriyorlar ve bu çalışmanın da gösterdiği gibi tüm ailenin tüketim alışkanlıklarını ve marka seçimlerini onlar belirliyor.
NASIL EĞLENİYORLAR?
Gençlerin okul ve iş dışında boş vakitlerini geçirme yöntemlerini belirleyen ana felsefe “ANI YAŞA HIZLI YAŞA” diye özetlenebilir. Genel tanımıyla eğlenme vakitlerinde gençler deyim yerindeyse hiç rahat duramıyorlar. Şöyle sakin bir şekilde kitap, gazete veya dergi okuma alışkanlığı neredeyse hiç yok. Eve yerleştirilen kameralarda, gençlerin daha çok cep telefonlarında ya da bilgisayarlarında bir şeyler okudukları görülüyor. Gençlerin hayatlarının her alanında hızlı bir tüketim var. Okuduklarını da tam özümsemeden başkalarıyla paylaşmayı çok seviyorlar. Bu, gençlerin günde ortalama 3 saat başında geçirdikleri internet için dahi geçerli. Orada da içerikle ilgili fazla sabırları yok, hemen yeni olanı paylaşmayı seviyorlar. Arkadaşlarıyla hemen paylaşıp içeriği hızla tüketmek istiyorlar. Bu da Twitter gibi sosyal medyanın önemini ve popülariteliğini açıklıyor olabilir.
EN FAVORİ DİZİLER
Gençler bu temel eğilimler dışında tabii ki televizyon izlemeyi de çok seviyorlar; yüzde 54’ünün ise düzenli dizi izleme alışkanlığı var. Eğer tercih edilen dizileri, bir nüfusun eğilimlerini gösteriyor diye kabul ediyorsak o zaman gençlerin ağırlıklı olarak tercih ettikleri dizilerin Kurtlar Vadisi ve Ezel olduğunu da bilmemiz gerekiyor.
Bunlar belki büyük sürprizler değil ama yine de öğrenip içselleştirmemiz gereken bilgiler. Biz iletişimciler bunu daima yapmak zorundayız; geçlerle daima iletişimde, bir anlama çabası içinde olmalıyız. Bir fikri, bir tavrı onlara nasıl iletebileceğimizin ipuçları da bu son çalışmada yatıyor.
Gençliğimi ilk kez fark ediyorum
İnsan belli yaş eşiklerini aşınca galiba çelişkili biçimde “gençliğini de fark edebiliyor”. Mesela ben bugünlerde gençliğimi ilk kez fark etmekte olduğumu hissediyorum. Beni yanlış anlamayın; bu fiziksel bir şey değil, vücutsal dinamizm hiç değil. Onlar maalesef yaşımın gerektiği kıvamdalar ama bu büyük ölçüde insanın gençken kendi gençliğini fark edememesiyle bağlantılı olan bir şey.
İşin acıklı özeti, gençken insan kendi gençliğini fark edemeden, bilinçli olarak genç olamadan yaşayıp ihtiyarlayabiliyor. Kaybettikten sonra hatırlayıp özellikle beynini genç tutmaya çalışan bir insansanız, benim gibi gençliğinizi yani fark etmeye başlayabiliyorsunuz.
Benim korkum, bizlerden çok daha güzel ortamlarda yaşama imkânları bulunan günümüz gençlerinin de gençliklerini fark etmeden yaşama risklerinin olması. Bu riskin ortadan kalkması da biraz bizlere bağlı; çünkü gençler anı hızlı yaşayabiliyorlar ama birçoğunun korkuları ve gerçekleşmeyeceğini sanıp korktukları beklentileri var.
Türk’ün Türk’e propagandası çerçevesinde bizler ne kadar reddedip görmezlikten de gelsek, gençlerimizin hâlâ yüzde 44’ü gibi büyük oranı, “bir fırsatını bulsak da yurtdışına gitsek” hayaliyle yaşıyorlar.
Bu sonuç beni çok şaşırttı; açıkçası bu duyguların 1970’lerde, 1980’lerde kaldığını sanıyordum ama çalışmadan gördüm ki hâlâ aynı duygu yaşanıyor. Gençler bir fırsatını bulsalar gidip Amerika’da, Almanya’da ve İngiltere’de yaşamayı arzuluyorlar. Bunun nedenlerini iyi anlayıp çözmeye çalışmamız gerekiyor.
Kendime acil ödev olarak gördüğüm bu işe şimdi girmeyeceğim. Burada sadece eğilimin var olduğunu not edip geçeceğim; çözümleme girişimine daha sonraki yazılarda değineceğim. Anlama girişimimde bana yardım etmek isterseniz @serdargut Twitter adresimde ve özel e-mail’im olan serdarturgut55@gmail.com adresinde görüşlerinizi muhakkak bekliyorum.
Steve Jobs’un e-mail’leri
Apple şirketinin kurucusu ve sahibi Steve Jobs’un kamuya açıkladığı e-mail adresini aktif olarak kullandığı ve gelen her email’i okuyup cevap vermeye çalıştığı biliniyor. Tabii özellikle bu e-mail “Gawker” sitesi gibi Apple şirketi ile tartışmalar yaşamış bir sitenin çalışanından gelince Steve Jobs’un özellikle duyarlı davranıp cevap yazdığını ve bu yazışmaların kamuoyunda okunmasına özen gösterdiğini gördüm.
Ben son günlerde bu e-mail’leşmeleri hiçbir satırını kaçırmadan büyük dikkatle okudum. Çünkü iPad aplikasyonları üzerinde Apple şirketinin büyük denetimler kurmasının doğru olup olmadığı tartışılıyordu. Gawker çalışanı, bu sıkı denetimlerin kişisel özgürlük ve seçim hakkıyla ne kadar bağlantılı olduğunu sorguladı ve Steeve Jobs da buna makul cevaplar verdi.
PORNO’DAN UZAK DURMA ÖZGÜRLÜĞÜ
Yeni dünyamızda bazı meselelere kafa yoruyorsanız bu e-mail’leri bulup mutlaka okuyun derim. Tartışma esnasında Steve Jobs, Bilgi Üniversitesi’nde olan son olaylarla bağlantılı olduğu için bana ilginç gelen öyle bir laf etti ki bunun ileride çok tartışılacağını ve Jobs’un bu tavrını netleştirmek için hayli uğraşmak zorunda kalacağını düşünüyorum.
Steve Jobs konuları tartışırken bir e-mail’inde şöyle bir cümle kurdu: “FREEDOM FROM PORN.” Pornodan uzak durma özgürlüğümüz olarak çevrilebilecek bu tavrın yeni medyanın kurucusundan, modern bir beyinden gelmesi bana çok ilginç geldi. Konu halen büyüyerek tartışılıyor, bu nedenle tam sonuçları da sizin için izliyorum. Bunu da yakında yazacağım.