Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İLK önce meselenin perde arkasını anlatayım, sonra da olayı aktarırım.

        Global trendlere maksimum uymak hedefim doğrultusunda, uyulması gereken trendler listemde ilk sırada olan global "happy hour" âdetini Türkiye'de hiç sektirmeden uygularım.

        Happy hour'un ne olduğunu bilmeyenin bu köşeyi okumaya hiç girişmeyeceğine emin olmakla birlikte bunun ne olduğunu yine de açıklamalıyım. Yorgun geçen bir günün sonunda içkiye başlama saatine mutlu saat (happy hour) denir.

        Benim ve ailemin talihsizliği, bu saatin daima haber izleme saatine denk düşmesidir.

        Ben onun yorumuna katılmasam da Rana'nın dediğine göre happy hour başladıktan sonra çenem düşüyormuş. "Yani gün içinde az konuştuğumu mu söylüyorsun" diye sorduğumda ise Rana, "Hayır, gün içinde de maşallah sürekli konuşuyorsun, ama happy hour ile birlikte saçmalama düzeyin artıyor. Gün içinde de zaten pek mantıklı konuşmuyorsun, ama içkiler içildikten sonra iyice saçmalayabiliyorsun" dedi.

        Bu sözlere karşılık olarak, "Gülü seviyorsan dikenine katlanacaksın" deyiverdim. O da bana, "Ya gülü sevmiyorsam, ben sadece menekşeden hoşlanıyorsam, o zaman o dikeni ne yapacağız ha" dedi.

        Ben de konuşmayı o aşamada kesmeyi uygun buldum.

        Bu diyalogdan sonra happy hour başlayınca konuşmamaya çalışıyorum, ama maalesef kendimi tutamıyorum. Aynı saatte haberler de başladığından benim sinirlenmem ve üzerine konuşmam gereken bir şeyler de hiç eksik olmuyor.

        Küfür de ediyormuşum kendi kendime konuşurken ve ikinci kadehten sonra küfürlerim çok yaratıcı, orijinal oluyorlarmış.

        Sadece siyasetçilere değil reklamlara da kızabiliyorum. Örneğin, geçenlerde haber arasında verilen reklam esnasında sadece dondurma yedikleri için orgazmın eşiğine gelmiş gibi surat ifadesi takınan kadınlara birden sinirlendim. O aşamada ikinci kadehimi de bitirmek üzere olduğumdan dondurma ve seks üzerine çok parlak, özgün yorumlar da yaptım ama bunu şimdi bir aile gazetesinde tekrarlamam mümkün değil.

        O tekrar işini oğlum yapıyor. Oğlum bunu kendine verilmiş bir görev olarak görüyor. Haber izlerken yanımda oturduğundan tüm küfürlerimi ve serbest konuşmalarımı ezberlemiş durumda ve bunları sonradan hatırlama konusunda müthiş bir yeteneği de var.

        Oy vermeye giderken öğrensin diye onu da götürdük. İşin kötüsü, oğlum bir de her ortamına göre neyi hatırlaması gerekiyorsa onu hatırlıyor. Yani okulda seksüel konuşmalarımı, seçim ortamında ise siyasi küfürlerimi hatırlayıp bunları tekrarlıyor.

        Yani beni hangi ortamda maksimum zor duruma düşürecek ne varsa özellikle onu hatırlayıp ahaliye aktarıyor.

        Siyasi söylenmelerimde ben son derece eşitlikçi ve demokrat davranıyorum. Hepsine aynı düzeyde kızıyorum, hiçbirine haksızlık yapmıyorum. Hiçbirini mahrum etmiyorum dırdırımdan.

        Tabii bunların hepsi oy vermek için sıramızı beklerken etrafa anlatıldığı takdirde, sadece tek bir siyasi görüşün değil hepsinin aynı anda nefretini çekebiliyorsunuz.

        Meseleyi şöyle düşünün; evde tek başınıza otururken nasıl olsa kimse yok deyip aklınıza geleni söyleseniz ve bu konuşmanız ortam dinlemesi yoluyla kayda alınıp bandı akşam haberlerinde bütün kanallarda yayınlansa siz ne hissedersiniz.

        Ben de oğlum konuşurken aynen bunu hissettim işte dün. Dediklerimi bir de ondan dinleyince bayağı ağır konuştuğumu fark ettim. Çoğunu eksiksiz hatırlıyordu ne yazık ki.

        Bunları eksiksiz ve hiçbir detayı atlamadan oy vermek için bekleyen insanlara anlattı. Anlattıkça etrafımdaki nefret duvarının daralmaya başladığını hissettim. Bir ara her siyasi görüşün eşit derecede nefret ettiği dünyadaki ilk ve son insan olmayı da başardım.

        Belki inanmayacaksınız ama bununla da övündüm. Rana kızdığı için bunu ona söylemedim, ama övünmem kısa sürdü. Oğlum konuştukça bana kızan insanların öfkesi artmaya başlıyordu. İşin sonu bir linç girişimine uzanabilecekti, bundan korkmaya başladım.

        Aşkını öldürerek ifade eden insanların ülkesinde benim idam edilmemem mümkün değildi.

        Oğlum bunu bana mahsustan yapıyor olabilir miydi? Çünkü konuşurken dudağında tuhaf bir gülümseme de vardı, sanki "Babamı assınlar da kurtulayım" der gibiydi. Susması için bir ara yalvarayım mı diye düşündüm ve Rana'ya onu susturmasını söyledim.

        O da bana, "Saçmalamalarının sonucuna katlan" dedi. Daha happy hour'a çok olmasına rağmen sabah saatlerinde canım birden martini çekmeye başlamıştı.

        İki martini devirebilsem, o ortamın bile bana absürd bir film sahnesi olarak şık görüneceğine emindim.

        Birden mucize oldu, oğlum susuverdi. Çünkü beni öldürtmekten ona çok daha ilginç ve eğlenceli gelen başka bir olaya takılmıştı. iPad'de "Angry Birds" oyunu oynamaya başladı.

        Neyse oyumuzu vukuatsız verdik ve eve döndük. "Bu akşam bari içmeyeyim" dedim, ama sonuçlar gelmeye başladıktan sonra üç martini içmem gerekti ve evet yine söylendim.

        Ne dediğimi başka uygun ortamda oğlum size anlatır muhakkak.

        Diğer Yazılar