Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        CUMARTESİ gecesi "Altüst Muhabbetler" adlı programımızın ilk konuğunun Hilal Cebeci olacağını duyunca, konuyla ilgili biraz da olsa anlamlı bir şeyler söyleyebilmek için çalışmaya başladım.

        Burada fotoğraflarla yapılan bir iş olduğundan, fotoğrafları yorumlama sanatı üzerine ve çıplak kadın figürünün resimde ve fotoğrafta tarihi yerini tekrardan irdelemeye giriştim.

        Kolaya kaçmamak ve örnekleri her yerde görülebilecek bu işi basit birkaç açıklamayla geçirmemek için bunu yapmam gerekiyordu.

        Evet tabii ki yeniden John Berger okudum. Onun meşhur "Görme Biçimleri" kitabında çıplak kadın figürünün resim tarihindeki yeriyle ilgili mükemmel bir analiz yer alır.

        Baştan bir defa bu "panpiş" meselesinin son derce modern bir iş olduğunu söylemeliyim.

        Burada "modern" kavramı olumlu bir şey anlamında söylenmiyor; olumsuz bir şey de demiyorum sadece "modern"in 20'nci yüzyıl başında aldığı anlam biçiminde kullanıyorum. Kendini kitlelerden kopararak uzaklaştırarak bireyselleşmeyi sağlamayı tanımlayan modern bu. Edebiyatta da bunun örnekleri veriliyor, yani kitlelerin okuyup anlayamayacağı zor kitaplar yazmak bir tür modern olabiliyordu. Kitlenin dışına çıkarak bireyselleşme seçkinleşme girişimi olarak modern bu. Örneğin James Joyce'un "Ulysses" kitabının bu anlamda modernin en güzel örneği olduğu söylenir.

        Cebeci de kendisini kitlenin dışına çekip bireyselleştirerek kitleyi seyreden kendisini de seyredilen olarak tanımladı. Bu açıdan yaptığı iş modern, kullandığı medya (Twitter) post modern olunca ortaya ilginç bir karışım çıkıyor.

        PANPİŞLERE GÖNDERİLEN FOTOĞRAFLAR

        Bu okumalar dışında panpişlere twit'lenen bütün fotoğrafları da inceledim.

        (Rana yakaladı beni. Zaten bir gün önce de fotoğrafta nü çalışmalarını incelerken yakalamıştı beni, iki gün üst üste olunca şöyle yorumlar geldi: "Ne oldu? Bugünlerde bayağı azdık galiba. Bunlar da yeni sevgililerimiz mi?" gibi şeyler duymak zorunda kaldım. Ben "Hayır bunları çalışıyorum" dedim, "Çok yorulacaksın üzülüyorum senin için" dedi ben cevap vermedim konuyu kapadım.)

        Gördüm ki bu fotoğrafların Batı'nın çıplak kadın figürü içeren resim sanatına dayalı bir geleneği de var.

        ÇIPLAK KADININ BAKIŞI

        Cebeci bütün fotoğraflarında kameraya bakıyordu. Resim sanatında böyle bakan nü figürün kendisini izleyenlere baktığı yani bir anlamda izleyenleri izlediği yorumu yapılıyor.

        İzleyenlerin izlendiklerini bilmeleri açısından ressamlar bazen ilginç bir tüyo da veriyorlar. Bu resim geleneğinde çıplak halde aynaya bakan kadın figürü çok da yaygındır.

        Aynaya bakan kadın resme bakanlara, "Sizin bana baktığınızı biliyorum ben de size bakıyorum ve hatta kendime de siz bana bakarken bakıyorum ve böyle bakılmak sonucunda neler hissettiğimi sorguluyorum" demekteydi.

        FOTOĞRAFLARDA NÜ KADIN

        Bütün fotoğraflarında kameraya bakarak poz vermiş olan Hilal Cebeci'nin bu tür sanat tarihi yorumları hakkında neler diyeceğini öğrenmek ilginç olabilecekti. Resim dışında fotoğraf sanatında da nü kadın figürü geleneği sağlam biçimde vardır. Büyük fotoğraf sanatçılarının en çok nefret ettiği şey fotoğraflarını çektikleri kadının poz verir gibi kameraya bakmasıdır. Hepsi de bu pozun fotoğrafın heyecanını azalttığını ve spontanelikten gelen erotik açılımları öldürdüğünü düşünürler.

        Sadece bu yüzden fotoğrafın büyük üstadı Alfred Stieglitz karısıyla ilgili yaptığı çok sayıdaki nü çalışmanın önemli bir bölümünde kadının baş kısmını keserek fotoğafını basmıştır. Böylece kadının bize bakmasından doğabilecek sorunların ihtimali radikal biçimde ortadan kaldırılmış oldu.

        Programda zaman zaman müdahaleler yaparak bütün bunları anlatmaya çalıştım ve bence bu programdan çıkan en pozitif sonuç Cebeci'nin "Acaba ben fotoğrafları evde tek başıma değil de bir fotoğrafçıya mı çektirsem?" demesi oldu. Ben bu fikre destek verdim.

        TANINMA İLE İTİBAR İLİŞKİSİ

        Birkaç gün önce Ali Saydam çok önemli bir yazı yazdı, bu "panpiş" meselesini iletişimci olarak çözümledi. Orada yapılan çok önemli bir tanım vardı, Ali Saydam tanınma ile itibar arasında bir bağlantı olmadığını ve hatta bu ikisinin bu dönemde birbirlerinden kopmakta olduğundan bahsediyordu. Ben de aynı fikirdeyim ve aynen bu kavramları kullanmasam da programda bu duyarlılığı farklı cümlelerle söyledim. Bunun yapılan işi eleştirmekle alakası yok. Ancak tanınmanın bu derece arttığı bir dönemde bu artan tanınmanın dibini de yeni itibarlarla doldurmak için kafa çalıştırmak gerekiyor. Bu da benim bir ağabey olarak programda yaptığım tavsiyeydi.

        ***

        Aynur olayı

        KONSERDE Kürtçe türkü söylenmesi üzerine patlayan tepki hakkında birçok yazar yuhalayanlara verdi veriştirdi. Onların dediği gibi bunun kaba Atatürkçülük ve faşistlikle alakası olduğunu düşünmüyorum. Konserden çok kısa süre önce acı bir olay yaşandı. Millet şehitlerine ağlıyor, herkeste duyarlılık artmış durumda. Kürt kardeşleri de bu duyarlılığı paylaşmaya çağırıyorum, ama onlar nedense kendilerine yönelik her türlü duyarlılığı hak görürlerken, Türklerin bir duyarlılık taşımaları ve bunu ifade etmeleri ırkçılık, faşistlik oluyor hemen. Peki o zaman da ben bir şey sorayım; türkücü arkadaş bir gece için olsa bu duyarlılığı anlasa da bir gece Kürtçe söylemeyiverse kıyamet mi kopar? 364 gün Kürtçe söylesin isterse başka hiç lisan konuşmasın ne yaparsa yapsın, ama o gece ruhlar zedelenmiş olduğundan Kürtçe şarkı olmadı işte. Bakın ben olayın sonrasında beni çok etkilemiş bir haber okudum. Bir şehit annesi oğlunu öldürenler için "Allah onlara cennet yolu göstermesin" diyordu. Şu asalete şu duyarlılığa bakar mısınız anne en acılı gününde bile oğlunu öldürenlere inşallah cehenneme gidersiniz diyemiyor, Allah size cennet yolunu göstermesin diyerek işi kapatıyor. Son zamanlarda duyduğum en asil cümleydi bu. Bizim halkımız gerçekten çok iyi olabiliyor çok dayanıklı ve acılara iyi katlanıyorlar. Nitekim yıllardır provoke edildiğimiz halde yine de birbirimize düşüremediler bizi, yine de sıradan insanlar ortak paylaştıkları hayatlarında güzeli, bir tür dengeyi kurmak için uğraşıyorlar. Ama açıkça söyleyeyim ben "Türk'ün tepkisinden" daima korkmuşumdur, bu tepkiyi durmadan kaşımaktan da vazgeçilmesi gerekiyor.

        Eğer bir duyarlılık gerekiyorsa ki gerekiyor, bunu ulusal bir duyarlılık olarak toptan yaşamayı öğrenmeliyiz. O gece türkü söylenmeyebilirdi dünyanın sonu da gelmezdi,ama birkaç gün sonra söylersiniz o gece yuhalamış olanlar bile o zaman alkışlar sizi belki Kürtçe türkünüze de katılırlar. Bilmem anlatabiliyor muyum?

        Diğer Yazılar