Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        PAZAR günleri ilişkiler ve evlilikler üzerine yazma kararı aldığımdan bu yana iş yüküm neredeyse ikiye katlandı. (Bu bir şikâyet değil sadece kendimle ilgili bir tespit.)

        Hemen herkesin yazabileceği, hepimizin içgüdüyle düşünebileceği türde konuları yazmak istemediğimden, yazı konusu ne olursa olsun yeni bir şey söylemek arzusunda olduğumdan bu konuda da yeni bazı fikirler ve tavırları sürekli arıyorum. Bu da okuma çalışmasının yükünü hayli artırıyor tabii ki. Allah’tan okumayı çok sevdiğimden ve yeni şeyler öğrenmek bana çok enerji yüklediğinden bir sorun yaşanmıyor.

        ‘FREEDOM’ ADLI ROMAN

        Evlilik ve ilişkiler konusunda yazan insanlar, Türkiye’de ve yurtdışında galiba birbirlerinden hayli esinlenerek yazıyorlar; çünkü hemen hepsinin ortaya attığı fikir birbirine benziyor. Artık bunları hepimiz biliyoruz; çünkü ben yaygın kabul görmüş tavırları bugüne kadar aktarıp çoğunu eleştirel sürece soktum. Etrafı sarsıcı ve şaşırtıcı fikirler bu konularda her zaman ortaya çıkmıyor, bu nedenle yeniyi aktarmak için bazen arayış zorlanabiliyor. Jonathan Franzen’in Amerika’da çok gürültü koparan son romanı “Freedom”un çağdaş aşk ve evlilikler konusunu irdelediğini öğrenince bu romanı hemen okumaya başladım. Kitabın konusunu kafamda netleştirinceye kadar okumaya niyetli değildim; çünkü bu roman hakkında Amerika’da o kadar örgütlü ve planlanmış bir tanıtım faaliyeti yapıldı ki kitap neredeyse piyasaya çıkmadan çoksatan kitaplar listesine çıkarıldı.

        Bu yüzden kitaba karşı tepkim oluşmuştu ama piyasaya çıktıktan sonra görüldü ki bu çalışma hakkında yazılan her güzel lafı, her övgüyü hak etmiş. Ben de okuma kararını ancak ondan sonra verebildim. Her ilişki ve evlilik kendine göre iç çelişkiler ve zenginlikler taşır. Bu yüzden ilişkiler üzerine dışarıdan laf etmek zordur. Bu yüzden kolaylıkla “Bu doğru, bu yanlış” diye kesin hükümler veremezsiniz hiçbir ilişki hakkında. Yorumcuya dışarıdan çöküyormuş gibi gelen bir ilişki, aslında çok sağlam yoluna devam ediyor olabilir veya tam tersi “Birbirlerine çok yakışıyorlar” denilen bir evlilik aslında çökmek üzere de olabilir.

        YIPRATICI BİR İLİŞKİ

        Evlilikler zor ve karmaşık, iki tarafı da yıpratıcı, yoran ilişki türüdür. Bu yüzden evlilikler hakkında doğru lafı bilim adamları değil ancak romancılar edebilir diye düşünüyorum. Çünkü ancak bir romancı, evliliği her türlü iç çelişkisiyle ve zorluklarıyla ele alıp incelemek için gerekli yöntemlere sahiptir. Bir tek romanlar, evliliğin tüm yönlerini içerikli bir şekilde kapsayabilir. Franzen’in Freedom romanının çağdaş aşk ve evllik hakkında olduğunu anlayınca bu romanın bizim açımızdan birçok ipucu içerebileceğini düşünerek romanı okumaya başladım.

        GELİNLİK YAKAN KIZLAR

        Kitabın henüz başlarındayım, konular yavaştan netleşmeye başlıyor. Bu yüzden şu aşamada kitaptan aktarabileceğim bir ipucu henüz yok, ama önümüzdeki pazar günlerinde bu ipucunun elimde olacağını tahmin ediyorum. Bu arada “Freedom”un şu anda Türkçe’ye de çevrilmekte olduğunu duydum, yani herkes kitabı kendi başına okuma, çalışma imkânına kavuşacak. Jonathan Franzen çok akıllı ve yazma yeteneği hayli yüksek olan bir romancı. Bu nedenle kitaptan hiçbir şey öğrenemesek bile sadece zevk almak için muhakkak okumalıyız. Romanın genel teması, çağdaş aşk ve evliliklerin anlamı üzerine ya, son günlerde Amerika’da çok değişik bir evlilik karşıtı hareket ortaya çıktı. Romancı bunu da önceden bilseydi, büyük ihtimalle çağdaş evliliklere ve ilişkilere bakış açısı hayli değişebilirdi ve bu boyutu da muhakkak romanına katmak zorunda kalırdı. İnternet üzerinden yayılan bu hareket, genç kadınların anneleri tarafından saklanan veya yeni hediye edilmiş gelinlikleri yakmalarından ibaret. Bu yakma ritüellerini gösteren filmler Youtube üzerinden yayılıyor. Twitter üzerinden bu konu genç kadınlar arasında tartışılıyor. Ben birkaç gelinlik yakma gösterisini Los Angeles’ta televizyon haberlerini izlerken gördüm. Bu şekilde evlilik karşıtı ve hatta evliliğe düşman olan bir hareketin birden kadınlar arasından çıkması, uzmanları hazırlıksız yakaladı. Olayı nasıl yorumlayacaklarını ve nasıl konumlandıracaklarını bilemiyorlar. Teorik çalışmalar önümüzdeki günlerde ortaya nasıl olsa çıkacak ama şu anda bile kesin olan şu: Eğer çağdaş aşkı ve evlilikleri ele alacaksak mutlaka evlilik karşıtı kadın hareketinin nedenlerini de iyice incelemeliyiz.

        25’İNCİ YAŞ GÜNÜ

        Bugüne kadar kadınların evlenmek için acele etmemeleri ve mutlaka en azından 25 yaşına kadar beklemeleri gerektiği söyleniyordu uzmanlarca. Ancak biraz gençlik yaşandıktan sonra, biraz olgunlaştıktan sonra evliliğin keyfinin çıkarılabileceği söyleniyordu. Hâkim ideoloji bu olduğundan son hareket içinde özellikle 25 ve bu yaşı biraz aşmış kadınlar ön plana çıkıyorlar. Youtube’a yüklenen bazı gelinlik yakma filmlerinde özellikle 25 yaş ve üstü, yani evlenme zamanı geldi diye kabul edilen kadınlar çarpıcı bir şekilde ön plana çıkıyorlar. Hâkim ideolojiye kesin bir saldırı yapılıyor anlayacağınız. Bu hareketin evlilik kurumuna en net ve en sert saldırılardan biri olduğu kesin, bu kadın hareketine damat adaylarının nasıl tepki verecekleri de henüz net değil. Ama kesin olan bir şey varsa o da şu: Bu çağda bu hareket hepimizin evlilikler ve ilişkiler hakkındaki diyaloğumuzu ve düşüncelerimizi hayli radikal ve sarsıcı bir şekilde etkileyecektir. Konuyu takip ediyorum, önümüzdeki haftalarda gelişmeleri aktarmayı sürdüreceğim. Yeni ilişkilerle pazar yazılarında görüşmek üzere. Kullandığı yöntemler ve tavırları nedeniyle Arap Baharı hareketine benzeyen bu kadın hareketine acaba “evliliklerin baharı” da diyebilir miyiz, bunu da düşünme sürecindeyim.

        Diğer Yazılar