Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        EKONOMİK kriz nedeniyle Avrupa fikrinin çökeceğini sananlar, sonuçlara aceleci şekilde atlayanlar, Avrupa’nın yakın tarihi hakkında hiçbir şey bilmiyorlar.

        Demokrasi, özgürlükler ve insan haklarının yanı sıra Avrupa fikri bir yanıyla da zorluklar karşısında ayakta kalmanın, zorluklardan daha güçlenerek çıkmanın kültürüdür.

        Avrupa’nın zorluklar karşısında o kadar da kolay yıkılmayacağını göstermek için bugün ekonomi tarihinden gitmeyeceğiz. Gerçi ekonomi tarihinde de birçok zorluklardan çıkıp yoluna güçlü devam etme örneği vermiştir Avrupa. Ama bugün çok daha çarpıcı olduğuna inandığım savaş tarihinden bahsederek ne demek istediğimi anlatmaya çalışacağım.

        İlk önce bugünün en güçlü olanı kabul edilenden, Avrupa’yı kurtaracak motor olacağı düşünülen Almanya’dan işe başlayayım.

        ALMANYA’NIN YIKILMASI

        Bu ülke zorluklardan, felaketlerden enerji alıyor gibidir.

        İkinci Dünya Savaşı’nı çoğumuz Nazilerin yaptığı zulümlerle hatırlarız.

        Oysa Almanya bu savaşta en büyük zulümlerden birine muhatap olmuştur.

        İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru İngiltere ve Amerika, Almanya’ya karşı büyük bir hava bombardımanı başlattı.

        Savaşı zaten kazanmış olduklarından bu bombalamanın tek amacı insanları korkutmak, unutamayacakları bir ders vermekti.

        İşin ilginci, Alman edebiyatçıların çoğu bu korkunç bombardımanı hatırlamamayı tercih ediyorlar.

        W.G.SEBALD

        Hatırlama, kolektif bilinç, bilinçli unutma gibi zor konuları “Austerlitz” adlı kitabında irdelemiş olan W.G.Sebald, edebiyatçılar arasında bu konuda bir istisnadır. O, “On the Natural History of Destruction” (Yıkımın Doğal Tarihi Üzerine) adlı kitabında, sanki korkunç bombalamanın sıfır noktasına, bombanın tam düştüğü noktaya gitmiş de oradan naklen yayın yapıyormuş gibi yazıyor.

        Uzmanlar bu tür bombalamaya “terör bombalaması” diyorlar. Bunların en meşhuru Dresden şehrine yapılan bombalamadır. Koskoca Dresden şehri o bombalama nedeniyle neredeyse tamamen dümdüz bir yayla haline gelmişti. Gerçi diğer Alman şehirlerinde de durum fazla farklı değildi ama Dresden’deki yıkım olağanüstüydü.

        KORKUNÇ FOTOĞRAF

        Her şey o kadar korkunçtu ki, birçok insan bu olayı kafasından sildi, ancak böyle tahammül edip yaşayabileceklerdi. Kolektif bilinç, bu muazzam travmayı unutmayı tercih etti. Heinrich Böll, Thomas Bernhard ve Sebald dışında hiçbir yazar bu olayın ne fazla analizini yaptı ne de romanını yazdı.

        Şöyle bir manzarayı göz önüne getirin: Her bombalamadan sonra şehirde büyük yangın fırtınaları başlarmış. Bunlar insanlara kaçacak hiçbir yer bırakmayacak derecede şiddetli olurmuş. Bir görgü tanığının anlattığına göre, şehrin içinden geçen nehrin üzerinden yangın fırtınası döne döne ilerlerken tamamen sakin görünürmüş. Yere çok yakın esen yangın fırtınası biraz uzaklaşınca suyun üzerinde kafalar belirirmiş.

        Bunlar suyun biraz üzerinde esen yakıcı fırtınanın uzaklaşmasını suyun altında nefeslerini tutarak bekleyen şehrin insanlarıymış. Tanık bir keresinde bir anne-baba ve çocuğunun, suyun üzerine tekrar çıktıktan sonra daha önce kesilmiş olan sohbetlerine devam ettiklerini görmüş.

        Bu son olayı neden anlattım? Savaşın korkunçluğunu yaşamış insanların kolay kolay pes etmeyeceklerini ve bu dayanmanın bir süre sonra ulusal karaktere dönüştüğünü düşünüyorum. Savaşların, büyük savaşların insan karakterini sağlamlaştıracağı ve onu güçlendireceği yolunda bir test de vardır.

        Sebald’ın yıkım kitabında bir şehrin savaş öncesi ile sonrasını gösteren fotoğraflar var. Sonrasını gösteren fotoğraflar, savaşın bitmesinden çok kısa süre sonra çekilmiş. Savaşın bitmesinden önce şehir tamamen bir enkaz şeklinde görülüyor, ama kısa süre sonra çekilen fotoğrafta şehir eskisi gibi inşa edilmiş ve hayat normal sürüyor.

        Almanlar böyle de diğer ülkeler farklı mı yani. Tabii ki değil; örneğin İngiltere Nazi bombalamasının en ağırına muhatap oldu. Londra yerle bir oldu. Bu badireden de İngiliz halkı daha güçlenmiş, daha kararlı şekilde çıktı.

        ORADUR-SUR-GLANE

        Fransa bambaşka travmalar yaşadı. Naziler tabiri caizse bu ülkenin üzerinden silindir gibi geçtiler ve gerilerinde büyük acılar bıraktılar. Bunları hâlâ görmeniz mümkün. “Oradur-sur Glane” adlı bir köyde hayat İkinci Dünya Savaşı’nda bir günde donmuş durumda. O gün Naziler sadece ibret vermek için o köye gelip kimi yakaladılarsa öldürmüşler ve köyü tahrip etmişler.

        Köy şimdi o barbarlığı gösteren bir müze gibi duruyor. Köyü gezip evlerin içini görebiliyorsunuz. (Geoff Dyer’in köyün adını başlık olarak attığı harika bir yazısı var. Ben o yazıyı okuduktan sonra yazarın Birinci Dünya Savaşı hakkında yazmış olduğu kitabı da (The Missing of the Somme) getirttim, yakında heyecanla okumaya başlayacağım.

        Demek istediğim şu: Bu son ekonomik krizle Avrupa’nın çökeceğini veya dağılacağını sananlar fena halde yanılıyorlar. Avrupa diğer yaşadıklarına göre çocuk oyunu sayılabilecek bu krizden çok daha kuvvetlenerek çıkacaktır. Çünkü tarihinin ona verdiği kültürü öyle.

        Diğer Yazılar