Dindar ile kindar arasında kalmak
BELKİ kimse farkında değildir ama bugün Türkiye'yi belirleyen tartışmaların içinde taraf olarak bulunmadan sadece düzgün biçimde yaşamaya çalışan sayıları oldukça fazla olan bir kitle var. Türkiye'yi belirleyen ana tartışmada taraflar ne yazık ki bir tarafta dindarlar diğer tarafta da kindarlar olarak ayrışmaya başladı. İki taraftan da olmak istemeyen eğitimli, birikimli, kültürlü, kendisine etnik veya siyasi bir aidiyet değil sadece aidiyetini mesleğini öne çıkarak yaşamaya çalışan bir kitle de var. Bu grubun hayattaki başlıca amacı, kendilerine ve ailelerine ellerinden geldiği kadar güzel bir yaşam sağlamak ve en önemlisi de çocuklarına güzel bir gelecek bırakabilmekten ibaret.
Ancak görünen o ki bugün Türkiye'de kavganın iki tarafından bir tanesinin yanına geçmeden yani ya kindar ya da dindar olmadan yaşam kurmak gittikçe imkansızlaşıyor. Genelde sesini yükseltmeden fikir bildiren ortada kalmışlar iki taraftan gelen baskılar nedeniyle artık nefes alamaz hale geldiler.
ARTIK MAHALLE SINIRLARI NET DEĞİL
Tabii kindar ile dindar arasındaki ayrım çizgisi çok net değil. Örneğin bir dönemde ülkede laik totalitarizm varken yapılan yanlışlar nedeniyle dindarlar üzerlerindeki baskıya dayanamayarak kindar da oldular. Ve bugün toplumdaki hâkimiyeti eline geçirmiş olan dindarlar kendi içlerindeki kini ortaya dökerek ülkede yeni kindarlar yaratıyorlar. Yeni kindarlar daha şimdiden ilerde öç alacaklarını ilan etmeye başladılar bile.
Biz ortada kalanlar ise bu kin-öç-yeni kin kısır döngüsünün bu ülkede ne zaman biteceğini düşünüp yeter artık diye haykırmak istiyoruz.
İLERİ DEMOKRASİ OLACAKSA
Bu bahsettiğim kitle dediğim gibi eğitimli, kültürlü, birikimli ve toplumsal aidiyetini mesleğiyle övünerek gerçekleştiren insanlardan olduklarından Türkiye'de lafı edilen ileri demokrasi kavramını en çabuk benimseyebilecek ve onu yaşatabilecek tek gruptur. Ama maalesef onların hayata damgalarını vurabilmelerini ne kindarlar ne de dindarlar istiyor.
Yanlış anlama olmasın diye hemen söyleyeyim bu grup dinden tamamen uzak demek istemiyorum tabii ki. Ancak bu grup, içinde yaşanılan ülkenin seküler olmasını ister. Yani isteyen istediği inancı arzu ettiği biçimde yaşasın, ona göre özgürce davransın, kimse de kimseye karışmasın derler. Buna kindarlar "Olmaz, illa da dindara karşı olacaksın" der. Dindarlar ise yine "Olmaz" der, "Sen illa da benim gibi yaşamak zorundasın, yoksa dışlanırsın" diye konuşur.
Dediğim gibi bizim bu grubun hayatta en önem verdiği iş, çocuklarına güzel bir gelecek ve güzel bir ülke bırakabilmektir.
İYİ BABA OLABİLMEK ARTIK İMKÂNSIZ
Ancak ne yazık ki bu ülkede şu anda bu ortadaki grupta yer alıp da iyi bir baba olabilmenin imkânı bulunmuyor.
Örneğin ben ve birçok arkadaşım çocuğumuza gözümüzün önünde dönüşmeye başlayan global dünyada işe yarayacak iyi bir meslek vermenin yanı sıra onlara inancın anlamını dinleri ve teolojiyi öğretmek de istiyoruz. Onların ilerde istedikleri inancı veya inançsızlığı seçmelerine imkân verecek donanımı vermek istiyoruz. Bizim ileri demokrasiden anladığımız budur ve gerçekten demokratik seküler bir rejime ancak bu tür yurttaşların sayısının artmasıyla ulaşabileceğimizi biliyoruz.
Ancak bir yanda dindar bir nesil yetiştirme söylemleri yükselirken karşısında kindarlar korosundan hayat elden gidiyor korkutmaları yükselir ve yeni kinlerin temeli atılmaya başlanırken bu ortada kalan grubun yaşama şansı kalmıyor.
İşin acıklı yanı hepimizin paylaşarak yaşayabileceğimiz güzel bir demokrasiyi kurmaya o kadar yakınlaştık ki... Sadece kin-öç ve yeni kin kısır döngüsünü kırmamız yetecek buna kalıcı bir şekilde ulaşmamıza.
OMURİLİĞİ KIRILAN ÜLKE
Ama bahsettiğim ortadaki grubun en önemli özelliği sesini yükseltememek. Onlar hayatlarını daha sessiz, başkalarına karışmadan ve karışılmadan yaşamayı tercih ediyorlar. Ama onlar sessiz kaldıkça Türkiye tehlikeye doğru gidiyor.
Bu bitip tükenmeyen kin-öç ve yeni kinler kısır döngüsü aslında bizi felakete doğru götürüyor.
Bu toplumun yeni dindarlara değil yeni kindarlara hiç değil, sadece herkesin inancına ve inanma biçimine saygılı olan seküler oluşumda modern insanlara ihtiyacı var.
Kimse farkında değil bu ülkenin omuriliğini asıl bu tür insanlar oluşturmaktadır. Eğer Türkiye bugün dünyada dik durma şansına sahipse bunu gerçekleştirmesi bu tür insanların çoğalması ve etkilerini artırmasıyla mümkün olacaktır.
Sadece o tür bir toplum yeni kindarlar yetiştirmeyecek ve gerçek dindarına da hayatını arzu ettiği gibi gönül rahatlığıyla yaşama imkânını tanıyacaktır.
ŞEBEKE FİLMİNDEKİ GİBİ HAYKIRMAK
Ben Türkiye'nin gidişatına baktıkça ne düşünüyorum bazen biliyor musunuz?
Hatırlar mısınız bilmem, bir zamanlar Şebeke (Network) adında bir film vardı. Filmde bir televizyon kanalının iç işleyişi anlatılıyordu. Bu şirket ekrana biraz kaçık olan yeni bir sunucu çıkarır ve bu adam her gece toplumdaki haksızlıkları sesiz çoğunluğun yanında durarak haykırırdı ve bir süre sonra bu adam önemli bir toplumsal lider oldu ve sessiz çoğunluğu isyan noktasına getirdi. Kanal yönetimi baktılar olmayacak yüksek reyting de olur diye adamı canlı yayında vurdurarak öldürdüler.
Bazen ben de ekrana çıkıp hayattaki beklentilerini endişeleri çok da iyi tanıdığımı sandığım bu sessiz insanlara "Türkiye'nin uçurum kenarından düşürülmesine, arkasından itilmesine izin vermeyin. Ülkemizi intihar uçurumuna doğru arkadan itmekte olan kin-öç ve yeni kindar kısır döngüsüne artık izin vermeyin" diye bağırmak istiyorum.
Bu son çığlığı attıktan sonra artık beni canlı yayında herkesin göz önünde vurup öldürecek kendi katillerimi bekleyebilirim. Bakalım onları hangi taraf tutacak kindarlar mı yoksa dindarlar mı ilerde yaşayıp göreceğiz.
George Clooney Türk olsaydı
HABERLERDE gördük ünlü yıldız bir sivil başkaldırı eyleminde bulundu diye tutuklandı ve birkaç saat sonra serbest bırakıldı. Bunu izlerken elimde olmadan düşündüm ya George Clooney Türk olsaydı bu eylemini burada yapsaydı kimbilir başına neler gelirdi dedim kendi kendime. Bu olsaydı George Clooney tutuklanmış ve ne kadar yatacağı belli olmadan hapishanedeydi! Bu kesin! Çünkü Türkiye'de böyle eylemler yüzünden hapishanede çürütülen gençler var. Meşhur medyacı da olmadıkları için onlarla kimse ilgilenmiyor bu ayıp da herkese yeter.
Kartepe
BİREYSEL felaketlerimin özel planlayıcısı gibi çalışmaya başlamış olan Rana beni bu havada bile bulabildiği kar olan her yere götürmeyi sürdürüyor. Sıcağı sevdiğimi ve kardan nefret ettiğimi bildiği için yapıyor bunu. Örneğin şu anda Kartepe'deyim ve çok da mutlu değilim. Ancak şurası kesin, buralara yeni yatırımlar, yeni tesisler gerekiyor. Tabiat harika ancak yeni sosyalleşme alanlarına çok ihtiyaç var. İstanbul'a bir saat kadar uzakta olan bir kayak merkezine neden daha fazla ilgi gösterilmez bunu anlamak mümkün değil.