Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu’na daha sonra da zaman zaman Türkiye Cumhuriyeti’ne vurulan “Avrupa’nın hasta adamı” damgası, bu sefer de dünyanın en güçlü devleti olan ABD’ye uygun gözüküyor.

        “Ekonomisi yeniden canlanmaya başladı, askeri gücü muazzam, her türlü teknoloji elinde, popüler kültür düzeyinde dünyaya hükmediyor, çok canlı bir yazarlık dünyası ve sanat âlemi var, bütün bunlara rağmen ABD neden hasta adam damgasına layık görülüyor” diye sorabilirsiniz.

        Çünkü ABD dünyada yönünü kaybetmiş durumda, nereye gideceğini bilemiyor o yüzden siyasetin en yoğun tartışılması gereken bu günlerde bile gelecek hakkında anlamlı tartışmalar yapılamıyor. Adaylar geleceği sadece insanların korkularıyla oynayarak tanımlıyorlar. Sonuçta bu dev ülke başıbozuk kalmış gibi pek de bilemediği bir geleceğe doğru yalpalayarak gitmeye çalışıyor. Bunu hayatın her alanında görebiliyoruz. Tek tek ele alarak anlatmaya çalışayım...

        EKONOMİ

        Dediğim gibi ABD’nin ekonomisi tekrardan büyümeye başladı. Ülke tekrar dünyanın her yerinden yerleşmek için gelmeye çalışanların gözdesi oluyor. Ancak ekonomi politikası konusunda tek bir somut fikir tartışılmıyor. Ülkeyi yönetmeye aday insanlar, nasıl bir ekonomi istediklerini, önceliklerinin ne olduğunu, hangi sınıfa hangi kesime yoğunlaşacaklarını anlatmıyorlar, belki de anlatamıyorlar.

        Bunun suçu sadece kendilerinde değil. Global dünyada yaşanan değişim nedeniyle makro ekonomi bir bilim dalı olarak artık ölmüş durumda. Eskiden makro ekonomide ülke baz alınarak somut Keynesyen politikalar üretmenin imkânı vardı. Ancak şimdi global dünyada ülkeler yer almıyor. Her ülke iç içe geçmiş durumda. Örneğin ABD ekonomisini Çin ele alınmadan anlamak imkânsız. Yeni dünyada ülkeler yerine global şirketler oyuncu olmuş durumda. Dolayısıyla bir yönetim, ekonomi politikası yapmak istediğinde eskiden olduğu gibi ülke ekonomisinin makro değerlerini ele alıp bunlarla oynayamıyor.

        Oynasa bile sonuçlar istediğinden farklı çıkıyor, çünkü ABD ekonomisi Çin ele alınmadan düşünülemediğinden ABD’de uygulamaya konulan bir politika, bir bakıyorsunuz ki ABD yerine sadece Çin’e avantajlar sağlamış; yani yeni dünyada hemen her ülkede durum böyle olduğundan yönetimler makro ekonomi politikalarından yoksun kalmış durumdalar. Ekonomi bilimi bunun yerine yeni politika araçları da koyamadı. Bilinen biçimiyle ekonomi bilimi çöküyor.

        PARADİGMA DEĞİŞİYOR

        Yani Amerika’da yönetimlerin ekonomi üzerinde kontrolü yitirmiş olmaları sadece bu ülkenin sorunu ya da kabahati değil. Artık yeni dünyada geçerli olan birimler ülkeler değil. Ya dünyayı bütün olarak ele alacaksınız ya da sadece öncü büyük şirletlere yönelik global strateji yapacaksınız. Eskinin Keynesyen dünyasının geçerli olduğu döneme göre ciddi bir paradigmatik kopuş yapılması gerekiyor. Bu kopuşu yine Amerika yapacaktır. Global dünyanın yeni şartlarına göre ekonomi bilimine ayarı bu ülke uzun dönemde verecektir, çünkü üniversiteleri hâlâ çok canlı. Ama şu anda ne yapacaklarını bilemiyorlar.

        Ayrıca önümüzdeki günlerde, ekonomi yönetiminin iki önemli ismi, merkez bankası başkanı ile hazine başkanı, kim seçilirse seçilsin görevlerini bırakacaklarını açıkladılar. Bu da ekonomi yönetiminden tecrübenin de uzaklaşması anlamına geliyor. Yani ekonomi açısından ABD geleceğe kör adımlarla yalpalayarak gitmek zorunda. Ve yolda çok büyük yanlışlar da yapılabilir.

        ULUSAL GÜVENLİK

        Bu ülkenin son 10 yılda sadece terörle mücadeleye 690 milyar dolar harcadığı açıklandı. Bu miktara Irak ve Afganistan’da yapılan harcamalar dahil değil. Bu arada ABD korkunç bir öldürme kampanyası başlattı ve teröre eğilimli veya gelecekte eğilimli olabilir diye tanımladığı insanları öldürmeye başladı. Başkan Obama Amerikalıları şaşırtan bir şey yaptı ve daha önce terörist olarak damgalanan hareketler ve insanlarla bağlantı kurdu ve onları Amerika’nın dostu diye tanımlamaya başladı.

        Müslüman Kardeşler ve Taliban’la ilişki kurdu bu yüzden Taliban tarafından vurulan Malala adlı kıza bile sahip çıkamadı. Şimdi Cumhuriyetçi başkan adayı Mitt Romney bunu şiddetle eleştiriyor ve başkan seçildiğinde bu hareketleri tekrardan terörle mücadele kapsamına sokacağını açıklıyor.

        Ulusal güvenlik kavramının ne olduğu artık belli değil. Ulusal güvenlikten bahsediliyor ama bunun ne olduğunu kimse net olarak söyleyemiyor. Şu anda Müslüman dünyanın toptan düşman olarak mı tanımlanacağı yoksa yeni kriterler getirilip aradan seçilenlerle ilişki mi kurulacağı bile belli değil.

        Anlayacağınız, Türkiye’yi yakından ilgilendiren bu konuda Amerika’da olağanüstü kafa karışıklığı hatta şaşkınlık var bile diyebiliriz. Hiçbir aday seçildiği takdirde nasıl yürüyeceğini, hedeflerinin ne olduğunu net açıklayamıyor; genellemelerle konuşup sonuçta bir şey demiyor.

        Yani anlayacağınız ekonomi politikası ve ulusal güvenlik konusunda bu ülke müthiş belirsiz bir geleceğe doğru gidiyor. Bu, bir eli de sürekli tetikte olan dev bir güç de olduğundan bizler açısından çok tehlikeli sonuçlar doğurabilecek bir durum.

        TÜRKİYE ABD’YE YARDIMCI OLABİLİR

        Hemen her yazımı bitirirken bunu tekrarlıyorum, çünkü bunu çok önemli buluyorum. Burada seçim biter bitmez Başbakan Erdoğan Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile birlikte Washington’a gitmeli ve kim başkansa onunla oturup kafaları netleştirmeye çalışmalıdırlar. Eğer Mitt Romney başkan seçilirse çok acil gelmelerinde yarar var, çünkü ben onu Türkiye açısından tehlikeli görüyorum.

        Derin devletinin de içten içe çatırdamaya başladığı ve derin devlet içindeki güçlerinin birbiriyle çatıştığı bu ülkede, yönetimleri dengeli bir yolda tutacak bir güç henüz yok. Bu yüzden yönetimlerin yardıma ihtiyacı var ve gerekirse bu yardımı Türkiye gibi müttefikler de bazı kavramaları açıp anlatarak verebilirler. Özellikle ABD’nin şu anda Müslüman dünyaya yönelik politikalarında netliğe ve yeni kavramlara ihtiyacı var. Eğer Türkiye bu konuda ABD ile masaya oturabilirse hem gereken yardımı sağlayabilir ve yeni dünya düzeni tanımlanırken ondaki yerini de sağlamlaştırabilir.

        Bir süredir yoğun biçimde Amerika toplumunu ve siyasetini inceliyorum ve ilk vardığım sonuç maalesef büyük bir hayal kırıklığı. Ben yönünü kaybetmiş ve ne yöne gideceğini bilemeyen bir toplum gördüm. Potansiyel güçleri çok fazla dolayısıyla kendilerini toparlayacaklardır, ancak bazı kavramlarda ve dünya politikalarında özellikle de Müslüman dünyaya yönelik olarak yardıma ihtiyaçları var. Bu yardımı da en net biçimde Türkiye sağlayabilir diye düşünüyorum. Böyle düşünen etkili insanlar da var ABD’de.

        Türkiye ne olursa olsun ABD ile anlamlı diyalog kapılarını hiçbir zaman kapamamalı. Bunun bizim çıkarmıza olduğunu unutmamalıyız.

        Diğer Yazılar