Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        AYNI bu başlıklı yazımı 7 Haziran tarihinde yazmışım.

        Bunu tekrar atmak gerekti, çünkü görüyorum ki çoğunuz ya tehlikenin farkında değilsiniz ya da değilmiş gibi davranıyorsunuz. Devlet üst yönetiminin ikinci gruptan olması gerekiyor çünkü onların tehlikenin farkında olmaması, bilmemesi mümkün değil tabii ki.

        Sıradan insanımız ise bir çılgınlığa kapılmış nereye gideceğini bilmeden oralara koşar gibi.

        Ülkeyi ateşe atmak, geri dönüşü olmayan yola sokmak için herkes bu kadar neden istekli, bu acele neden anlamak mümkün değil.

        Nedenini anlamasam da şunu iyi biliyorum, bu gidişat eğer sürerse, bir ortak akıl devreye girmezse Türkiye en güçlüsünden en güçsüzüne herkesi içine alıp yakacak bir ateşe doğru koşar adım gitmektedir.

        Bunun sebebi de kendinden başka herkesi ötekileştiren ve hatta düşman sayan türde bir dinselleşmenin hız kazanmasıdır. İkna yoluyla diyalogla giden bir dinselleşme sürecine ben de dahil kimsenin itirazı olmaz ama bugünkü durumuyla ötekileştiren hasımlaştıran dinselleşmenin Türkiye'nin hayrına olmayacağı kesindir. Bu da sokaklarda artık gözle görülüyor.

        "Tehlikenin farkında mısınız?" diye soranlar eğer Twitter'dan gençleri tahrik eden karaktersizlerden değillerse o tehlikenin ne olduğunu adını koyarak yazmakta zorlanırlar çünkü eğer yazarlarsa korktukları tehlikeyi de çabuklaştıracaklarından korkarlar. 7 Haziran yazımda bu yüzden meselenin adını koymadım.

        10 gün içinde o kadar fazla şey oldu ki her şey o kadar hızlı gelişiyor ki artık korksam da, lafından bile tiksinsem de tehlikenin adını koymam gerekiyor.

        Böyle giderse bu gerginlikler sürdürülürse ülkemiz bir iç savaş tehlikesiyle karşı karşıyadır. Maalesef en güçlüsünden en sıradan olanına kadar herkes elbirliği etmişçesine gerginlikleri yumuşatacak yerde toplumu daha da gerecek işler yapıyorlar.

        Herkesin savaşı kutsaldır, amacı güzeldir tamam da bunlar beni alakadar etmiyor.

        Siz illa da savaşacaksınız diye ben 12 yaşındaki çocuğumun geleceğini tehlikeye atmaya evet demek mi zorundayım?

        Meseleniz ne olursa olsun kim ne kadar haklı olduğunu sanarsa sansın, umurumda değil; beni zerre kadar alakadar etmiyorsunuz. Ben sadece ailemi düşünürüm. Ve biliyorum ki bu gidişat eğer sürdürülürse benim, sizlerin hepimizin çocukları tehlikede olacak, ülkemizi acılar ve ateş bekleyecek.

        Bunları yazıyorum ama emin olun içim acıyor.

        Hem bunları yazmak zaten çok acı verici ama ayrıca birkaç gün önce tam da güzel bir geleceğe doğru gitmek şansını yakalamışken neredeyse saatler içinde bir felaketin eşiğine gelmiş olmamız da acımı katlıyor, dayanılmaz kılıyor.

        Bakın 7 Haziran tarihli yazımı nasıl bitirmişim:

        "Gençler size gelince; şimdi herkes için konuşamam tabii ki ama en azından ben sizlere müteşekkirim. Bana bir nebze olsun ümit verdiniz kararmaya başlamış yüreğime bir nebze ışık tuttunuz; gri tonun zorla hâkim kılındığı topluma biraz renk kattınız. Protesto biçiminiz tüm dünyada tartışılıyor, dünya gençleri size hayranlık besliyor, ama artık durma ve potansiyel tehlikeleri görme zamanı geldi. Emin olun bu süreçlerde çoğunuzun göremediği ve sizin de sorumlusu olmadığınız bazı başka katmanlar, boyutlar var.

        Bu ülkenin dinselleşme sorunlarının hesaplaşmasını sizin üzerinizden yapmaya niyetli olan kötü düşünceli insanlar var. Çoğunun da gözü sizlerin gözü gibi aydınlık, pırıl pırıl değil. Buna emin olun.

        Sakın ha başkalarının elinde oyuncak olmaya açık ortam yaratmayın; emin olun sizin mesajınız alındı, hâlâ daha almayanlar da sorunu kendilerinde görsünler, sorun sizde değil. Emin olun böyle bir yazıyı ülkemizin ailelerimizin geleceğini tehlikeye atabilecek potansiyel gelişmeler görmeseydim yazmazdım.

        Ama bu tehlike var. Siz üstünüze düşeni yapın genç arkadaşlar, ülkenin güçlüleri de hayal dünyalarından çıkıp umarım bir an önce rasyonel düşünmeye başlarlar."

        O gün yaptığım çağrı böyle bitiyordu sonra tehlikeye yuvarlanılmakta olduğunu gördüğümden haykırışlarımı Twitter'da ve Habertürk Televizyonu'nda sürdürdüm. Bu yazıdan 7 gün sonra dehşet içinde beklediğim ve önlemek için çırpındığım her şey oldu. Gezi'den çıkılmadı, AK Parti mitingleri o şekilde, o mesajlarla yapıldı ve müdahale oldu ve şimdi tehlikenin daha da yakınındayız. Ben önlemek için elimden geleni yapmayı sürdüreceğim, ama bilemiyorum ki ne kadar yeterim, neler olur?..

        Diğer Yazılar