Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        LEMAN Dergisi'nin son sayısının kapağına takmış durumdayım. Kapak çizgisinde "Bezgin Bekir" adlı karakter, sayfanın sağ köşesinden, karşıda durma eylemini yapan "duran adam"a (global adıyla standing man) destek işaretini veriyor.

        Bu görüntüye neden bu kadar fazla takmış olduğumu uzun süre anlayamadım. Bu kapakta beni çeken bir şeyler vardı.

        Duram adama ben de Bezgin Bekir gibi gönülden destek veriyordum ve bütün iyi duygularımla onun yanındaydım, ama kapağın bende takıntı derecesinde duyarlılık yaratmasının tek açıklamasının bu olması mümkün değildi.

        Bana ne olduğunu anlamak için çok yoğun ve derin baktım kapağa ve biraz da kendimi analiz etmeye çalıştım.

        Sonra meseleyi çözdüm.

        Gizemin anahtarı, Bezgin Bekir'in gözünün hemen altındaki tek damla gözyaşındaydı.

        Ben kapağa bakarken ne duran adama ne de Bezgin Bekir'in tümüne konsantre oluyordum. Ama gözüm elimde olmadan o gözyaşına takılıyordu ve uzun süre o noktada dalıp gidiyordum.

        Bezgin Bekir'in o gözyaşında ben, devrimci olduğunu sandığım gençliğimi, gerçekleştirilemeyen umutları, yapamadığım eylemleri, başaramadıklarımı ve evet bazı utançları görüyordum.

        Gezi Parkı ile başlayan tüm süreçte aslında bir kuşak çatışması da yaşanıyordu.

        Gençlerin büyükleri, babaları veya dedelerinin bir kısmının geçmişte kendisini benim gibi devrimci olarak tanımlayan insanlar olmaları ihtimali büyüktü.

        Benim kuşağım, geçmişin o koşullarında ülkemiz için doğru olanı yaptık ve global dalgaları da arkamıza alarak Marksistler olduk. O günlerde Marksist olmak, bireyin omzuna ağır sorumluluklar yüklüyordu.

        Belki de haddimizde olmadan ülkeyi kurtarmak, global güçleri karşımıza almak ve ülkedeki sistemi yıkıp yeniden kurmak gibi büyük hedefleri kendimize koyuyorduk.

        "Haddimizde olmadan" dedim ya bütün bu hedefler sizleri iflah olmaz bir romantik, bir ütopya esiri haline getiriyordu.

        Ve hayalleriniz büyük olduğundan ve bir ihtimal boyunuzu da aştıklarından hayatınızda bir dizi yenilgi yaşamaya kaçınılmaz biçimde başlıyordunuz.

        Eğer şanslıysanız hapishanelerde işkenceler çekmiyor, öldürülmüyor ve hayatta kalıyordunuz, ama içinizde hep yapamadığınız, gerçekleştiremediğiniz ütopyalarınızın hayal kırıklıklarıyla birlikte yaşamaya mahkûm oluyordunuz

        Bizler arkadaşlarımızın acılarıyla, yapamadıklarımızla, güzel duyguları ve umutları gerçekleştirememenin verdiği eksiklik duygularıyla birlikte ihtiyarlayıp bugünlere geldik.

        Çoğumuzun içindeki devrimci ateşin içten içe yanmayı sürdürmesi de bu geçmişimizle ilgilidir.

        Bizim de sadece tek bir zafere ihtiyacımız vardı. Gençken bunu yapamadık, ama bugün o parktaki gençler bunu bize tattırmaya başladılar.

        Gençliğimizde tadamadığımız o tek bir zafer duygusunu tatmanın nasıl bir şey olabileceğini şimdi yaşlı adamlar olarak uzaktan olsa da tatmaya başladık.

        Biz eski devrimciler, bugünün gençlik hareketine bu yüzden müteşekkiriz.

        O parktaki gençleri gördüğümde ve duran adama baktığımda benim de gözümün pınarında Bezgin Bekir'inki gibi bir damla gözyaşı beliriyor. Boğazım düğümleniyor, içimden "Aferin çocuklar, helal olsun size, aman çocuklar kendinize dikkat edin" diye haykırıyorum.

        Leman Dergisi kapağı, beni geçmişimle yüzleştirdi ve içimde yıllardır biriktirdiğim duyguları dışarıya vurdurdu.

        O kapağı çerçeveletip odamın duvarına asacağım ki, ne olduğumu, nereden geldiğimi ve katiyen ne olamayacağımı hep hatırlayayım da hayatın gerçeklerini hiç unutmayayım.

        Diğer Yazılar