Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BİLİNÇSİZ antibiyotik kullanımı nedeniyle Türkiye bugün dünyada yıkıcı/öldürücü hastalık salgınına düşme riski en fazla olan ülkedir. Bunun, 14'üncü yüzyılda Avrupa'yı neredeyse tümden ortadan kaldırmış olan kara veba salgınına benzemesi olasılığı büyüktür.

        Amacım bu güzel pazar günü içinizi karartmak değil, bu yüzden yazıma konuyu biraz yumuşatarak devam edeceğim.

        "Kara veba türü bir salgın olabilir" haberini nasıl yumuşatarak yazabileceğimi soruyorsanız o da benim yazar olarak becerime bağlı bir şey. Bu yüzden benden bu aşamada sıkılıp ayrılmayın. Unutmayın ki hem gerçek bir tehlike haberi vereceğim hem de biraz kişisel tarih anlatacağım. İşler çok daha eğlenceli hale gelecek.

        Biz Türkiye'de bunu pek tartışmadık, pek ilgilenmedik ama AIDS hastalığı New York gibi Amerikan şehirlerini tam bir veba salgını gibi vurmuştu. Ben bazı semtlerin neredeyse ortadan kalktığı o dönemde New York'taydım ve yaşanan felaketin boyutunu gözlerimle gördüm.

        Şimdi acaba Türkiye'de seksle bulaşan yeni bir veba türü hastalıktan mı bahsettiğimi sananlara diyebileceğim şudur: "O da mümkün kardeşim; çünkü Türkler korunma konusunda dünyadaki en hassas ülkeler arasında gelmiyorlar."

        Hatta sünnetin hastalığa karşı koruyucu olduğu inancı yüzünden şimdilerde çok daha hastalığa açık olduğumuz söylenebilir. Ama konuyu AIDS'ten açmamın nedeni, benzer bir hastalık haberi vermem değil, antibiyotik direncinin nelere yol açabildiğini size örnekle göstermek.

        Bu AIDS belası birdenbire şehirleri kasırıp kavurmaya başlayınca o dönemde bunun aniden nasıl ortaya çıktığını öğrenmeye çalışmıştım. Öğrendiklerim de tüylerimi diken diken etmişti. Kişisel olarak atlattığım badireyi fark edince bayağı da korkmuştum; gençliğin gözü kara olabilen cinselliği bir kez daha ürkütmüştü beni.

        Bugün New York şehrinde Broadway ile 43. Sokak'ın kesiştiği yerde bulunan Toys R Us dükkânının bulunduğu yerde 1970'li yıllarda bir genelev vardı. O zamanlar 18-19 yaşlarındaydım, "Gitmedim ama sadece inceledim" dersem herhalde son derece komik olurdu. Gitmiş hem de birkaç kez gittim. Giriş ücreti 10 dolar civarındaydı.

        İçeriye girer girmez görüntü son derece sürreeldi. Kadınlar duvara yaslanmış olan uzun bir tahtaya çeşitli pozlarla oturmuşlar, erkekler ise karşılarında plastik sandalyelerde oturmuş onları seyrediyorlardı. Kararını veren kalkıp eşini alıyor ve arkadaki odalardan birine gidiyordu.

        Bu tür hikâyeleri anlatıp olağanüstü ahlaklı ve ilkeli olan halkımızın ahlakını bozmak değil amacım. Şimdi sıkı durun, müşterileri genellikle esrarkeş, alkolik serserilerden oluşan bu yerde o dönemde katiyen korunulmuyordu. Herkes cinsel hastalıklara karşı çıkmış antibiyotiklere güveniyordu.

        Ancak cinsel hastalıklara yakalanan kişiler genellikle ilaçlarını yarıda kesip hayatlarına ve tabii sekse devam ediyorlardı. Vücuda cinsel ilişki sonunda giren bakteri, ilaç yarıda kesilince o ilaca karşı bağışıklık kazanıyordu.

        Böylece birçok cinsel hastalığı öldürebilecek ilaçlara karşı bağışıklığı olan bakteriler oluştu. Bunlar zaman içinde güçlenerek bir gün en ölümcül hastalığı yarattılar. İşte bir gün şehirde aniden veba gibi yayılan AIDS salgının başlaması ve binlerce kişinin ölümüne neden olmasının özet hikâyesi budur.

        Şimdi meselenin bizi ilgilendiren boyutuna geçiyorum. Nezle olan ve biraz öksüren eczaneye koşup kendisine antibiyotik alıyor ya. Ve bunu gereken uzunlukta kullanmadan "İyileştim" diye kesiyor ya. Bunun durum aynen 1970'li yıllarda cinsel hastalıklarda yarım kesilen tedavilerde olduğu gibi bakterilerde bağışıklık yaratıyor.

        İnsan vücudunda sizi o anda hasta etmeden durup bekleyen milyonlarca bakteri zaten var. Bir de bunların yanına antibiyotiğe karşı bağışıklık kazanmış bakteri gelip yerleştiğinde diğerleri de etkilenmeye ve dönüşmeye başlıyor. Çünkü belki inanmayacaksınız ama bakteriler de birbirleriyle korunmasız cinsel ilişkiye girebiliyorlar, ayrıca bakteriler birbirlerinden gen alışverişi yapma özelliğine sahipler.

        Bu süreç devam ettiğinde sonunda yepyeni bir hastalık çıkması ve antibiyotiğe dirençli bir süper bakteri oluşması kaçınılmaz. Bu yepyeni ve tedavisi bulunmayan bir salgın hastalık demek. Tüm süreci başlatmak için sadece bilinçsiz antibiyotik tedavisine girişmek ve tedavi süresi gelmeden bunu yarıda kesmek yetebiliyor.

        O yüzden ben, veba benzeri bir salgın hastalık yüzünden Türkiye nüfusunun yarısına veya üçte birine inme tehlikesinden bahsederken inanın abartmıyorum. Son derece gerçek bir tehlikeden bahsediyorum. Bu durumun İstanbul'un trafik sorununu çözeceği kesin, ama bunun hayli radikal bir politika önerisi olacağını sanıyorum.

        Nedense nüfusu devamlı artırmaya ve daha fazla çocuk yapılmasına kafayı takmış hükümet, çok önem verdiği bu nüfusun bir gün aniden üçte birine inmesini istemiyorsa bilinçsiz antibiyotik kullanımını bir an önce durdursun.

        (Kişisel hikâyeme gelince; hayır ben New York'ta cinsel hastalığa yakalanmadım, AIDS de olmadım. Cinsel hastalığıma yakalanmak için böyle şeylerin katiyen olamayacağı Türkiye'ye dönmeyi bekledim (üstelik sünnetliydim de). Ve o aşının, yapıldığı noktayı nasıl da yaktığını çok iyi bilirim ama yine de tedavimi yarıda kesmedim.)

        Diğer Yazılar