Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ALLAH kahretsin, tatsız meseleyi ne kadar unutmak istesem, kendimi uzak tutmaya çalışsam da olmuyor; Türkiye şimdiki halini bir şekilde hatırlatıyor.

        Hiç olmayacak yerlerde alakasız işler yaparken bile bunlardan Türkiye analizleri çıkarıyorum. Hastalıklı mı bilemiyorum ama bunun takıntılı bir durum olduğu kesin. Türkiye'nin yeni tatsızlığı, vasatlığı ve daha da kötüye gitme konusundaki olağanüstü gayreti, sanki bilinçaltıma işlemiş, nereye baksam onu görüyorum.

        Kaybettirildiğimiz potansiyeline duyduğum derin üzüntüden oluyor bu. Dünyanın önde gelen ülkesi olabilecekken birden üçüncü sınıf vasatlar diyarı haline getirilmesine duyduğum üzüntü ve kızgınlık bu durumumun nedeni biliyorum.

        Çok da rahatsız ediyor beni bu takıntım. Örneğin, önceki akşam oynanan Galatasaray-Fenerbahçe maçında yine Türkiye aklıma düştü. Özellikle Drogba'nın oynadığı oyuna bakarken onunla Türkiye hakkında benzerlikler kurdu beynim.

        Size de anlatayım, durumuma teşhisi bir de siz koymaya çalışın.

        Drogba'nın çok büyük bir star, çok büyük bir futbol sihirbazı olduğunu önceden kabul etmiş durumdayız. Bu neredeyse tartışmasız kabul edilen bir varsayım. Onun yaptığı her sıradan harekette bir kalite, bir büyüklük, bir star kalibresi görüyoruz.

        Drogba çıktığı maçta hiç oynayamasa da bu bakışımız fazla değişmiyor. Maçta attığı pas istenen yere gitmese de, biz kafamızdan o pası tamamlıyoruz ve gerçekleşebilseydi olacakları tahmin ediyoruz; tamamlanmayan o hareketin bile düşünce bazında çok kaliteli olduğunu anlayabiliyoruz.

        Drogba topu ayağına aldığında karşısındakini geçemese de bizim için fark etmiyor; yine kafamızdan "Geçseydi çok şık olacaktı" diye düşünüp eksik kalan hareketi için bile onu takdir ediyoruz. Hareketi yapmasa da bunu düşünmesinin bile onun büyüklüğüne delil olduğuna inandırıyoruz kendimizi.

        Neredeyse boş kaleyle karşı karşıya kaldığında topu dışarıya vursa da "Bunun bir nedeni olmalı; çünkü o büyük futbolcu, bir usta olduğuna göre mutlaka bir bildiği olmalı" diyecek ve bunu bile şık hareket olarak düşüneceğiz.

        Anlayacağınız, bütün hataları, bütün eksiklikleri böyle algılanacağından Drogba büyük olmak zorunda, onun başka şansı yok. Onunki teoride kalan büyüklük, pratikte fazla bir şey yok.

        Türkiye'nin bugünkü haliyle Drogba'nın durumu arasındaki benzerlikleri, umarım biraz önceki satırları okurken fark etmişinizdir. Bir süredir etrafta bir söylenti var. "Türkiye büyük ülkedir. Türkiye model ülke olacak" diyoruz. Bunu birçok yerde tekrarlıyoruz.

        Ama gerçekte bu söylentiyi destekleyecek tek bir şey bile olmuyor. Tersine Türkiye'yi prestij açısından küçültecek ve daha da kalitesizleştirecek gelişmeler oluyor, ama Türkiye'nin teorik büyüklüğüne kendilerini inandırmış olanlar, "Büyüklerimizin vardır bir bildiği. Bu olan biten de Türkiye'nin büyük ülke olmasından kaynaklanıyordur" diyorlar. Berbat futbol oynadığı gece bile, "O dünya starıdır" diye seviyorsak Drogba'yı, her şey kötüye gittiğinde dahi Türkiye'nin büyük olduğuna inanmamız isteniyor.

        Türkiye kalitesizleşiyor, vasatlaşıyor, dünyadaki prestijimiz azalıyor, bu halimizle bile birilerine model olacağımıza inanılıyor. Türkiye'yi model alacağına inanılan ülkeler bizi umursamıyorlar; belki model olma ısrarımız nedeniyle içlerinden alay bile ediyorlar, ama bizim illa model olacağımıza inancımızı katiyen sarsamıyorlar.

        Drogba'ya da Türkiye'ye de inancımız ne olursa olsun sürecek. Bu arada belki Galatasaray küme de düşebilecek. Türkiye zaten küme düşmüş halde ama bizim için yine fark etmiyor, ikisi de hep büyük, ne olursa olsun hep star kalacaklar.

        Çocuk gelin dizisi

        BİR televizyon kanalında çocuk gelin temalı bir dizi başlamış. Oynadığı gece büyük ilgi çekmiş, büyük reytingler almış. Demokrasinin temeli olan vatandaşın tercihi bu yönde olmuş. Bunu duyunca bir zamanlar aynı vatandaşın buz pateni dansı yarışmalarına duyduğu olağanüstü ilgi aklıma geldi.

        Futboldan başka bir şeyle ilgili olmayan bu halk, birdenbire son derece rafine bir spor olan buz dansı yarışmalarına ilgi duymaya başlamıştı. O dönemde bu yarışmalar TRT tarafından canlı yayınlandığında Türk halkı sanki Dallas dizisi seyreder gibi büyük ilgiyle izlerdi. Yarışmaların olduğu gecelerde televizyonu olmayan aileler, televizyonu olanların evine misafir giderlerdi. Halit Kıvanç bu tiplere "telesafir" adını takmıştı.

        Buz dansı yarışmalarına ilgi çok yoğundu, hatta bazen koskoca adamların yarışma esnasında aşırı heyecandan ekranın burnuna girip oturdukları bile söylenirdi. Daha önce sadece tuttuğu takım penaltı atarken bu şekilde heyecanlanan ve ekranın içine girecekmiş gibi seyreden insanlar, artık bunu buz dansı yarışmalarında da yapmaya başlamıştı.

        İyi niyetli insanlar -ki bunlar arasında yıllar sonra AK Parti iktidarına koşulsuz destek verecek liberaller de vardı- halkın bu yoğun ilgisini spor aşkı olarak yorumlamışlardı. Halbuki gerçek başkaydı. Malum buz dansında güzel ve genç kızlar kısacık etekler giyerek buz pistine çıkıyorlardı. Gençliğini yaşayamamış, bu yüzden de doyumsuz kalmış insanlar, bugün olduğu gibi kinlerini akıtacak hedefler bulamadıklarından buz dansı yarışması fanatiği olup çıkmışlardı. Kameralar pozisyonu daha güzel göstermek için yakın çekime başladığında, evdeki erkekler sanki penaltı atılıyormuş gibi heyecanla ekrana yapışıyordu. Çocuk gelin dizisine ilgiyi görünce bu eski olayı hatırladım. Malum bizim ülkede maalesef küçük yaştaki kız çocuklara ilgi hayli fazla. Çevremde, yanlışlıkla bakmanın bile ayıp sayıldığı kızlarla koskoca adamlar evleniyor ve bunun yanlış olabileceği konusunda tek bir nosyonları yokmuş gibi davranıyorlar. Utanma duyguları tamamen ölmüş.

        Çocuk gelin dizisi de sosyal bir soruna, bir acıya parmak bastığından ve seyircisi de birdenbire çok duyarlı, çok düşünceli hale geldiğinden değil, bazı kafaların genç kız çocuğu fantezilerini ekranda bir şekilde görme arzusunu tatmin ettiğinden seyrediliyordur. Dikkat ediyor musunuz, Türkiye'de başarının ve reytingin seviyesi durmadan düşüyor, yakında dibe vuracak.

        Diğer Yazılar