Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ANNEMİZİN nezdinde “kız kardeşimiz” olan Sofi ile çıkılan seyahatlerde köpekle konaklamaya izin veren birkaç otelden biri olduğundan sıkça giderdik Antalya Dedeman’a.

        Yörenin sonraki yıllarda bir Rus şehrine dönüşmesinden ve yerli turistin gözünden düşmesinden dolayı pek gitmez olduk Antalya tarafına.

        Hem zaten Sofi çoktan ölmüş, Antalya Dedeman çoktan kapanmıştı.

        ŞEHİR OTELİ

        Geçtiğimiz günlerde kapanan bu eski Dedeman’ın yerine Barut Hotels grubu tarafından Akra Barut adında bir otel açıldı.

        İlk defa şehir otelciliğine soyunan grup özellikle “yeme-içme”ye ayrı bir önem vermiş.

        Restoranları şehrin çekim merkezi olmuş. Özellikle pazar günleri Antalya eşrafının brunch’a olan akınına şaştım doğrusu.

        Ancak beni en çok etkileyen otelin en tepesindeki kartal yuvası konumuyla Asmani Restaurant oldu.

        Mönüyü ilk gördüğümde içimden “Bu mönü burada asla layıkıyla sunulamaz” dediğimi itiraf etmeliyim. Zira hiç tahmin etmiyordum böylesi zor reçetelerin böylesi bir ustalıkla uygulanabileceğini.

        Oldukça iddialı ve bir o kadar da lezzetli “ananaslı kaz ciğeri”ni tadınca sordum “Mutfakta kim var” diye. Taşlarsa masama gelen adamı görünce oturdu yerine, zira mutfaktaki adam İstanbul Les Ottomans Otel’in eski şeflerinden Abdullah Alparslan’dan başkası değildi.

        İnanın deneyimli şefin bu mönüsü ve Asmani Restaurant’ın konumu Antalya’ya gitmek için gayet geçerli bir bahane olabilir.

        Mütevazı kasaba St. Emilion

        PAZARTESI günkü Bordeaux konulu yazıma St. Emilion’u sığdıramayınca bugün bahsedeceğimi söylemiştim size. İşte sözümü tutuyorum ve sizi St. Emilion ile baş başa bırakıyorum.

        - Uçsuz bucaksız bağlara sahip St. Emillion, karayolu ile Bordeaux’ya bir saat uzaklıkta.

        - Hepsi çok zengin olmasına rağmen mütevazı görünmenin nerdeyse bir kural olduğu St. Emilion’da 400, çevresinde ise 2 bin kişi yaşıyor.

        - Kasabayı balonla ya da atla gezmek oldukça popüler olsa da ben mutlaka yürüyerek gezmenizi öneririm.

        - Kesinlikle bağları ve şatoları gezin. Chanel, Louis Vuitton gibi ailelerin kendi şaraplarını ürettikleri aile bağları bile bu yörede. Hangi şatoların ve bağların ziyaret edildiğini meydandaki turizm ofisinden öğrenebilirsiniz. Ben özellikle Chateau Guadet’yi tavsiye ederim. Petrus ailesinden olan Guy-Petrus Lignac’ın sohbeti mükemmel.

        - Planlarınız arasına bir yeraltı kavı gezisini mutlaka koyun, zira bu küçük kasabanın altı toplam 200 km uzunluğunda kavla kaplı.

        - Kilisedeki bir taşa oturduktan sonra çocuğu olmayan kadınların çocuk sahibi olduğuna inanılan, aynı zamanda da Aziz Emilion’un evi olan Monolithe kilisesini görün.

        - Formülü 1620’den beri aynı olan şahsına münhasır bir çeşit “makaron” imal eden ve kendiyle beraber toplam 3 kadının çalıştığı Nadia Fermigier’in dükkânına gidin.

        - Bistro de Clocher’de krep, Grand Barrail Hotel’de öğle yemeği ve Relais & Chateau üyesi otel Hostellerie de Plaisance’da akşam yemeği yiyin.

        - Şarap ve şarap aksesuvarlarına meraklıysanız Vignobles & Chateaux’ya ve Maison du Vin’e; mutfak bıçaklarına meraklıysanız isme özel bıçaklar üreten Coutelerie Laguiole en Aubrac’a uğrayın.

        Diğer Yazılar