Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        GİDECEĞİMİ söylediğimde “Aman boşuna gidiyorsun taştan başka bir şey yok orada” diyen de oldu, “Şahane yemekler yiyeceksin tadına var” diyen de.

        Her ikisi de doğruymuş!

        Cidden Malta’da “Malta Taşı” denilen sarımsı taştan yapılmamış bir binaya ve hünerli elden çıkmamış bir tabağa rastlamak çok zor.

        Malta, aslında bilinenin aksine tek bir adadan değil; üçü büyük ikisi küçük olmak üzere toplam beş adadan oluşuyor.

        500 bin kişiye yakın nüfusu var.

        Çok renkli bir gençliğin varlığı dikkat çekiyor. Bunun sebebi oldukça ekonomik dil kursları ve okullarıymış. Dil demişken halkın resmi dili Maltaca ve İngilizce ama yaşlılar dışında Maltaca konuşana pek rastlamadım.

        Akdeniz ve Ege’deki pek çok ada gibi burada da en büyük sorun su ve yeşillik. Güya eskiden orman bile varmış ama ısınmak ve gemi yapmak için kesilmiş, sonra da yok olmuş. Mevsim itibarıyla bahara yaklaştığımız için ben doğanın canlanmaya başladığı bir döneme denk geldim. Asfalttan bile papatyalar fışkırıyordu ve dağ taş yemyeşildi.

        İSTANBUL’DAN DİREKT UÇUŞ

        Malta’ya gidip gelmek oldukça kolay çünkü Türk Hava Yolları’nın İstanbul’dan adaya direkt seferleri var. İki buçuk saat kadar süren yolculuğun ardından kalacağınız otel başka bir adada olsa bile yolculuğunuz en fazla bir buçuk saat sürüyor.

        Havalimanına en uzak bölge olan Gozo Adası’ndaki San Lawrenz’da kalmama rağmen benim yolum feribot da dahil 2 saat sürdü.

        Bu ılık hafta sonu kaçamağı için Gozo’yu seçmemin en büyük sebebi, methini bolca duyduğum Kempinski Hotel San Lawrenz’in ve fine dining restoranı L’Ortolan’ın burada olması. Lüks otel zincirinin buraya konuşlanmasından da anlaşılacağı gibi Gozo’nun diğer adalara nazaran daha vakur, daha ağır bir havası var.

        Kendinizi Ortaçağ’da bir şatoda yaşayan asilzade gibi hissetmenizi sağlayan otel, dört mevsim huzuru ve lüksü bir arada yaşamak isteyenlerin adresi olmuş. Cidden tarif etmesi güç bir dinginlik ve tuhaf bir huşu var otelde. Bana çok iyi geldi.

        HEMINGWAY’Lİ BAŞLANGIÇ

        Otelin, adını Avrupa’da yaşayan ötücü bir kuş olan “Ortolan”dan alan restoranı ise tek başına Malta’ya gitmek için bir bahane bile olabilir.

        L’Ortolan’ın yeme-içme tutkunu ünlü yazar Ernest Hemingway’in sözleriyle başlayan oğlak derisi kaplı mönüsünün sayfaları son derece sade ama rafine lezzetlerle dolu.

        Malta, mutfağının en özel ve geleneksel yemeklerinden biri olan “fenek imtektek”iyle ünlü. Fenek imtektek yöresel tavşanın soğan-sarımsak ve lokal beyaz şarapla çok ağır ateşte pişirildiği bir güveç yemeği.

        Yolunuz Malta’ya düşerse L’Ortolan’un meşhur lezzetlerine bir öğününüzü mutlaka ayırın derim.

        Malta’ya dair...

        - Daha havalimanında bile kumarhane, tekne ve jet-ski reklamlarıyla karşılaşmaya hazır olun.

        - Trafik İngiliz usulü olduğundan karşıdan karşıya geçerken ekstra dikkatli olun.

        - Her yerde yaygın olan şifresiz ve hızlı internet erişiminin keyfini sürün.

        - Evlerin girişlerindeki zarif melek ve aziz heykellerine bakmadan geçmeyin.

        - Giyim-kuşam çok ucuz, dükkânlara bir göz atın.

        - Yöresel şaraplar oldukça kaliteli ve makul fiyatlı. Deneyin.

        - Gezilecek her yeri görün ama özellikle “sessiz şehir” Mdina’yı mutlaka gezin.

        - Duke’s Cafe’nin devasa “Angry Angus Burger”inin tadına varın.

        - Pazar akşamüstleri Jubilee Cafe’nin “Charcuterie & Rose” şarap ritüelini deneyimleyin.

        - Malta’daki adı “maltaeriği” olmayan meyveyi, ancak adadaki adı olan “öküz gözü” olarak bulabileceğinizi unutmayın.

        Diğer Yazılar