Son saray Feriye
HER ne kadar mahvetmek için elimizden geleni yapsak da neyse ki bozamadığımız eşsiz güzellikleri var hâlâ İstanbul’un.
Belki tam olarak bir doğal güzellik değil ama benim için bunlardan biri de Ortaköy’den Dolmabahçe’ye uzanan Çırağan Caddesi’dir. Pek çoğunuzun da benim gibi düşündüğünden eminim.
Yaşlı çınar ağaçları ve rengârenk çiçeklerle bezeli bu geniş kaldırımlı cadde yüksek duvarlarının ardında İstanbul’un en görkemli saraylarına ev sahipliği yapar.
Aralarında Çırağan Sarayı, Four Seasons Hotel ve Dolmabahçe Sarayı’nın da bulunduğu bu tarihi binalardan biri de Feriye Sarayı’dır.
Sarayların hikâyesine gelecek olursak…
1800’lü yılların sonunda yapılan Dolmabahçe Sarayı kısa bir süre sonra Osmanlı hanedanına yetersiz gelmeye başlar ve Çırağan Sarayı’nın inşaatına başlanır.
Ancak yine kısa bir süre içinde bu iki saray da ihtiyaçları karşılayamaz duruma gelir ve ilave sarayların yapılmasına karar verilir.
HASSA MİMAR BALYAN AİLESİ
Bu iş 18’inci ve 19’uncu yüzyıllarda Osmanlı dönemine ait pek çok park, bahçe ve mimari esere imza atan Ermeni Balyan Ailesi’ne ihale edilir.
Mimar Sinan’dan sonra Osmanlı’da saray ve padişah için çalışan mimar anlamına gelen Hassa Mimarı unvanına layık Balyan Ailesi tarafından inşa edilen bu binalara Feriye Sarayları adı verilir.
Günümüzde Galatasaray Üniversitesi ve Kabataş Erkek Lisesi gibi eğitim kurumlarına ev sahipliği yapan sarayların yıllarca boş ve bakımsız kalan kısmı, 1995 yılında Kabataş Eğitim Vakfı tarafından restore edilir ve Feriye Lokantası olarak hizmete girer.
BİLENLERE EMANET
Şimdilerde mekân her zamankinden daha hareketli günler yaşıyor.
Mekânın dekorasyonu ünlü mimar Çağlayan Tuğal tarafından baştan aşağı yenilenmiş. İşletmesi ise yıllarca Makyol Holding’in turizm yatırımlarının başındaki deneyimli isim Göktuğ Özdemir’e emanet.
“E peki mutfakta kim var” derseniz, onun da başında bol ödüllü executive şef Aydın Demir’in olduğunu belirteyim.
Brunch’larıyla şimdiden pazar günlerinin favori mekânları arasına giren Feriye Lokantası, akşam yemekleri kadar iş çıkışlarında da uğranan barıyla epey bir revaçta bu aralar.
Ocak başında sıra dışı bir usta
ŞEF ve özellikle usta denince genelde koca göbekli ve iriyarı bir tip gelir aklımıza.
Methini epeyce duyduğum Nişantaşı’nda açılan Bedri Usta Kebap’a gittiğimde de karşıma çıkacak ustanın aynen böyle olacağını düşünmüştüm.
Hele ki giderken “Pek öyle şehir usulü bir kebap beklentin olmasın, etiyle, baharatıyla, soğanıyla ve sarımsağıyla Adana’daki kadar gerçek bir kebap yiyeceksin” diye bir ön bilgi aldıktan sonra. Yanılmışım, karşıma son derece fit ve şık bir usta çıkıverdi.
Sohbeti ve muhabbeti de keza farklı… Sıkı bir hayvansever olan Bedri Usta ile sokak hayvanlarından tutun da modaya kadar geniş bir yelpazede sohbet edebiliyorsunuz.
Pek kebapçısı olmayan Nişantaşı eşrafına Bedri Usta’nın iftarlarını öneririm. Lahmacunu denemeden sakın ola masadan kalkmamalarını da…
Bottura bir numara
GEÇEN sabah uyanıp sosyal medyaya göz attığımda, dünyanın ilk 50 restoranı arasında genelde ikinci ya da üçüncü sırada yer alan şef Massimo Bottura’nın restoranı Osteria Francescana’nın bir numaraya yerleştiğini okudum.
Modena İtalya’daki restoranının ardından ilk kez İstanbul Zorlu Center’da bir mekâna imza atmıştı ünlü şef.
Ne yazık ki kıymetini bilemedik ve doldurmadık şefin masalarını. O da daha fazla dayanamayıp kapatıp gitti restoranının kapılarını.
Ülkesinde günde bin kişinin arayıp rezervasyon yaptırmak istediği ve en erken kasım ayına yer ayırtılabilen bir restoran ve şef bir daha Türkiye’ye gelir mi sizce?
Hiç sanmam! Yazık ettik Bottura’ya…