Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        MÜTHİŞ zarif bir kadın Rania. Gerçek güzellerden.

        Tam kraliçe suratı ve bedeni var.

        Nasıl oluyor bu kral kraliçe, prens prenses gibi insanlar özel üretim gibi aynı asil formatta dünyaya geliyorlar?

        Hiç mi çirkinleri olmaz bunların?

        Mesela neden çevremizdeki kadınların ceketi eteği gri, kahverengi, siyah olur da, bunların tayyörleri civciv sarısı ya da camgöbeği olur?

        Ya da niye hiçbir erkeğimiz, yeşil başlı gövel ördek rengi, kaşmir pantolonunu diz altına kadar uzayan bej süet çizmelerinin içine sokup dolaşmaz?

        Bir gün 'a la prens' giyinip sokaklara fırlasam 'cüce prenscan' olarak ülkemizin kolay yer edinilen gündemine otururum herhalde?

        Neyse, işte kraliçeler arasında 'en güzel giyinenlerden' biri olan Rania'nın bu güzel stilini emanet ettiği modacısı, Lübnan asıllı Fransız Rabih Kayrouz, büyük bir davet için İstanbul'da.

        Dün Nişantaşı'ndan Park Apartmanı'nın loft'unda gerçekleşen davetin amacı ise Bergdorf Goodman, Neiman Marcus ve L'eclaireur gibi dünyadaki seçkin mağazalarda bulunabilen tasarımlarının, Türkiye'de sadece Midnight Express'te satışa sunulacak olması!

        Bizim de modayı yakından takip eden çok sayıda elifimizin, Rabih Kayrouz'un haute couture koleksiyonlarını büyük bir merakla bekledikleri her hallerinden belliydi.

        Ürdün Kraliçesi'ni giydiren Rabih Kayrouz, bakalım Türkiye'de hangi ünlü isimlerin vazgeçilmezi olacak?

        SON MODA: MELEK MİSAFİRLİĞİ

        Kaç zamandır yazmaya niyetlenip de vazgeçtiğim bu konuyu artık yazmaya karar verdim. Olay şudur.

        Beş gün boyunca yanacak beyaz bir mum, beyaz bir çiçek ve yeşil elma ile evinizde hazırladığınız bir köşeye, dileklerinizi yazıyorsunuz.

        Eşinizi dostunuzu ziyaret etmiş ve beş gün boyunca misafirleri olmuş melekleri siz evinize buyur ediyorsunuz.

        Dileklerinizi bu beş gün süresince ağzınıza almak bir yana, aklınızdan bile geçirmiyorsunuz.

        Beş gün önce geldikleri saatte siz de meleklerinizi başka bir eve yolluyorsunuz. Akabinde yeşil elmayı yiyip, dileklerinizi yazdığınız kâğıdı yakıyorsunuz.

        Ben denedim.

        Denemekten bir şey çıkmaz. Böyle şeyler bende tuhaf bir huzur yaratıyor.

        Sizi bilemem. Ama, inanın. Bu aralar her evde beyaz çiçeğin ve yeşil elmanın yanında beyaz mum yanıyor!

        Okunmak üzere. Mutlu kalın.

        Bakın sadık okurum Dino "çocuk sahibi olmanın" çok kolay ama yetiştirmenin de bir o kadar sorumluluk gerektirdiğine dair nefis bir yazı yollamış yine bana.

        İznini alarak bazı bölümlerini yine paylaşıyorum sizinle.

        Neden Çocuk Doğurmamalıyız?

        Bir an bile tereddüt ediyorsak doğurmamalıyız.

        İçimizde gelişenden çok karnımızın şekliyle meşgulsek doğurmamalıyız.

        Ben doğurdum benimdir diyorsak doğurmamalıyız.

        Ben, şekillendirir son haline getiririm diyorsakdoğurmamalıyız.

        Satır altlarını okuyacak vaktimiz ve zekâmız yoksa doğurmamalıyız.

        Her çocuk kendi kısmetiyle gelir kıvamındaysak doğurmamalıyız.

        Babasına karşı, garanti belgesi, sözleşme, tapu vs. gibi geri dönüşüm malzemesi olarak kullanacaksak doğurmamalıyız.

        Doğurduktan sonra tek sohbet konumuz mama miktarı, uyku saati ve kaka kıvamı olacaksa

        doğurmamalıyız.

        Kendi yapamadığımız her şey çocuğumuz yapsın diye dövüneceksek doğurmamalıyız.

        Ben her şeye senin için katlandım cümlesini er ya da geç kurma kapasitemiz varsa doğurmamalıyız.

        Arkasından övüp övünüp, kendisine söveceksek doğurmamalıyız.

        Bizi beğenmediğinde sevemeyeceksek doğurmamalıyız.

        Sevgimiz şartlıysa doğur

        Diğer Yazılar