Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        HÂLÂ var mı bilmiyorum ama bizim dönemin çocukları gayet iyi bilirler "küçük araba" modasını. Ben bu modanın en fanatik takipçilerindendim. Misafirliğe, seyahate, hatta bakkala bile giderken yanıma en sevdiğim birkaç küçük arabamı mutlaka alırdım.

        Küçüklüğümdeki araba düşkünlüğümden pek eser kalmasa da o zamanın Türkiye'sinde Cadillac, Buick, Nova, Oldsmobile gibi Amerikan arabalarının oldukça revaçta olduğunu ama JR Ewing ve Bobby Ewing'in kullandığı Mercedes 280 S'lerin de yerinin çok mühim olduğunu gayet iyi hatırlıyorum. Hele ki körüklü Amerikan tampon olanlarının.

        O yıllardan aklımda kalan arabalardan bazıları da komşumuzun çalıştıktan sonra yükselen Citroen'i, modellediğim bir abimizin turuncu 2002 BMW'si ve mahalledeki yabancı bir ailenin station wagon Volvo'suydu. Hani vardır ya insanların hayatında garip ve mantıksız sevdalar, hani neden sevdiğimizi kendimize bile açıklayamadığımız. işte benim de hâlâ devam eden garip ve mantıksız station wagon aşkımın başlamasına vesile olan araç bu Volvo olmuştu.

        DEĞİŞMEYEN ALGI

        "BMW çok yakar, devirli arabadır motor ister", "Mercedes arıza çıkarmaz" "Volvo tank gibi sağlamdır" "Peugeot'nun mekaniği çabuk bozulur"... O dönemin çocukları olarak ebeveynlerimizden en sık duyduğumuz klişelerdi bunlar. Günümüzde artık her otomobil mükemmeli yakaladığından bu tip olumsuz algılardan eser kalmadı.

        İşte Volvo bu algıya ilaveten S60 Polestar üreterek bunu da başardığını gösterdi dünyaya Beyrut'ta.

        Polestar aslında Volvo'lara uygulanan bir performans yazılımı. Sadece 25-30 dakikalık bir işçilikle Polestar performans kitleri aracınıza monte ediliyormuş. Hem benzinli hem de dizel motorlara uygulanabiliyormuş.

        Beyrut yamaçlarındaki Faraya'da bizzat denedim. Station wagon olmasa da bir tankın böylesine hızlı kalkması ve yol alması müthiş!

        BEYRUT NOTLARI

        ■ Havalimanına daha inişte İngilizce, Fransızca ve Arapça "Beyrut'a hoş geldiniz" anonsları yapılıyor.

        ■ İçki markalarının devasa reklamları bütün şehirde. Ve kimse kimsenin neyi nerede içtiğine

        karışmıyor.

        ■ Dinlere ve mezheplere saygı sonsuz. Çapulcu sokak çalgıcısı ezan okunurken ara veriyor, Hıristiyan Müslüman'ın kabrine mum dikip dua ediyor.

        ■ Müziğe ve video kliplere müthiş paralar yatırıyorlar. Yüksek bütçeli bir film gibi her klip.

        ■ Kadınlar çok güzel vücutlu, botokslu ve nargile içiyor, erkekler çok şık, epilasyonlu ve

        puro içiyor.

        ■ Yeme-içme ve eğlence hayatı cidden müthiş. Resmen sabaha kadar sürüyor.

        ■ En çok rastlanan duvar yazısı "Don't drink and drive, let's smoke and fly".

        ■ Kadın-erkek mücevhere düşkünler. George Hakim tasarımları zenginlerin baş tercihi.

        ■ Gündüz çok efendi araç kullanmalarına rağmen sabaha kadar en ünlü bulvar olan Cor-nich'te hız yapıp el freni çekiyorlar.

        ■ Marinanın karşısına denk gelen en gözde caddedeki, balkonları bile akıllara durgunluk veren büyüklükte ve tefrişatta olan binalardaki daire fiyatları 10 ila 15 milyon dolar civarında.

        ■ Abdel Wahab, Babel Bay ve Beyrut'a 40 km mesafedeki Byblos antik kentindeki Le Pepe çok iyi restoranlar. Four Season Hotel Beyrut'un en üst katındaki, yüzme havuzlu lounge'u akşam üstü içkisi için en moda mekân. Ben hiçbirinin eğlenceli saatine kadar dayanamamış olsam da arkadaşlarımdan duyduğum kadarıyla White, Musichall ve BO 18 muazzam kulüplermiş.

        Diğer Yazılar