Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Sevgili ya da eş falan değil. Bu duygularım geçen uzun bayram tatiline ait. Hep söylerim "Ben tatilin 2 ila 4 gün olanını seviyorum" diye. Bu süre uzadığında alışkanlıklarım, uyku düzenim, beslenmem kontrolümden çıkıp bana hükmetmeye başlıyor. Hatta iş kafam bile gaz olup uçuyor sanki.

        İşte bu 9 günlük bayram tatilinde de aynen böyle oldu. Üçüncü gün gibi ilk sıkılma emareleri başladı. Yapacak bir şey yoktu zira ailecek planlanmış ve vazgeçilmesi mümkün olmayan bir seyahatin içindeydim çoktan. Beşinci günün sonunda ise artık uyuşturulmuş bir manda kıvamına alışmıştım bile. Ve şimdi İstanbul denen bu şehirde yaşayan bir beyaz yaka olarak bu rehavetin kıymetini çok iyi anlıyorum.

        Uzun tatille mi barışıyorum yoksa yaşlanıyor muyum anlamadım ama cidden bu sefer tatil modumu çok özlüyorum.

        9 GÜNÜ 1 GÜNDE SİLEN İSTANBUL

        Son gün olduğundan kesin havalimanları mahşer yeri gibi olur, uçaklar rötar yapar, inince de feci bir trafik olur diye hazırlarken kendimi, bu etabı gayet sorunsuz atlatmanın verdiği moralden olsa gerek "canavarın henüz uyuduğunu" düşünmüştüm. Oysaki ilk iş gününün sabahı o herkesten önce çoktan uyanmıştı. Hem de ne uyanmak. 1 km'lik Beylerbeyi-Boğaziçi Köprüsü katılımını 45 dakikada kat ettirecek kadar!

        Deniz ve börtü böcekle geçen 9 Ege gününden sonra, otobüs egzozunu gözüme, minibüs direksiyonunu önüme yiyince "el mi yaman bey mi yaman" şapkamı takıp o naif halimden bir anda çıkarak nasıl atik ve barbar bir İstanbulluya dönüştüğümü ve tekrar arenadaki rolümü aldığımı üzülerek ve utanarak itiraf ediyorum. Maalesef bu şehir ve bu trafik, eğitimli ve saygılı bir duruşu kaldırmıyor.

        YAZ-KIŞ AÇIK EGELİLER

        Tatil günleri her ne kadar yatay ve kaykılmış geçse de ayağa dikildiğim anlara lezzet katan ve tadı damağımda kalan birkaç duraktan ve ortamdan bahsetmek istiyorum. Zira Güney yazdan kalma günler yaşamaya devam ediyor.

        ■ Palmarina Yalıkavak'ta Angelino Gelato Cafe diye bir yer açılmış. Dondurmaları kadar ve Satsuma Dondurmalı Prosecco'suyla da iddialı. Hem denize hem de marinada piyasa yapanlara hâkim konumunun avantajından dolayı dolup dolup taşıyor. Yazz & Jazz konserleri kapsamında sahne alan Bülent Ortaçgil ile ona eşlik eden Birsen Tezer ve Erkan Oğur'un performansına bu ortamda dahil olmak çok keyifliydi. Bu konserler yılda birkaç kere yapılmalı hatta! Yaz-kış açık bir Angelino!

        ■ Bu yaz adını duymayan, yemeğini yemeyen kalmadı Huysuz Aşçı'nın. Onun da kışın açık olacağını öğrendim. Servis ve müzik seçiminde hafif aksaklıklar yaşansa da lezzetleri öyle müthiş ki, gözünüz başka bir şeyi görmüyor. Haşlama içli köftesinin ve kuzu konflisinin zaten bağımlısıydım ama bu sefer ilk kez tattığım kayısılı zeytinyağlı enginarını da şiddetle öneririm.

        ■ Hüsnü'nün Yeri, Datça'nın en eski balıkçılarından biridir. Eski yeri Datça yarımadasının Bodrum tarafına bakan Körmen Limanı'nda olduğundan hâlâ "Körmen" diyenler vardır. Belediyenin ıslah edemediği dereler ve temizleyemediği kumsal insanın tadını kaçırsa da, Hüsnü'nün Yeri de müthiş mezeleriyle, balığıyla ve sezonluk otlarıyla kışın açık.

        ■ Belki giden olur diye ekliyorum zira bayramda Yunan Adaları'nda resmi dil nerdeyse Türkçe'ydi. O kadar çok Türk vardı ki, esnaf resmen "İyi Bayramlar" diyordu biz Türklere. Simi'deki Manos Fish Restaurant'ı gidenler bilir. Çok iyi deniz ürünü pişirir ve sunar.

        Deniz ürünü yemeyen biriyle giderseniz, yine Manos'un kendine ait ve hemen bitişiğindeki mekânında hem Manos'un mutfağını hem de dünya mutfağını aynı masada yiyebiliyorsunuz. Kışın da açık.

        Diğer Yazılar