Olan biten
Yine bu hafta epeyce konum birikti ve yine karar verdim taze taze ve kısa kısa sizlerle paylaşmaya...
UCUZ AMA LÜKS
YILLARCA L'Oreal gibi dev bir kozmetik markasında yöneticilik yaptıktan sonra kendi parfümlerini yaratan Ulric de Varens geçen hafta İstanbul'daydı. Benim gibi gece hayatı olmayan ama yemek hayatı olan biriyle buluşacağımı, verdiği yemek saatinden anladım ve 18.30'da çaldım Park Şamdan'ın kapısını. Acayip zinde, dinamik, ödüle ve iyi yaşamaya doymayan, çok hoş sohbet, 70 yaşında bir kurt Ulric. Emekli olunca, yıllarca hatmettiği "lükse" farklı bir yorum katmaya ve Yves Saint Laurent, Cartier ve Hermès gibi markaların parfümlerini yaratan Jean-Claude Ellena ile kafa kafaya vererek kendi markasını yaratmaya karar veriyor. Ancak tek bir farkla! Bu lüksü fiyatları 9 ila 39 Euro arasında değişen şişelere doldurarak. Şimdilerde ise parfümleriyle bizleri de buluşturmaya hazırlanıyorlarmış Türkiye âşığı kızı Jade de Varens ve damat adayı Charles Prunel ile.
HAYAL GİBİ HALKALI
İKİNCİ kere gittim Halkalı'ya. İlk gittiğimde hayatı yoktu kokusu vardı şimdi ise dolu dolu bir yaşamı var Halkalı'nın. Gelişmeye şaşkınlıkla bakakalmışken bir şaşkınlık da yılların Hayal Kahvesi'nin bir şubesinin de burada açıldığını duyduğumda yaşadım. Hem de bayağı bayağı sahnesiyle falan bir Hayal Kahvesi! En şıklarından da biri! Ben öğle yemeğinde bulundum ama akşam yemeklerine ve özellikle konserlere de ilgi, alaka gayet fazlaymış. Hatta geçen hafta sonu 400 küsur bilet kesmişler. Yemek servisi oldukça ağır olsa da lezzetler hiç fena değil. Pastırmalı vinegret sosla servis ettikleri kalkan ızgara denemeye değer.
KISKANDIĞIM HİKAYELER
STARBUCKS 10'uncu yılı adına "On'un hikâyesi" diye bir yarışma düzenlemişti. Hikâyelerini metin, fotoğraf ve video ile yollayanların arasından ilk 10'a kalanın ödüllünün "Ayşe Arman'ın kalemi tarafından kitaba alınmak" olduğunu bilseydim valla ben de yollardım bir hikâye. Yakında okurlarla buluşturacakmış usta yazar ve gazeteci yazdığı bu e-kitabı. Ne şahane ve içi ne dolu projeler yapılıyor bazen. Müthiş hoşuma gitti.
ÇOCUKLUK YEMEĞİM
"ÇOCUKLUK yemeğim" diyorum ama hâlâ da değişmedi İskender kebaba olan düşkünlüğüm. Öyle ki çocukken her öğün İskender diye tutturduğum için annem "yalancı İskender" diye bir yemek uydurmuştu bana. Ekmekleri kızartıp pide gibi küp küp keserdi, üstüne köfteleri koyup salça sos döker, en üstüne de tereyağı gezdirip, yoğurtla kayık tabağa koyardı. Ben de bayıla bayıla yerdim. İşte şimdi annemin "yalancı İskender"inin bir benzerini işinin ehli Köfteci Ramiz yapmış, adını da "Yoğurtlu Ramiz" koymuş. Tereyağında kızartılmış kepekli pide, doğranmış domates sosu, közde biber ve manda yoğurdu gibi artılarla. Size tatmanızı; Ramiz'e ise domates sosun tuzunu azaltmasını tavsiye ediyorum.
33 YILLIK BAR
HANİ bir program yaptığınızda "aklınıza ilk gelen fiks yerleriniz" vardır, bir de başkası sizi bir yere çağırdığında "Tabii ya böyle de bir yer var, ben niye burayı hep atlıyorum" dediğiniz yerler vardır ya... İşte benim bu meyan yerlerimden biri Nişantaşı Zihni Bar. Mekânın ve Zihni'nin 33 yıllık bar kültürünün tuhaf tesiri ve üzerimde yarattığı değişik ruh halini yine yaşadım o akşamüstü. Bu arada, benim çok tercihim olmasa da artık haftanın 3 gecesi canlı müzik yapmaya başladıklarını ve bu gecelere Erol Evgin, Sezen Aksu, Kenan Doğulu ve Yalın gibi isimlerin sıkça rağbet ettiğini de öğrendim Zihni'den. Tercihiniz gözden ve gözükmekten uzak olduğunda çevirin iş çıkışı rotanızı buraya.