Alaçatı'nın en yenileri
HEP söylerim; çocukluğumdan beri kaderime hep Çeşme çıksa da, aslında ben sıkı bir Bodrum’cuyumdur. Ve maalesef sıkı bir Bodrum’cu olarak kabul ediyorum ki; bu sene Çeşme aldı başını gidiyor, Bodrum da arkadan nal topluyor. Henüz Bodrum mekânları alışık oldukları doluluğu yakalayamamışken, Çeşme daha yazın başı ve ramazan olmasına rağmen tıklım tıklım!
Hal böyle olunca ben de geçen hafta sonunu Alaçatı-Çeşme hattına ayırdım. Ve daha açılmamışken bile dilden dile dolaşmaya başlamış bu yazın en yeni mekânları olan Tektekçi ve Flyinn’i deneyimledim.
42 BİN KİŞİLİK KONSER ALANI
20 küsur yıl önce İstanbul Etiler’de Hakan Dalokay, Rıza Tansu ve Kerim Kip ortaklığıyla açılan Flyinn efsanesini hatırlayanlar vardır. Mönüsünden müziğine, kokteylinde barmaid’ine olay olmuştu. Bu “olay” durumu Çeşme Ayayorgi Koyu’nda açılan Flyinn Beach’le devam etmişti. Flyinn Beach’te Türkiye’nin deniz, güneş ve plaj alışkanlıkları “beach” konseptiyle buluşmuştu. Uzun aradan sonra bu yaz Flyinn Beach tekrar doğdu. Bu kez Alaçatı’da ve eskisinden çok daha devasa bir şekilde.
“Nasıl olmuş?” diye sorarsanız, cevabımı bilemiyorum. Bu bende “okuduğum bir kitabın filmini seyretmişim” hissi yarattı. Yani taşlar bende tam yerine oturmadı. Sanırım ben eski Flyinn ruhunu bulmayı bekledim. Hem de “20 yıl önceki Sermet” olmadığımı unutarak...
Koskoca tesiste adım atılacak yer olmaması pürüzlüğün ve yanlışın bende olduğunun ispatı. Herkes müthiş kumsalın, denizin ve güneşin tadını çıkarırken; ben personelin şortundaki lekeye takılıp kendi kendimi mutsuz edebiliyorum. Neyse bırakın gençleri, benim gibiler için bile Flyinn Beach gidilip görülmesi gereken bir tesis olmuş. 42 bin kişilik konser alanında birbirinden ünlü sanatçılar sahne alacakmış. Mega starımız Tarkan bile.
SIRA DIŞI BIR MUTFAK
Pek tarzım diyemem Tektekçi mekânları için, zira kokteyl seven biri değilim. Ancak konseptini, sunumunu ve eğlencesini gayet başarılı buluyorum.
Şimdi ise restorancılığa da el atmışlar ama ne atma. Cidden çok sıra dışı.
Port Alaçatı’daki eski “Deli Deli”nin yerini bu sene “Tektekçi Mutfak”a çevirmişler. Bu mutfağın başında da arı gibi çalışan ekipleriyle Tevfik Mavioğlu ve Ömer Bozyap var. Konsept tam “A la Tektekçi” kıvamında diyebilirim. Eğlencede olduğu gibi mutfakta da sıra dışılar.
Mesela mönü “Giriş”, “Gelişme” ve “Sonuç” bölümlerinden oluşuyor. Ayrıca her yemeğin “Az porsiyon” ve “Bol porsiyon” servisi var. Böylece çok aç olmayanlar da, gözü dönecek kadar acıkanlar da, tek öğünde birçok farklı yemek tatmak isteyenler de “Tektekçi Mutfak”ta aradığını bulabiliyor.
Sunum, lezzet ve fiyatlar gayet iyi burada. Belki İstanbul Bebek’teki dükkânı mutfak konseptine çevireceklermiş. Bence mutlaka çevrilmeli, zira kesin tutar.
Su dahil hiçbir şeyin şişesiyle servis edilmediği mekânda, bıçak da servis edilmedi o gün bize. Bu da mı konseptlerinin bir parçası bilemiyorum, ama genelde dilimlenmiş olarak servis edilen porsiyonlardan dolayı ihtiyacını da hissetmedik demek ki.
Deneyin derim.
Uçakta iftar
ÇEŞME dönüşünde yoğunluktan dolayı gövdesi Boeing 737-800’den Airbus A330’a, ondan da Boeing 777’e büyütülen uçağım, iftar saatinden 15 dakika önceydi. Yani uçaktaki yemek servisi tam iftar saatine denk geldi. Ben de böylece sıcak yemek yerine sadece hafif iftariyeliklerin servis yapıldığı THY uçağında tadından hiç haz almadığım “güllaç” ile barışmış oldum.
Ya ben bugüne kadar doğru düzgün güllaç yemedim ya da bu güllaç ekstra güzeldi. Eğer uçakta iftara denk gelirseniz bu buram buram gül kokan, bolca fıstıklı ve bademli güllacın tadına mutlaka bakın.