Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        TÜRKLERE,özellikle de İstanbullulara baktığımızda yemek yenilecek mekân seçiminde otel restoranlarının tercihlerin çok sonlarında yer aldığını görürüz.

        Mekân tercihimiz genellikle şehrin popüler restoranlarından ya da iddialı lezzet duraklarından yana olur.

        Haksız da değiliz hani.

        Giyinmiş, kuşanmış bir de üstüne “artık hesaplısı kalmayan” İstanbul mekânlarından birinde dünya yüküyle para harcamayı göze almışken niye bir otel restoranına gidelim de ruhsuz bir yemek yiyelim değil mi?

        Bir de eşimizi dostumuzu görmek, iki muhabbet etmek varken niye yan masamızda Alman Hans ya da Arap Hassan olsun?

        Dediğim gibi bu genel durumumuz.

        Elbette istisnalar var.

        Hem de yıllardır.

        Hilton İstanbul’un Dragon restoranı, Shangri La’nın Shang Palace restoranı ve bünyesindeki hemen her restoranıyla açıldığı yıllardan beri İstanbul’un yeme-içme mabedi olan Swissotel Bosphorus gibi.

        DOĞAL YEMEK ATÖLYESİ

        Geçtiğimiz günlerde bu restoranlara bir yenisi eklendi.

        Epeyce bir rönovasyon geçiren şehrin en lüks otellerinden Ritz Carlton Hotel’in yeni mekânı Atelier Real Food.

        Doğal yemek atölyesi anlamına gelen mekân, otelin giriş katında açılmış. Gayet şık ve muhteşem bir Boğaz manzarasına sahip. Ancak bunların hiçbiri akılda kalmıyor yemeklerini tattıktan sonra. Cidden ne yediysem hepsi çok iyiydi. Sadece ben değil masadaki herkes ne yediyse beğendi. Ayrıca servis de alışılagelmiş ve formal otel restoranlarının aksine son derece sıcak ve samimi.

        Başta otelin genel müdürü Max Zanardi olmak üzere bu restorana çok emek vermişler. Hepsinde karşısındaki kişiler tarafından hissedilen bir heyecan var. Sanki aileye yeni bir torun gelmiş gibi hepsi ailenin yeni ferdine odaklanmış durumdalar.

        Hal böyle olunca ortaya şahane bir iş çıkmış. Restoranın şefi Andre bile kullanacağı malzemelerin en iyilerini bulmak üzere atlamış motosikletine, düşmüş dünya yollarına. Hem de tam 3 yıl boyunca.

        Arap, Akdeniz ve Türk mutfağı ağırlıklı bir mönüye sahip restoranın eleştirilecek tek şeyi var o da aydınlatması. Aydınlatmanın daha masa odaklı olması gerektiğini düşünüyorum. Fırınından ocağına, tabağından çanağına bu denli özen gösterilmiş bir mekânı yönetenlerin bu basit konuyu hemen halledeceklerinden de son derece eminim.

        Çok yakında pazar brunch’larına da başlayacak Atelier Real Food’a yolunuzu düşürmenizi ve aslen bir Fas yemeği olan “Kuzu Tajin”i denemenizi öneririm.

        Tandırdan burger

        INSTAGRAM hesabımda fotoğrafını paylaştıktan sonra anladım ki epeyce bir müdavimi varmış Tribeca’nın tandır etinden yaptığı burger’in.

        Yıllardır adını sanını duymadığım, esasında bagel denen simitimsi ve poğaçamsı Amerikan çörekleriyle ünlü zincirin kapısından tekrar girdim geçenlerde. Sebebi bu sıra dışı burger’i denemekti. Ben tandırı da burger’i de çok severim. O yüzden sonucun kendi açımdan iyi olacağından emindim ama bu kadar iyisinin olacağını tahmin etmiyordum açıkçası.

        Enfes ve bol kepçe kuzu tandırın üzerine karamelize soğan ve mozzarella peyniri ilave edip burger ekmeğine koymuşlar. Bir de yanına bolca soğan halkaları, patates kızartması ve salata...

        Daha ne olsun?

        Mutlaka bu yaramazlık arada yapılmalı ve mutlaka denenmeli diyorum; başka da bir şey demiyorum!

        Diğer Yazılar