Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Almanya basını, 15 Kasım günü hiç tanımadığı iki kızı tacizden korurken aldığı darbe sonucu, doğum günü olan 28 Kasım’da yaşamını kaybeden Tuğçe Albayrak ile ilgili gelişmeleri manşetlerinde tutuyor. Ancak medyaya yansıyan haberlerin bir kısmı, 22 yaşında dünyaya insanlık dersi veren Tuğçe’nin ailesini rahatsız ediyor.

        Anne Sultan Albayrak “Tuğçe, Almanya’da doğan bir Türk kızıdır” diyerek ailenin şeceresine ilişkin ortaya atılan iddialara son noktayı koymak istiyor.

        Mannheim 23. Türk Film Festivali nedeniyle Frankfurt’ta bulunan Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan ile Albayrak ailesine yaptığımız taziye ziyaretinde, Tuğçe’nin hak arama ve adalet duyguları yüksek bir evde büyüdüğünü gözlemliyoruz.

        Anne Albayrak, Demircan’ın “Tuğçe kendisini yabancı düşmanlığı sorunları yaşanan bu ülkenin parçası hissediyor ve burada yaşanan adaletsizliğe ‘Olmaz’ diyor, bizim toprağımızın özelliği bu. Tuğçe hepimizin gururu” sözlerini destekleyen şu yorumu yapıyor: “Tuğçe Türkiye’nin de, dünyanın da gururu oldu...” Aynı gün Alman medyasında çıkan haberlere ilişkin görüşleri sorulduğunda, ailenin tepkisi ortaya çıkıyor: Sultan Albayrak odada bulunan Tuğçe’nin babası Ali Albayrak’ın da desteklediği şu sözleri dile getiriyor: “Haberleri okumuyoruz, o nedenle içeriğini de bilmiyoruz. Herkes bir şeyler anlatıyor, konuşuyor. Olayın nasıl olduğu belli, detayları avukatımız takip ediyor. Tuğçe tanımadığı iki kişinin çığlığına gitti; Rus mu, Alman mı, Türk mü olduğunu bilemiyor; iki çığlığa gidiyor.”

        ‘TUĞÇE TÜRK KIZIDIR’

        Anne anlatmaya devam ediyor: “Bütün dünya Tuğçe’nin arkasından gelişmeleri takip ediyor. Bazıları nasıl takip ediliyor bilmiyorum ama her gün başka bir şey çıkıyor. Annesi başkası, babası başkası çıkıyor. Tuğçe Türk kızı olarak değerlendirilmiyor, Alevi kızı olarak değerlendiriliyor. Bunlar da bizi rahatsız ediyor. Tuğçe bir Türk kızı. Almanya’da doğmuş bir Türk kızı. Herkes kendine mal etmeye çalışıyor. Tuğçe’nin babası Yozgatlı, annesi İstanbul doğumlu.” Annenin bu sözlerinden, Tuğçe’nin cemevinde değil de, camide son yolculuğuna uğurlanmasına ilişkin yapılan yorumlara itirazları olduğunu anlıyoruz. Anne ekliyor: “Türkiye’de yaşadığımız yer Bandırma Erdek’tir. Kızımın da orada ikametgâhı var.” Baba devreye giriyor: “Kayınbabam Sivaslı, kaynanam Kırıkkale, ben Yozgatlıyım, hepimiz buraya gelmişiz... Herkes kendine mal etmeye çalışıyor.”

        Anne son noktayı koyuyor: “Tuğçe Türk kızı. Türk geleneklerini, göreneklerini bilen saygılı bir çocuk. Burada herkes bilir.” Başkan Demircan bu noktada söze giriyor ve “Bu öyle bir olay ki, buradaki Türk toplumu için öyle bir örnek ki; bir kahraman.”

        Anne, kızının bundan 1-2 yıl önce mutfakta yanına gelerek organlarını bağışladığını söylediğini aktarıyor: “Belki şu anda Tuğçe’nin kalbi bir başka insanı yaşatıyor. Biz onun arzusuna saygı duyduk, son isteğini yerine getirdik.”

        “1979 yılında tam Türkiye’nin karışık olduğu zamanlarda ailece Almanya’ya göç ettik” diyen Ali Albayrak, kızının çevresindeki olaylara, Türkiye’deki gelişmelere ilgili olduğunu belirtiyor.

        ‘FATİH AKIN ÇEKMESİN’

        Tuğçe’nin Almanca felsefe eğitimi almak için üniversiteye giderken, restoranda çalıştığını öğreniyoruz. Tuğçe’yi daha iyi tanımak için odasına girmek isterdik ama aile henüz kızlarının odasının kapısını açamamış. Acı çok taze... Çevredekilerin evlerinin önünde yaktıkları mumlar, yazdıkları mesajlar yas evini işaret ediyor. Tuğçe’nin çiçek, böcek tüm canlılara sevgi ile yaklaştığını söyleyen anne, “Bir melek gibi geldi, bir melek gibi” sözlerini fısıldıyor... Konuklarından Göksel Arsoy’a dönüyor, kızının eski Türk filmlerini de izlediğini söylüyor. Başkan Demircan, Tuğçe’nin anısına bir film yapılması için tüm desteğini vereceğini söylüyor. Bunun üzerine, Almanya’da yaşayan Türk asıllı sinemacı Fatih Akın’ı anımsatıyorum.

        Baba Albayrak’tan, Akın’ın Ermeni tehciri filmine tepkiden kaynaklandığı belli olan kuvvetli bir itiraz yükseliyor: “Onu istemem. Türkiye’yi, kendi memleketini düşünen birisini istiyoruz, çatlak sesler çıkaracak birisini istemiyoruz. Atatürk Türkiye’sine bağlı bir aileyiz. O böyle birisi değil.” Babaya gazetemize verdiği röportajda Tuğçe’nin devrimci gençliğin önderlerinden Mahir Çayan’a, Deniz Gezmiş’e hayranlığını dile getirdiğini hatırlatıyorum. Onaylıyor: “Ben kendi kitaplarımı okurdum, onun ne okuduğuna karışmazdım. Aramızda konuşurduk. Onları severdi. Bağımsız özgür Türkiye için mücadele verirken ölmüşler...” Anne devreye giriyor: “Tuğçe piyano da çalardı, futbol da oynardı. Biz çocuklarımızı özgür yetiştirdik. Komedi izlemesini de severdi. Moralim bozuk olduğu zaman laptop’u açar, Yalan Dünya dizisini izletirdi. En son cuma günü de Yalan Dünya dizisine baktık zaten...”

        Diğer Yazılar