Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Kolay değil, uzun bir dönem etle tırnak gibi olduğum okurlarımdan kopup, yeni bir başlangıç yapıyorum. Cesaretimi sizden alıyorum. Madem siz bu kadar yenilikçisiniz ve madem siz bu kadar seçici davranıp Habertürk gibi genç bir gazeteyi birinci ligde yarıştırıyorsunuz; ben de bu kervana heyecanla katılıyorum.

        Birlikte alacağımız yol hakkında size küçük bir ipucu vereceğim ve umut ediyorum ki bu bizi birbirimize ısındırmaya yetecek:

        Bu köşede laf olsun torba dolsun, herkesin işi görülsün türünden yazılar okumayacaksınız; soysal medyanın diliyle söyleyecek olursam, yönetim katlarında oturanları dürteceğim. Lafı fazla uzatmayacağım, sizi içtenlikle selamlıyor ve “merhaba” diyorum.

        MEDYANIN TARİHE TANIKLIĞI

        Mesleğimin duygusu büyüler beni. Yeni bir medya dünyasına yelken açmak öyle bir çırpıda olup bitmiyor…

        İçinde uğurlama ve ağırlama törenleri düzenliyorsun; anıların yükü basıyor üzerine... Yakın tarihimize pek bir merak sardık ya bu aralar, ben de yazı yazmaya ara verdiğimden beri sararmış kitaplara başvuruyorum…

        Cumhuriyet öncesi ve sonrası medya dünyası…

        Hangimizin yaşı ve deneyimi yeter acaba “Böylesi hiç görülmedi” cümlesini kurmaya?..

        1950’lerden sonra kitle gazeteciliğini başlatan Sedat Simavi ve Ali Karacan’ın gazetecilik serüvenleri, 1960’ların başında Kemal Ilıcak’ın Tercümanı, 1980’lerde İzmir’den gelen Sabah’ın atağı…

        İlk dergisini 1916’da yayımlamaya başlayan Simavi’nin 1948 yılında Hürriyet’i kuruncaya kadar mizah alanında verdiği eserler eleştirel kültürün belki de ilk tohumlarıydı.

        Sadun Tanju’nun kaleminden 34-35 yıllık meslek yaşamında sekiz gazete kurup yaşatamayan sonunda 3 Mayıs 1950’de Milliyet’i yeniden çıkaran Ali Karacan’ı okuyorum. Kurtuluş Savaşı, Lozan süreci, Cumhuriyet’in ilanı, İstiklal Mahkemeleri, Menemen olayları, Menderes’in asılması koca bir tarih geçiyor.

        1920’den itibaren Mustafa Kemal’in refakat subaylığını yapan ve 1924-1936 yılları arasında Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Siirt Milletvekili Murat Soydan, banka sermayesi ve Atatürk’ün direktifiyle 1925’te Milliyet Gazetesi’ni kuruyor. 1935’te Ali Karacan bu gazetenin başına atanıyor! Karacan gazetenin adını Tan’a çeviriyor. Banka 1936’da “çok uygun” şartlarda Tan’ı, yine Atatürk’ün emriyle dönemin muhalif kalemi ve İstiklal Mahkemeleri sanıklarından Ahmet Emin Yalman’a satıyor.

        Sermaye kıtlığı yaşanan koşullarda yeni Cumhuriyet kendi gazetesini de, kendisi çıkarıyor.

        Karacan, oğlu Ercüment Karacan’a gazeteciliği şu sözlerle anlatıyor:

        “Rastgele bir iş yapmıyoruz biz! Marpuççular’da manifatura mağazamız, Perşembe Pazarı’nda hırdavatçı dükkânımız yok. Kâr, zarar hesapları dışında sorumluluklar taşıyan bir iş bu bizim yaptığımız. Devlet işlerine burnumuzu sokuyoruz. Doğru yol hangisidir, kötü yol neresidir diye öne düşüp gösteriyoruz… Gerçek nedir, hangi yol felakete, hangisi saadete gider, biz biliyor, biz öğretiyoruz. Topu topu bir baskı makinesi, beş on işçi, biraz kâğıt, biraz mürekkep, bunları yapmak için yetiyor artıyor bize. Peki bizi zorlayan mı var böyle belalı bir iş yapacaksın diye? Hayır! Bu mesleği biz seçmişiz. Ben satışı çok olan, aranan bir mal yapıp pazarlamıyorum. Hele, hileli, kötü, zararlı, sakat mallar satıcısı hiç değilim… Gazeteciliğin vicdani, ahlaki, ilmi sınırları vardır! Gazeteci o sınırları aşamaz! Bizim görevimiz, kendi aklımız ve yeteneklerinizle eriştiğimiz kendi bilgilerimizi, kendi doğrularımızı halka söylemek değildir. Gerçeği aramayı bilmiyorsan, haberin, yorumun has olanını üretmeyi beceremiyorsan bu mesleğe layık değilsin, o kadar!”

        Aradan geçen zamana bakıp, gazetecilik duygusunun şartlar ne olursa olsun değişmediğine dair inancım güçleniyor. Dünden daha şeffaf, daha özgürlükçü, daha sorgulayıcı ve bilgiyi edinme konforu daha yüksek, katılımcı bir dünya kuruluyor..

        2000’lerde genç ve dinamik bir süreç… 2009 yılında Ciner Grubu ile yayın hayatına başlayan Habertürk’ün medya tarihindeki yerini de bu kuşak yazacak.

        Diğer Yazılar