Tarihi de, doğayı da köylüler koruyabilir
Antalya’nın Demre İlçesi’ne bağlı Üçağız Köyü’nden değil de, Fırat havzasındaki Rumkale, Zeugma ve Karkamış antik kentlerinden, Doğu Karadeniz’de Bayburt’un Baskı Köyü’nden, Afyon’un Tazlar Köyü’nden, Van Kalesi’nden, Denizli’de sayıları 10’u bulan antik kentlerden ya da, Artvin’in Macahel Vadisi’nden de dönseydim, bu yazıyı yazardım… Tarih ve doğayı ancak orada yaşayan köylüler koruyabilir! Ama nasıl? Bu konuyu tartışalım… Geçen hafta sonu Opet’in, Üçağız’da tamamlanan “Örnek Köy” projesinin kutlama törenindeydik; Turizm ve Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, kendisini dinlemeye gelen yöre halkına şöyle sesleniyordu: “Bu bölge turizmden en fazla gelir elde eden bir yöre olabilir. Burasını bütünüyle bir Avrupa haline dönüştürebiliriz. Tek isteğimiz evinizin kapısını temiz tutmanız. Evinizin önüne zakkum çiçekleri dikmeniz. Hayalim, bütünüyle buradaki tarihi, doğayı geleceğe kutsal bir emanet gibi taşıyarak, insanlığın kültür tarihine unutulmaz bir şekilde yazmak…”
EĞİTİME GELMEDİLER
Bakanın hayalinden meydanı dolduran köylülerin ne kadar etkilendiklerini gözlemlemeye çalıştım. Üçağız köy meydanındaki düzenlemeden mutlu olmalılardı… Zira daha önceki yıllarda hediyelik ürünleri; ya sokaklarda kırık dökük tezgâhlarda, ya da yere serdikleri bezlerin üzerinde satıyorlardı… “Bu sene satış yok…” diye yakınıyorlar… Görüntü ya da kalite çok da umurlarında değil. Yalnızca köyün otoparkındaki 5000 yıllık kaya mezarına tamponu değen araçlardan inenlerin, ne kadar para harcayacaklarıyla ilgililer. Zaten senenin üç bilemedin dört ayı gelen turistler; ne buldularsa yesin içsinler, bir de hiçbir yaratıcılığı olmayan 10-20 liralık incik boncuklarını satın alıp gitsinler… Şimdi Turizm Bakanlığı ya da Opet çıkmış diyor ki “Sizi eğitelim, turiste nasıl davranacağınızı bilmiyorsunuz. Evinizi, çevrenizi temiz tutun, iyi hizmet verin…” Eğitimlere gitmiyorlar. Opet Yönetim Kurulu Üyesi Nurten Öztürk, “Eğitime gelmezlerse, örnek köy projemizden vazgeçeriz” dedik. Çünkü bu projeler ancak orada yaşayan insanlar talep ederse başarılı oluyor. Muhtarın, kaymakamın ısrarlı takibi ile köye eğitim verebildik” diyor. Koruma Kurulu izinleri dahil 4 yıllık bir uğraşın sonunda, köye makyaj yapılabilmiş. Üçağız’da “Kale” ye çıkarken tahta merdivenler yapılmış, ışıklandırılmış, Oysa 1986 yılında Rahmi Koç burada bir köy evi satın aldığında, bunların hiçbiri yok! Koç’a “ayak bastı parası” olarak üç sınıflık bir okul ve Kale’nin ışıklandırmasını yaptırmışlar. Müzenin ışıklarını Koç’un bekçisi yakıp-söndürmüş yıllarca… Bakanlık, Kaleköy’ün ören yerine yeni bir “Müze müdürü” atamış. Opet de, buraya giden yolun başına yaptığı “temiz tuvalete” bakması için bir çalışan yerleştirmiş, maaşını ödüyor. Fiyatları son 5 yılda dörde katlanarak 250 bin dolarlardan, 1 milyon dolara kadar çıkan köy evlerinden satın alan Demirören ve Dinçkök aileleri pek köyün işlerine girmemiş, restorasyonlarını tamamlayıp köşelerine çekilmişler. Bakan şimdi buralarda ev sahibi olan zenginlere sesleniyor; “Bize telgraf çekerek kutlamak olmaz, gelin destek verin…”
TAŞIMA SUYLA DEĞİRMEN DÖNMEZ!
Her yıl yaklaşık 500 bin kişinin ziyaret ettiği Demre’de köylü bildiğini tekrarlayarak; yani ‘az hizmet-çok para’ felsefesiyle yaşayıp gidiyor… Şikâyeti yok. Bundan daha fazla kazanmanın biricik yolunun turisti kazıklamak olduğunu deneyimlemiş. Demre’deki Aziz Nikolas (Noel Baba) da, Lykia mezarları da binlerce yıldır orada duruyor; elbette birileri gelip gezecek. Onların bir katkı yapmaları gerekmiyor! Evinin odasını geceliği 180 liraya satacak, bir tatlı bile yapmaktan aciz mutfağından çıkardığı akşam yemeğine adam başı 100-150 lira çakacak, halinden memnun… Kırsal kalkınma, tarihe saygı, turizm gelirlerini artırma, hangi amaç için olursa olsun köylünün bu dönüşüme ikna olması için kooperatif bir disiplin oluşturmak gerekiyor. “Ahmet okul yapsın, Mehmet müzeye para versin” dediğin zaman, kimin bu işten kârlı çıkacağına köylü ikna olamamış; gerçek bu! Günün sonunda milyon dolarlık evlerini satıp, kendilerine yeni bir köy kurmaktan başka çareleri kalmayabilir!