Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Neredeyse Cumhuriyet ile yaşıt olan Koç Topluluğu'nun son 10 yılda bünyesine kattığı Opet'in, 2005 yılında satın aldığı Tüpraş'ın ardından geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiği 14.9 milyar ciroyla Türkiye'deki şirketler arasında 3'üncü sıraya çıkması, Vehbi Koç'tan miras kalan "mütevazı kutlama" geleneğinden sapmayı hak ediyor...

        Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç'un 8 Kasım gecesi Çırağan'da verilen "Opet 20. Yıl Balosu"nda yaptığı konuşmada, grup cirosunun yüzde 50'sinin enerji yatırımlarından geldiğini vurgulaması ve Opet'te yüzde 50'şer payla ortaklık kurdukları Öztürk Ailesi'ne yönelik sarf ettiği "takdir" dolu sözler, gecenin pozitif enerjisini yükseltiyor...

        Opet Yönetim Kurulu Başkanı Fikret Öztürk ve eşi Nurten Hanım'ın öğretmenlik mesleğinden ayrılıp 1982 yılında Mersin'de madeni yağ şirketi kurarak başlattıkları yolculuğun, Koç Topluluğu ile kesişmesiyle geldiği seviye, Türkiye'de eğer bir "en başarılı ortaklıklar" ligi olsaydı, orada da derece yapabilirdi...

        Davette yanımda oturan Koç Grubu'nun 34 yıllık "müteahhidi" ve Gürsoy Şirketler Grubu'nun kurucusu Ergun Gürsoy'dan bu süreci değerlendirmesini istiyorum, "Mustafa Koç zengin bir dedenin torunu ve zengin bir babanın oğlu, o nedenle cesur kararlar alabiliyor. İkincisi ise grubu ufak tefek işlerden çıkıp büyümeye ikna etti. Krize nakit parayla girdi. Riskleri göze alan zenginleşir" diyor.

        KOÇ'UN MÜTEAHHİDİ GÜRSOY

        1974 yılında İnan Kıraç'la birlikte çalıştığı Standart Belde ve Tofaş'tan ayrıldıktan sonra kara nakliye filosunu kurduğunu anlatan Gürsoy'a katkı, eşi ve lojistik, kara nakliyesi, inşaat sektörlerinde faaliyet gösteren Gürsoy Grubu'nun yöneticisi Ayşe Gürsoy'dan geliyor:

        "Evlendiğimizde yalnızca 1 TIR'ımız vardı, 27 Mart 1975'te üçüncü TIR'ımızı aldık, şimdi bu sayı 300'e çıktı... Tofaş ve Ford otomobillerini banttan alıp yurtiçinde ve yurtdışında varacağı noktaya kadar yalnızca biz taşıyoruz."

        Ayşe Hanım tam da su sırada bana, gelen mesajlarla "nakliye seyir defterine" dönen cep telefonunu gösteriyor...

        Ergun Gürsoy ise, "Memurdum... Koç bana yılda 100 milyon liralık iş veriyor, kendini de bizi de yukarılara taşıdı... Lojistik ve nakliye kuruluşlarımızı satın almak için yerli ve yabancı şirketler sıraya girdi ama ikna olmadık" sözleriyle, bundan sonrası için karar vericilerin çocukları olduğunu vurguluyor.

        Eski Galatasaray Asbaşkanı Gürsoy bir de espri yapıyor: "Fenerbahçeli Koç'tan (Mustafa-Ali Koç kardeşleri ima ediyor, zira Rahmi Koç'un Beşiktaşlı olduğunu biliyoruz) kazanıp Galatasaray'a yatırdım."

        Koç Üniversitesi'nin Topkapı'da yapımı süren "KÜ Sağlık Bilimleri" kampusundan Suna Kıraç Müzesi'ne kadar birçok Koç inşaatının müteahhitliğini de üstlenen Gürsoy'un oğlu Ali Gürsoy da GS Yönetim Kurulu'nda yer alıyor.

        'TEŞVİK PRİMİNİ BEN İCAT ETTİM'

        Beylerbeyi'ndeki muhteşem arazisini başkanı olduğu Trabzon Kültür Derneği'nin restoranına tahsis eden spor adamı Gürsoy'u bulmuşken, "Sporda şike hep var mıydı?" diye soruyorum...

        Gürsoy'dan itiraf geliyor: "Futbolcu şike yapmaz. Teşvik primini ben icat ettim. O zamanlar suç değildi. Galatasaray 14 yıl sonra benim dönemimde şampiyonluğu yakaladı. GS'nin kazanması için her şeyi yaparım."

        "Sizden önce şike yok muydu?" diye tarihçeye dalmaya niyetleniyorum, "O devrelerde futbolda para yoktu ki şike olsun. Allah'tan 2006 yılında yöneticiliği bıraktım" cümlesi noktayı koyuyor.

        Gürsoy'la bir merakımı paylaşmak istiyorum: "Genellikle Trabzonlular GS'li, Rizeliler ise FB'li oluyor, bunun bir nedeni var mı?"

        "Trabzon'da 1920'lerden beri İdmanocağı diye amatör ligde oynayan bir takım var, renkleri sarı-kırmızı. Rize'de de FB'lilerin kurduğu (1936) Fener Gençlik diye bir takım vardır, tahmin edebileceğiniz gibi onun da renkleri sarı-lacivert" yanıtını veriyor.

        Biz bu sohbeti yaparken sahneye Opet'in reklam yüzü Ajda Pekkan çıkıyor, Gürsoy eskilere gidiyor, "Şenesenevler'de Ajda ile komşuyduk... Babası albaydı, neler çekti" diyor. Artık "magazin" alanına da girmeyeyim, Ajda'nın geceye en yakışan şarkısı "Petrol"ün Youtube'dan 1980 Eurovision'undaki yorumunu da dinleyeyim...

        Diğer Yazılar