Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bodrum'dan feribota atlayıp gezmeye gittiğim Datça'da duyduğum en ilginç hikâye; çiftlik ürünleri markası "Olive Farm"ın 1970'lere uzanan ve bir kısmı şehir efsanesine dönüşen tarihi oldu...

        Duyduklarım sınırlı olsa da, birinci elden anlatım değeri taşıyor.

        Datça merkezine yakın Saklıköy'de "Villa Aşina" diye küçük bir otele vardım. Otelin sahibi Datça Otelciler ve işletmeciler Derneği Başkanı Mimar Bülent Sancakdar, bölgede görmemi tavsiye ettiği turistik yerleri sıralarken, Olive Farm'ın kuruluş öyküsünü şöyle anlattı:

        DATÇA'DAKİ AMERİKALILAR!

        "Richard Rosenberg adlı bir Amerikalı 1994 yılında Datça'ya geldi. Kimyagermiş... O yıllarda ben de buralarda inşaat işi yapıyordum. 450 dönüm arazide ona çiftlik kurdum. Türk vatandaşlığına geçerek Reşit adını alan Richard, buraya 8 bin zeytin ağacı dikti. Datça'ya geldiğinde 70 yaşındaydı. Bundan 10 yıl kadar sonra, çiftliği basan jandarma tarihi eserler ele geçirdi. Richard, yaşı göz önüne alınarak tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Sanırım Amerika'ya geri döndü. Çiftliği sosyetede tanınan Mermerci Ailesi'nin kuzenlerinden Yavuz Mermerci satın aldı ve geliştirdi. Çiftlikte bir küçük otel ve satış mağazası açtı."

        Datça'da badem de, zeytin de bulursun ama; antik şehir Knidos'taki dünyanın ilk çıplak tanrıça heykeli Afrodit'i bulamazsın... Bölge 1967-1977 yılları arasında Amerikalı arkeologlar tarafından talan edilmiş, eserlerin büyük bölümü kaçırılmış...

        Palamutbükü'nde "Mavi Beyaz" diye bir otel karşımıza çıktı; plajında oturduk. Otelin sahibi Mehmet Tekbacak ile de karılaştığım andan itibaren gündemim, "butik oteller" oldu.

        Tekbacak, "Bu koyda 7-8 bina vardı; sayıları 800'e çıktı. Hiçbirisinin iskânı, ruhsatı yok. Çünkü imar planı çıkmadı" diyor...

        Güzelim koyun geleceği şimdilik işletmecilerin insafına terk edilmiş durumda ki, bu da doğal olarak en alt seviyede olduğundan atıklar denize gidiyor...

        KÜÇÜK OTELLER, PANSİYON MUDUR?

        Geçtiğimiz yıl Sirkeci Grubu'nun sahibi Ömer Faruk Boyacı ve turizmci-eğitimci Yasemin Tutal'ın öncülüğünde kurulan ve üye sayısı 183'e ulaşan Küçük Oteller Derneği, (TÜRKODER) "butik otel mevzuatı"nı eleştiriyor.

        Tutal, "2011 yılında yeniden düzenlenen otel begelendirme mevzuatında yer alan butik otel, özel hizmet veren minimum 10, maksimum 60 oda ile tanımlanıyor. 5 yıldızlı otellerin sahip olması gereken havuz, asansör, yangın merdiveni, resepsiyon, kapı giriş metrajları gibi teknik özelliklerin hepsini istiyor. Kapasitesi 50 kişiden az olmamak kaydıyla, ikinci sınıf lokanta istiyor. Kişi başına 1.2 metrekare alan düşecek şekilde en az 50 kişilik pasta salonu, 50 kişilik gösteri salonu ya da 60 metrekare kütüphane ile cimnastik salonu, Türk hamamı, tenis kortu, SPA gibi etkinliklerin en az 3 tanesi bulunacak. Bu, 10 odalı otele 'Butik otel belgesi vermiyorum' demek. 10'dan az oda sayısı olan pansiyon belgesi alacak. O zaman da bakanlığın verdiği fiyat tarifesi devreye giriyor" diyor.

        Bu sözleri; TÜRKODER üyelerinden Sancakdar tamamlıyor: "Bize en çok Amerika, Hollanda ve İtalya'dan turist geliyor, çünkü küçük otelleri tercih ediyorlar. Ancak mevzuata uyum sağlamamız çok güç."

        Sancakdar'ın konuklarından, Şirince'de eski eşiyle birlikte turizm hareketi başlatan mutfak yazarı Müjde Tönbekici ile Beyoğlu Galata'da "5ODA" otelinin işletmecisi Şennur Yılmaz da son noktayı koyuyor: "Türkiye'de ruhsatlı küçük otel bulamazsınız. Çünkü bu otellerin hiçbiri 'butik' sınıfının standartlarını oluşturamaz."

        Tatil yaptığınız yörelerde etrafınıza dönün şöyle bir bakın; kaç otel ruhsatsız olduğu için kapatılmış? Bu oteller yerel yönetimlerin çantasındaki kekliktir, yolarlar... Eğer ruhsatsız olduğu için kapatılan bir otel görürseniz, bilin ki onun sahibi yerel yönetimi yeteri kadar yemlememiştir!

        Diğer Yazılar