Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Uğur Kaymaz’ı hatırlar mısınız? Bu yıl 18’inde olacaktı. Tam 6 yıl önce öldürüldü.

        12 yaşında, 13 polis kurşunuyla delik deşik edildi.

        Babasının cesedi de yanı başında, evlerinin önünde, babanın uzun yola çıkacağı kamyonun dibinde yatıyordu.

        Uğur’un ayağında terlikleri vardı. Bedeninde 13 kurşun.

        ***

        O zaman Sabah’da üst üste yazılar yazdım.

        “Küçük haber” diye uçabilecek 13 kurşun, başkalarının da ısrarlı takibiyle gündem oldu.

        Mecburen işten geçici el çektirme, mecburen mahkeme oldu.

        Unutmuyorum. Yazım üstüne, Jandarma Genel Komutanı adına “görevli” bir albay aramış, “oradaki yanlışlığı” teslim etmiş, Jandarma’nın değil polisin hatası olduğunu söylemişti.

        Mahkemede “hata” bile bulunamadı.

        Zaten acayip bir süreçti.

        “Bölünmez bütünlük” halinde ülke ya. Yurdun her köşesi bir, her çocuğu “kanun önünde eşit” ya…

        Nedense böyle davalar “yerinde” görülmüyor. Sadece “Güneydoğu” değil; Göktepe’ninki dâhil, “devlet memuru cinayet işlemez” davaları. Kamuoyunda önem kazanmış işkence davaları. “Güvenlik” gerekçesiyle!

        Uğur’u vuranlar da göreve döndü zaten. Davalar Eskişehir’e alındı.

        Böylece, mağdur ve maktul ailesi sürekli tacize uğradığı, yalnız kaldığı, kendini iyice “öteki” hissettiği, “güvenliği”nden endişe ettiği “adalet deplasmanı”na mahkûm edildi.

        Bunun adı “adalet” oldu!

        Sonunda “adalet” kararını verdi. 12 yaşında 13 kurşunlu (mahkemede 9’a indi) çocuğun, tabiri caizse, “bunu hak ettiğine” karar verildi.

        Tamam, terazili abla!

        ***

        Bitmedi.

        Bir süre önce başka bir “Uğur davası” bitti.

        Sanıklar, Uğur’un bir amcası başta, “Uğur’un posterini açarak mezarına küçük bir yürüyüş yapan, bir dakika saygı duruşunda bulunan, Kürtçe şarkı söyleyen, Uğur mezarda, katiller dışarıda sloganı atan” 11 kişiydi.

        “Adalet” dağıtıldı; 5’i beraat etti, amca başta, 6 kişi birer yıl hapse mahkûm oldu. “Terörle Mücadele Kanunu” gereği.

        ***

        Elbet sizin de kendi düşünceniz, yorumunuz, tepkiniz, karşı tepkiniz vardır.

        İnce çizgi şu:

        “Terörle mücadele zorunluluğu” tamam da; 12 yaşında sırtından 13 mermi yemiş çocuğun ölü hakkını bile gözetmeyen bir hukuk şart mı?

        Uğur öldürüldüğünde iktidar iki yıllıktı; şimdi 8 yıllık.

        O zaman da adı “Adalet ve Kalkınma” idi. Şimdi de öyle! O sürede gelinen nokta bu mu:

        “Ölüm ve öldürme”yi mazur görebilen mülayim adalet şefkati; unutmayan, protesto eden amcaya bile nasıl da sert!

        ***

        16 Haziran 1998’di sanırım. Işık Yurtçu’nun ardından Gazeteci Ragıp Duran da “gazetecilik suçu”dan hapse giriyor, “vuran” biri de o sıra salınıyordu.

        Milliyet’te “Vuran dışarı, Duran içeri” diye bir yazı yazmıştım.

        Ragıp Cağaloğlu’ndan o sloganla uğurlanmıştı. (Ne günler: Yücel Sayman, Turgut Kazan, Şanar Yurdatapan, Nail Güreli, Ufuk Uras yan yana uğurluyordu. O gün 500 kişiyi bulan, Saray Cezaevi yoluna 15 araçlık konvoyla koyulan onca farklı düşüncede gazeteci de omuz omuzaydı!)

        12 yıl önce işte: Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nail Güreli, “Demokrasiyi hazmedemeyenler köşe başını tutmuş. Demokrasiye inanıyorlarsa düşünce özgürlüğü yasalarını çıkarsınlar. Basın özgürlüğü sadece gazetecilerin değil, tüm halkın özgürlüğü. Bu baskılardan yılmayacağız” demiş mesela.

        Ragıp da “Diktatör eli (Evren) öpen bir Cemiyet başkanından (Burhan Felek), bugün öldürülen bir gazetecinin (Göktepe) davasını takip eden Cemiyet başkanına geldiğimiz için mutluyum” demiş.

        ***

        Uğur’a adalet de, 12 Haziran 1998’deki Dipsiz Kuyu’nun, Ragıp’ın hapse uğurlandığı günün başlığı gibi işte:

        Vuran dışarı, vurulan içeri!

        Not: Uğur'un davası şu anda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde görülüyor.

        "İç hukuk tükendiği için."

        Diğer Yazılar