Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin


 
-PARİS-
 
Birleşmiş Milletler “dünyanın en zengin ülkelerinden ABD”deki yoksul sayısını “utanç” olarak nitelerken ABD Başkanı “yüksek ekonomik büyüme ve düşük işsizlik” ile övünüyordu.

Aynı esnada Fransa Cumhurbaşkanı da ülkesindeki yoksulluğu “utanç, ayıp” olarak niteledi ve görev süresi boyunca uygulanacak “Yoksullukla Mücadele Planı”nı açıkladı.

ABD’de yoksulların oranı yüzde 12.4, sayısı ise büyük bir ülke nüfusu kadar: 40 milyon kişi.

Obama öncesinde 45 milyon olan “hiçbir sağlık güvencesine sahip olmayanlar” onun (Trump’ın nefret ettiği)  sağlık planından sonra azalsa da hala 29 milyon kişi.

Fransa’da ise yoksulluk oranı yüzde 14. Yoksulluk eşiği sayılan aylık 1026 Euro’nun altında 8 milyon 800 bin kişi var. 3 milyonu çocuk. Nüfusun beşte biri yetersiz ve sağlıksız besleniyor.

18 yaş altında yüzde 20’yi buluyor oran; tek ebeveynli ailelerde yüzde 35’i. Etnik bir rakam yok ama siyahlar, Afrika kökenliler arasında yüksek olduğu biliniyor.


 
KADER
 
Fransa Cumhurbaşkanı Macron bir süredir “Kader eşitsizliği” kavramı üstünde duruyordu; “eşitsizlik kaderi”ne karşı.

Ona göre, esas sorun “İçine doğulan yoksul aileden ötürü kuşaktan kuşağa devam eden yoksulluk kaderi”ydi ve bununla mücadele “yoksullara para yardımı” ile olmuyordu. Esas mesele, “çocukların daha bebekken kaderini değiştirecek bir şeyler yapmak” ve “gençlerin sosyal ve ekonomik açıdan aktif olabilmelerini sağlamak”tı.

“Zenginlerin Cumhurbaşkanı”, hatta yanında çalıştığı önceki Cumhurbaşkanı Hollande’ın deyişiyle “En zenginlerin Cumhurbaşkanı Macron” bu tespiti de değiştirmek istedi yeni planıyla:

“Yoksul olmak bir durum değil, hayatta kalmak için her an verilen bir mücadeledir.”
 
PLAN
 
“İnsanlık Müzesi”nde açıklanan 8 milyar Euro'luk planın ana çizgisi, “en yoksul çocuklara da kreş imkanı”ndan başlıyor, en yoksul çocukların bulunduğu okullardaki destek ve yatırımlardan geçin en yoksul gençlere yaygın mesleki eğitim, iş becerisi ve istihdam yolunun açılmasına uzanıyor:

1.Yoksul semtlerde yüzde 5 olan 0–3 yaş kreşe gitme oranının yükselmesi için belediyelere destek verilecek. Yeni kreş inşaatlarının sadece yüzde 10’unu belediye, kalanı devlet karşılayacak. Bu yaş grubundaki çocukların yabancı dil eğitimi dahil, ileride bütün hayatını etkileyecek bir altyapıya kavuşturulması sağlanacak.

2. Yoksul çocuklar için okullarda kahvaltı verilecek; yemekhanelerde 1 Euro'ya komple yemek çıkacak.

3. Bakım ve beslenme sorunu olan çocuklar için ek tedbirler alınacak.

4. Gençler 16–18 yaş arası zorunlu “formasyon eğitimi”nden geçecek.

5. Uzun süreli işsizler için işe dönüş programı uygulanacak; iş arayana anında destek verilecek.

6. “Genel faaliyet geliri” adıyla, işsizlere tüm sosyal yardımları ve eğitimi de kapsayan bir “maaş” sistemi oluşacak ancak şartı, işsizin kendisine sunulan “mantıklı” ilk iki işten birini seçmesi ve reddetmemesi olacak.

7. Yoksullukla Mücadale Planı’nın tüm sorumluları her 6 ayda bir Cumhurbaşkanı ile toplanacak.

  

Fotoğraflar: Umur TALU
Fotoğraflar: Umur TALU

ZENGİN
 
Dünyanın büyük ekonomilerinden, eğitimin (üniversite de dahil) parasız olduğu, sağlık sisteminin geniş kapsamlı ve sosyal güvenliğe dayalı kaldığı “hala sosyal devlet” olan bir ülkedeki yoksulluktan söz ediyoruz.

Elbette zenginliğin müthiş adaletsizleşmiş bir gelir dağılımıyla bir azınlığın tekelinde bulunduğu bir durumdan da.
Gençlerin, mültecilerin, banliyölerin umutsuzluğunun ve öfkesinin sokaklarda gezindiği bir hal ve gidişten de.
 
YOKSUL
 
“Zenginliğin bağrındaki yoksulluk” oranlarını merak edenler için, Avrupa istatistik kurumu Eurostat rakamlarıyla bir Avrupa gezisi:
İspanya yüzde 22
Yunanistan yüzde 21.4
İtalya yüzde 19.9
Portekiz yüzde 19.5
İngiltere ve Almanya yüzde 16.7
Belçika yüzde 14.9
İsveç yüzde 14.5
Avusturya yüzde 13.9
Finlandiya yüzde 12.4
Danimarka yüzde 12.2
Hollanda yüzde 12.1

Ancak bu oranların sadece “açlık-beslenme” değil, eğitim, sağlık, kültürel faaliyet, sağlıklı barınma gibi “insan onuruna yakışır” şartları da kapsayan bir gelirin altından bahsettiğini dikkate almak lazım.

Yani “onca zenginlik ve imkan varken” kenara itilenlerden…

Takma adıyla Emile Ajar, gerçek adıyla Romain Gary’nin “Onca Yoksulluk Varken” romanındaki Momo gibi:

“Bana hep garip gelen gözyaşlarının doğmadan önce programlanmış olması. Ağlayacağımız önceden belirlenmiş… Dürüst insanlar gözlerini kırpmazlar, her şeyi dert edinirler; oysa dürüst olmayanlar rahat uyur… Ne kadar az şeyiniz varsa o kadar çok inanmak istersiniz… İnsanların hüznü en çok gözlerinin içindedir.”
 
 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!