Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ZİRVE: Malatya Zirve Yayınevi katliamının dört yıl sonra nereye uzandığını gördünüz mü?

        Tabii ki hala ve henüz iddia.

        Ama insanları katleden bir zincirin ucunda bir takım askeri görevlilerin, “İlin asayişinden sorumlu” Jandarma komutanın, bir öğretim üyesinin bulunduğu iddiası, bu iddiaya dair kayıtlar yeterince sarsmıyor mu bizi?

        Bu silsilenin, teşvik ve tahrikin, organizasyonun daha yukarılara da uzandığı…

        Başka cinayetleri de kapsadığına dair hiç mi kuşku ve dert oluşmuyor?

        Cinayetlerden bahsediyoruz çünkü!

        KÜÇÜK: Taraf’ın yayınladığı Wikileaks belgelerinde de geleneksel eğilimimiz hazır olda: İşimize gelen başımızın üstüne; işimize gelmeyen yallah!

        Tabii ki bunlar değerlendirme veya ham bilgi ama buyurun kafanızla, hafızanızla, çabanızla işleyin!

        ABD’li diplomatlar “Türk polisi”nden şu “bilgi”yi (henüz iddiayı) alıp Washington’a iletmiş:

        “Özdemir Sabancı, Danıştay, Dink ve Sabancı cinayetine katılanlardan Mustafa Duyar’ın öldürülmesinin ardında (E) General Veli Küçük mevcut.”

        Şöyle bir şey düşünün:

        Bu önemli askeri şahıs şimdi Ergenekon sanığı ama, yıllarca, hem de üstleri tarafından korunarak ordunun kritik noktalarında görev yapmış. Susurluk dönemimde Meclis’e ifadeye bile tenezzül etmemiş (O zaman bu hükümet yoktu!), daha sonra büyük bir holdingde görev yapmış, “köylüye dışkı yedirmekten Türkiye’yi mahkum ettiren” albayı büyük bir banka güvenlik müdürü yapmış, sonra bir çok önemli davada adamlarıyla birlikte sanıkları, mahkemeyi kuşatmış…

        Ve yıllar böyle geçmiş!

        Masumsa ona yazık; “bilgiler” doğruysa onca yıl süren şu hale bak!

        Ama herkesi ziyaret eden komutanlar neden onu unutuyor, neden dışlıyor, neden kimse adını anmak istemiyor? O da bir Ergenekon sanığı değil mi!

        BRİFİNG: Aynı belgelerden anlıyoruz ki, ABD’lilerin “Türk Milli Polisi” dediği ve bir belgede “Cemaatin hakimiyet kurduğunu” söylediği Emniyet teşkilatı, sık sık ABD (FBI) görevlilerini “bilgilendirmiş”. Gözaltılarda “olması muhtemel vukuatı” bile önceden haber vermiş.

        Hem de, “cemaat liderinin yeşil kartla ikamet ettiği” ABD’nin yetkililerinin hoşuna gidecek ifadeleri seçerek ve “Başka hiçbir ülkeye bu kadar ayrıntılı bilgi verilmedi” diyerek.

        Tabii sadece onlar değil; emekli generaller, siyasiler, akademisyenler, gazeteciler ne kadar meraklılar ABD’lilere “bilgi vermeye”!

        Hepsinin yeşil kartı mı var!

        CHP: Belki haksız yere tutukludur ama CHP’nin “Ecevit’e yanlış tedavi kuşkuları”nın doruğundaki Haberal’ı aday yapıp 12 Eylül sonrası HP, SODEP, HP ve CHP’ye biraz “sol ve demokrasi” terkibi katanlardan, Susurluk didikleyicisi Fikri Sağlar’ı eleyebilmesi hazin.

        Daha ne diyeyim!

        Madem haksız tutuklu olduğunu düşündüklerini aday yapıyorlar; Ergenekon dışındaki davalarda yıllarca (yıllardır) haksız ve uzun tutukluluklarla yatan nice insan, nice “solcu” genç var; onlarla da ilgilenseler!

        Aday yapmasan bile bir kulağını çınlat Hocam!

        PAZARLIK : Taraf’ın “tarafsızca” yayınladığı Wikileaks belgelerinin (şimdilik) en tarihi olanları, ABD’nin Türkiye’yi Irak işgaline birinci derece ortak yapmak için bastırması.

        Ecevit hükümeti döneminde yemek pişirilmeye başlanmış. Çiçeği burnunda AKP seçim öncesi sinyaller vermiş ama tam acemi, hatta başta biraz aciz. Genelkurmay “hazırlıklar” yapmış.

        Ama en acısı şu: Türkiye Devleti, AKP’siyle, şimdi CHP yönetiminde olan devrin bürokratıyla, Dışişleri ve Genelkurmay’ıyla “pazarlık” yürütürken, ortada ilkeler filan pek yok… Hep öyle ya da böyle, bir ülkenin işgaline topraklarımızı kaç paraya açabileceğimizin bezirgân hesabı var.

        O günler iyice aşağılanmak üzereydik ki… Nasıl olduysa, Meclis’ten o tezkere geçmedi. Yakın tarihimizin en onurlu işlerinden biri oldu. Tabii sonra hava sahasıyla filan delik deşik edildi, ayrı.

        AKP tabanı şunu unutmamalı: O tezkereyi sevk eden hükümet, reddeden ise CHP ile grubun çoğunluğuna uymayan 100 kadar AKP’li idi.

        Bana göre, o kararla emir komuta zincirinde bir darbe ihtimali de önlendi; geriye “Plan semineri darbecileri” kaldı!

        Hükümet de o gün öğrendiklerini bugüne sakladı!

        LİBYA: Şimdi yine benzer olay. Tamam, bu sefer “halk ayaklandı” ama, her halk ayaklanması neden ABD ve BM teveccühüne layık sayılmıyor? Ve bizim devlet ile hükümette, “dış askeri müdahale” bahsinde nasıl bir kıvırtmadır bu! İlke ne! “Başkasının toprakları”nın bombardımanında nasıl bir cevvallik… Muhafazakârlarda, liberallerde, uluslararası düzende ne şiddetli bir devrimcilik!

        Hani biz petrole bakmazdık!

        Diğer Yazılar