Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        1. DEMOKRASİ:

        Berna Yılmaz ve Ferhat Düzer 15 aydır tutuklu. Suçları, Başbakan’ın Romanlarla toplantısı sırasında, salonun dışında, sokakta, “Parasız Eğitim İstiyoruz” yazılı pankart açmalarıydı.

        Onları önce suçlayan ve 15 aydır “içeride” olmalarının yolunu açan Savcılık, son duruşmada, bu eylemin “özgürlük ve hak” olduğuna kanaat getirdi ve tahliyelerini istedi.

        İnsanlığın yüzlerce yıllık evrensel mücadeleler sonucu oluşturduğu bir kanaat burada hala bir yılı aşkın bir sürede oluşuyordu…

        Diyecektim…

        Ama mahkemede aynı kanaat oluşmadı; “kuvvetli suç delili” gerekçesiyle tahliye etmedi ve davayı ta ekim ayına attı.

        22 Haziran’da ara duruşma var. “Parasız insanlar ve çocuklar”ın çoğunluk olduğu ülkede “Parasız eğitim” talebi ya özgür kalacak ya hükümsüz ve uzun uzun tutuklu (Tabii başka davalar gibi!)

        Arkadaşları Adliye önünde oturma eylemi yapıyor; benzer pankartlarla. Bir de Ferhat’ın annesi Hayat Hanım oradaymış.

        Hayat verdiği evladının hayatından alınan onca zamanın acısıyla!

        Korku, gözdağı, eleştiriye tahammülsüzlük, hükümsüz tutukluluk cezasıyla…

        Demokrasi bu!

        (Burası, iflas eden babasına destek için üniversite kaydını dondurup beton santralinde çalışırken 8 metreden düşüp paramparça olan “bedava” çocukların da ülkesi değil mi!)

        2. CUMHURİYET:

        Mustafa Bıyık, emekli astsubay. Köşesine çekilmek yerine bir internet gazetesi ile “cumhuriyet ve doemokrasi” arıyor: www.kamuemekcileri.org.

        Orada, topladığı paraların yüzde 70’i astsubayların maaş kesintilerinden gelen ama generallerce idare edilen, yönetimine çoğunluktan temsilci almadığı için AİHM’lik olan OYAK hakkında eleştiriler yazdı.

        Başkaları da bu eleştirilere yorumlarla katıldı ve:

        Kapımı polis çaldı. Karakola çağırdılar. Hukuk fakültesini TSK’daki tecrübelerimizle öğrendiğimiz için yanımda çok sayıda kanun kitapçığını götürdüm. OYAK’ın hakkımdaki şikayetini okudular. Biz 10 kişi hakkında dilekçe vermişler.

        Hem bize ait parayı yönettiklerini söylüyorlar, hem de bu konuda biz düşüncemizi yazınca üzerimize avukatlarını salıyorlar.

        Ortaklarınız üzerinde korku imparatorluğu mu kuracaksınız?

        Üyelerden kesilen paraları, banka üzerinden üyelere tekrar piyasa faiziyle kredi verdikleri yalan mı?

        Sistemden çıkanları bir daha tanımayıp onların aidatları ile edinilen mal varlıkları üzerinde oturulduğu yalan mı?

        Bizler kredi kartı borçlarını ödeyemezken yönetimin maaşları, huzur hakları yalan mı?

        OYAK’ın yönetiminin yarısının general, subay olduğu, çoğunluğu oluşturan ama söz sahibi olamayanların ast olduğu yalan mı?

        Maaşının büyük bölümünü kiraya kaptırıp çocuklarını ücra köşelerde okutabilmek için kredi borcuna batan ve bu yüzden ordudan atılmaktan korkanlar yalan mı?

        İmtiyazın, zümre egemenliğinin reddi ve özgürlük, eşitlik, kardeşlik ideali olan cumhuriyetçilik yasak. Eleştirmek yasak.

        Dişimizden tırnağımızdan arttırıp emanet ettiğimiz paralarımızın heba edilmesini, her yıl yok Erdemir rekor kar etti masallarıyla uyutulmamızı konuşmak yasak.

        OYAK’ın, astsubay, uzman çavuş ve sivil memurlara değil, esas generallerin, subayların ve eş ile çocuklarının hizmetinde olduğu yalan mı? Şeffafsanız, holding ve iştiraklerde böyle kaç kişi var, açıklarsınız!

        Eleştiriye tahammül edemiyorsunuz. Selçuk ağabeyimizi de böyle sindirmek istediniz. Siz zor geçiniyorsunuz, benim param çok, avukatları salar tazminat alırım, perişan olursunuz diye düşünüyorsunuz.

        Tehditle bir yere varamazsınız.

        OYAK’ı var eden bizleriz. Tehditler bizi birbirimize daha çok kenetliyor.

        Bin atlı o gün çocuklar gibi şendik, bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!”

        3. SOSYAL BİR HUKUK DEVLETİ:

        Bu kocaman boşluğu da siz doldurun lütfen!

        Diğer Yazılar