Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

 

Bir ülkenin, bir halkın (yahut o ülkedeki halkların) hayatına, tarihine ve talihine bu kadar çok müdahil olursa,“savaş” kendini onlara da taşımaya başlar.

Mülteciler, insan-para-silah trafiği, canlı bombalar, Tırlar derken; ordular, uçaklar, bombalar ve bir ötekinin sınırını, sinirini ihlal etmeler ve vurmalar.

Türkiye’nin pozisyonu şöyle şimdi:

Bize göre hava sahasını ihlal eden, onlara göre etmeyen bir “Rus uçağı” vuruldu.

Aynı Türkiye’den, İncirlik’ten, aynı ülkenin bazı topraklarını bombalamak üzere ABD uçakları da havalanıyor.

ABD’nin ve Türkiye’nin NATO müttefiki Fransız uçakları ise mesela Rus uçakları ile “müttefik” sayılıyor.

Türkiye bir “savaş”ın kıyısındayken de esasen için için içine kayıyordu; şimdi çok daha büyük bir savaş kıyısında dolaşıyor. Sanki adım adım itiliyor.

Bir de, Cumhurbaşkanlığı neden Genelkurmay bile “bilinmeyen uçak” derken hemen “Rus uçağı” deyiverdi de sonra yuvarladı gitti?

 

***

 

Türkiye 7 Haziran seçimlerinden bu yana “iktidarsız hükümet veya hükümetsiz iktidar” idaresinde önce“iç” savaş, sonra “dış” savaş eşiğine geldi. Elbette tümü iktidarın kabahati değildir; ama şairin dediği gibi,“kabahatin çoğu da (ben diyeyim hiç değilse bir kısmı da) senindir!”

Bu esasında bildiğiniz Başkanlık Sistemi işte!

Meclis yok, güvenoyu almış bir hükümet (7 Haziran’dan beri) yok, koalisyon yok, mutabakat yok; ama“çözüm süreci buzdolabında”, ABD İncirlik’i yalama yaptı ve Rusya ile “doğal gaz” yerine “doğal savaş”borusu tesis ediliyor!

 

***

 

Hakikaten Rus uçağı ihlal etmiş olabilir; hakikaten Ankara’nın kanıtları doğrudur (saniyelerle öyle görünüyor), NATO “ihlal olsa bile, Türk jetlerinin neden sınırdışına kadar eşlik etmediğini” sorgulasa da kısa ihlali kabul ediyor belki ama…

Meselemiz sadece sınır ihlali değil: Türkiye “Türkmenler”den ziyade, kafadan Işid hamisi gibi görünüyor.

Müttefikimiz ABD’nin Dışişleri Bakanı da Türkiye’yi “Işid’in yüz milyonlarca dolarlık petrol trafiğine sınır açmak”la suçlamıştı daha dün; “Rusya’nın Reisi” da daha da beterini söyledi bugün!

O yüzden bu vakada “yüzde yüz haklı” bile olsa Ankara; Suriye’deki emeller ve yolları açılan elemanlar yüzünden Tarih önünde ciddi sorunlar yaşanacak. Ülke içinde de.

Diyebilirsiniz ki, ABD’nin, Rusya’nın mı eli temiz?

Çok haklısınız.

Onların da elleri çok kirli!

 

 

 

 

 

 

O FIŞKI ORTAK BİR PİSLİKTİR!

 

Cennet ülkemizde bazı insanlara “dışkı yedirildiği” bir jeoloji profesörü sayesinde (yeniden) gündeme geldi.

Kendisi “Evren Paşa”ya tutkun olduğu için, darbeyi kutsarken “Dışkı yedirerek işkence”yi de makul görmüştü.

Sonra, o dönem Diyarbakır Cezaevi’nde işkence görmüş, 2011’de “Evren ve arkadaşları” aleyhine “dışkı da yedirerek işkence davası” açmış bir doktorla “ses sese” yüzleşme sırasında “İşkence işkencedir… Paşaların haberi olmamıştır… Özür dilerim” dedi.

 

***

 

Biz de sandık ki, bir Evren vardı “dışkı yedirten”, 35yıl sonra da bir “Deprem Profesörü” çıktı makul gören.

Böylece, başta devletimiz, ordumuz, partilerimiz, yargı sistemimiz, medyamız ve eski burjuvazimiz ile neo-muhafaza(kâr) her şeyimiz iki arada sıyırdı!

 

***

 

Dışkı vakası” dendiğinde dünya çapında iz bırakmış olan “Yeşilyurt Davası”dır.

Bugün de sık sık sokağa çıkma yasağı uygulanan, delik deşik Cizre’de bir köy; 25 yıl önce!

Cumhuriyet Gazetesi’nden Celal Başlangıç, SHP heyetiyle bölgeye gittiğinde öğrenir olayı.

14-15 Ocak 1989’da Yeşilyurt’a gelen Binbaşı, sorguladığı, evlerini aradığı, kadınları ağızlarına kadar arattığı, erkekleri yere yatırıp askerlere çiğnettiği köylülere bir de “insan dışkısı yedirmiş”tir iddiaya göre.

Oğul babaya dışkı yedirmeye zorlanmıştır!

Olay Cumhuriyet’te önce ilk sayfadan tek sütun anonsla, o kısmı sansürlü çıktı. Sonra Başlangıç yine bölgeye gider ve ayrıntılı yayınlandı.

Köylüler Cumhurbaşkanı Evren, Başbakan Özal, Genelkurmay Başkanı Torumtay, İçişleri Bakanı Kalemli, TBMM ve muhalefete de şikayet dilekçesi yazmıştı.

 

***

 

Lütfen dikkat:

Artık (sözde) 12 Eylül değil, “liberal” ANAP iktidarı dönemidir. “Demokrasiye geçilmiş”tir!

Olay reddedilir, her zamanki gibi. Ne zaman sonra “Kötü muamele nedeniyle tecilli 3 ay ceza” çıkar Binbaşı’ya.

Yıllar önce bir yazımdaki ifadeyle,”Üç kuruş borcu yüzünden onca astsubay, uzman çavuş ordudan atılırken!”

Sonra AİHM Türkiye’yi mahkum eder. Dava açan köylüler tazminat alır. Tabii “dışkı parası”nı devlet, yani millet öder.

 

***

 

Binbaşı da terfi almaktadır. Alay Komutanlığı’nda “yemek taşımak için dekovil hattı” inşaatında, angaryayla asker çalıştırıldığı halde, ortaya çıkan anormal bedelle adı ortaya gelir gibi olur.

Projenin sahibi, ona “kol kanat germiş” bir Paşa’dır.

Paşa, “Susurluk dönemi”nin “Büyük” isimlerindendir. Yani DYP-SHP dönemi.

Proje dönemi 28 Şubat sonrası koalisyonlardır. Yani DSP-MHP-ANAP dönemi.

Paşa daha sonra sivilleriyle, iktidarın çıkardığı kanunun rehin aldığı “Hrant Dink’in kuşatılması”nda başroldedir. Yani AKP dönemi!

Paşa sonra “Ergenekon mahkumu” olacaktır. Yine AKP dönemi.

Paşa daha sonra “Kumpas mağdurlarından biri” olacaktır. Yine AKP dönemi.

 

***

 

2001’de, gazeteci Eylem Türk, onun büyük bir holdingin şirketinde yönetime girdiğini duyurdu: “Susurluk Paşası marketçi oldu!”

2008’de Fehmi Koru, Holding sahibine de sorular soran bir yazı yazdı. Holding Sahibi “Kendisini tanımam. Şirkete ortak bir yakınımın baba yadigârı imiş, öyle yönetime girdi. 2004’te de istifa etti” diye açıklama yaptı.

Sonra ben, bu konudaki epey yazımdan sonra, başka bir şey yazdım.

 

***

 

2008 Ağustosunda Sabah’ta “Arşiv büyük” başlığıyla yazdığım ayrıntılı yazıda, “Dışkıcı Komutan”ın son işini ortaya çıkartmıştım.

Holding sahibi demişti ya,”Kendisini tanımam. Zaten 2004’te istifa etti” diye…

Paşa’nın Holding’te etkinliği sürmek bir yana, 3 milyar dolarlık ünlü bankasının “Güvenlik” işi başına da“Dışkıcı Komutan”ı getirmişti. Ta ki banka satılana kadar!

Ondan sonra şöyle şeyler oldu:

Bir kere bu “haber”, büyük ilan-reklam medyasında da “popüler muhalif” basında da asla görülmedi! Çok ilginçti, çünkü haber de ilginçti, bir tarihin özetiydi ama Holding söz konusu olunca, sansür vardı.

Büyük” bir yazar, Holding Sahibi namına “Çok üzülüyor müzülüyor” diye bir şeyler söyledi bana.

En garibi, orijinal bir gazetede, başka bir yazımla, hiç beklemediğim şekilde hedef oldum.

Çok şaşırdım; normalde o gazete “Dışkı” yazımdaki “haber”i manşet yapar diye bekliyordum; başka bir yerden tuttu bana vurdu.

Paranoyak” olduk ya; kurcaladım, asla kesin kanaatim olmamış şu şüpheye vardım:

O gazeteyi finanse edenlerden biri, “Dışkıcı Komutanı Güvenlik Amiri” yapan Banka-Holding sahibinin“pek” yakınıydı.

Belki olayla hiç alakası yoktu ama kafayı sıyırmak zor değil ya bu ülkede; herhalde ben de sıyırmıştım!

 

***

 

Bu yazıyı da o yazı gibi bitireyim; Evren-Deprem Profesörü arasında, yakın tarihin “dışkıyı fışkıyı her yana sıvadığı”nı bir daha söylemiş olayım:

Bu kişileri servetleri, kasaları, masaları, kurulları, rütbeleri, içki ve dışkılarıyla buluşturup duran neydi!”

 

Not 1: Yazıda bazı gazeteciler ile Evren dışında isim vermedim. Daha önce yazdıklarım hep isimliydi. Neden vermedim? Artık o şahısların şahsi önemi yok. Bu kolektif bir .ok!

 

Not 2: Milliyet Gazetesi 1996’da “iyi bir haber”“bayağı bir başlık”la verdi: “Bir dışkı yediler, hayatları değişti!” Dışkı işkencesine maruz kalan köyde, dava açmadığı için tazminat alamayanlar tazminat alanlara düşman olmuştu. Tazminat alanlar köyü terk etmiş, alamayanlardan bir kısmı koruculuğu seçmişti! 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!