Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        YAPILAN televizyon programlarında bir detay dikkatimi çekiyor; konu hakkında konuşan uzmanlar sürekli İtalya'yı örnek gösteriyorlar. Onlara göre İtalya'da "Gladio veya Kontrgerilla" temizlenmiş! NATO ülkelerinde "bu tip yapılar olurmuş, Türkiye harici bir yerde kalmamış"!

        Sevgili dostlar, "İtalya ve Fransa'da yapılar çökertildi" diyenler, oralara daha da önemlisi Türkiye'ye nasıl yerleşildiğini sorguluyorlar mı? Asıl detaylar terleşme sürecinde, daha doğrusu "Parayı alırsan isteneni yaparsın" gerçeğinde gizli!

        İşte "gizli yapıların" Türkiye'ye yerleşme süreci...

        1- 1946 devalüasyonu ile Türkiye ekonomik olarak değişen dünya şartlarında ABD etkisine daha fazla girmeye başladı. SSCB'nin yayılmasını önleme amacında olan ABD, Truman Doktrini çerçevesinde 1947 yılında Türkiye'ye 100 milyon dolar yardım kararı aldı. Gelişme içeride büyük tepki doğururken 1946 devalüasyon sürecinin de başbakanı olan Recep Peker yaptığı konuşmalarda Türkiye'nin kalkınmasını ABD'ye dayandırması gerektiğine dair mesajlar verdi...

        2- Truman Doktrini'ni Marshall Planı takip etti. Haziran 1947'de Marshall Planı açıklandı ve planı kabul eden ülkeler program dahiline alındılar. Bu noktada bir yorum yapmamda yarar var: Türk kamuoyunda bu yardımın ABD'nin Türkiye'ye ne kadar önem verdiğini göstermek için bize özel şekilde yapıldığına dair yorumlar var, bunlar kesinlikle doğru değil. Bu plan dahilinde en az yardım alan ülkelerden biri Türkiye'dir. Örneklemek gerekirse; Fransa 3 milyar dolara yakın bir kaynak alırken, Türkiye sadece 300 milyon dolarlık bir finansman sağlayabildi...

        3- Marshall Planı çerçevesinde Türkiye'ye yapılan telkin, çok ilginçtir ki 1978 Dünya Bankası raporu ile büyük benzerlik gösteriyor; ikisinde de 'Türkiye sanayi ülkesi olmamalı' ifadesi açık ve net...

        4- NATO olarak bildiğimiz yapının 1948 yılında temeli atılırken, Türk kamuoyundaki genel görüşün aksine, ABD, İngiltere ve Fransa, Türkiye'nin 'dışarıda kalması' fikrini savundular. Türkiye'ye Kuzey Atlantik temelli bir oluşum olduğu söylenirken İtalya ve Fransa'nın Afrika topraklarının da kapsama alanı içine alınması önerisi, Türkiye'nin istenmediğini net olarak gösterdi. Türkiye NATO'ya ancak Kore savaşı ve sonrasında artan SSCB tehdidi ile 1951 yılında dahil olabildi. Bu dahil oluş ABD'nin Türkiye üzerindeki askeri ve ekonomik kontrolünü artırırken, içeride olduğundan fazla algılanan bir Sovyet tehdidi oluşmaya başladı.

        5- ABD 1954 yılından itibaren Türkiye'nin talebi olan 300 milyon dolar üzerinde bir yardım paketini onaylamazken Türkiye'ye sürekli devalüasyon baskısında bulundu. Bu süreçte SSCB'den gelen 'ekonomik kalkınma odaklı' yardım talepleri ABD isteğiyle geri çevrildi. Türkiye istenen devalüasyonu yapıp topraklarında füze konuşlanması dahil her türlü izni ABD'ye vermesine rağmen yalnızca 30 milyon dolar alabildi. Bütün bunlar olurken bugün İsrail'in yaptığı Lübnan operasyonunun ilk versiyonunu gerçekleştiren ABD askerleri, Türkiye'deki üsleri kullandılar...

        6- 1960'lara yaklaşırken ABD'ye teslimiyet politikasının iflas ettiğini anlayan Menderes, 1960 yazında Rusya'ya resmi bir ziyaret için gerekli randevuları aldı ama Başbakanlığı'nın süresi bu ziyarete yalnızca 40 gün kala askeri bir darbeyle bitti...

        Sevgili dostlar, 1945-1960 arası "NATO destekli" gizli "kontr-organizasyonların" Avrupa ve Türkiye'ye "komünizm geliyor" algılaması içinde yerleştiği dönemdi! 1989 sonrası özellikle İtalya başta olmak üzere Avrupa ülkeleri bu "yapıları" temizlerken, Türkiye için bir soru ortada kaldı: Aynı kararlı temizliği biz yapabildik mi? Soruya sizler de cevap arayın, tartışmaya devam edelim!

        Diğer Yazılar