Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BİR dostum sordu: "CHP'yi nasıl buluyorsun?" Tek bir cümleyle cevap verdim: "İsmet Paşa'nın değil Atatürk'ün CHP'si olmasını diliyorum..."

        Sevgili dostlar, başlık sadece "CHP" için algılansa bile bu söylediğim Türkiye'de birçok isim için geçerli. Kendilerini "Atatürk'ün izinden gidiyoruz" diye tarif ediyorlar ama gittikleri "İsmet Paşa'nın son dönemi"... Savundukları politikalar; içe kapanmak, küçülmek ve vatandaşa korku salmak üzerine kurulmuş. Bazıları bunu bilerek yapıyor ki, kendi menfaatlerini korumaya devam etsin, bir kısmı ise gerçekten saf ve kendilerine giydirilen dar elbisenin farkında değiller. Şimdi size soruyorum: Bugün kendilerini "solcu-ulusalcı-milliyetçi" diye tarifeden bazıları mı uyguladıkları "Avrupa-İsrail-Amerika" üçgenindeki politikalarıyla daha "Atatürkçü", yoksa "Komşularla yeni ittifaklar kuralım" diyen ve hatta tam olarak Davutoğlu'nun doktrinini benimseyenler mi? Çok açık söyleyeyim: Bugün Atatürk yaşasaydı, başta israil olmak üzere Ortadoğu-Orta Asya ve AB-ABD denklemlerinde aynı politikaları uygulardı.

        Sonuç: İsmet Paşa "şöyleydi, böyleydi" demek istemiyorum, yanlış anlaşılmasın. İsmet Paşa'nın "yakalandığı konjonktür" içinde özellikle de Atatürk'ü kaybettikten sonra "yaptıkları", o dönemin şartlarına göre anlaşılabilir! Anlaşılamaz olan, 2011 yılında 1940'ların kafasıyla yaşayanlar ve bizi yaşatmak isteyenler.

        Not: Bir vatandaş olarak Atatürk'ün izinden giden her kurum, kuruluş, parti ve bireyi her zaman özenle izler ve dikkate alırım. Bu yazıyı da gerçekten Atatürk'e dair her şeyi çok özlediğim ve görmek istediğim için samimiyetle kaleme aldım.

        Tansu Çiller kararını vermeli!

        TRAKYA'dan bir Doğru Yol emektarı ağabeyim aradı. Oldukça meraklıydı, sanki ben biliyormuşum gibi sordu: "Gelecek mi sarışın güzel kadın?" "Ben nereden bileyim ağabey" dedim, cevabı çok ilginçti: "Bilmiyorsan, neden merdivenli binalarda oturuyorsun?"

        Sevgili dostlar, bu konuşmayı yazmamın sebebi, esprili olmasının yanında bir gerçeğe dikkat çekmek: Türkiye'de hâlâ yüzde 5 civarında bir "kendini var olan siyasi partilerle özdeşleştirememiş" bir taban var ve onların hâlâ kendi "kır atlarını" şahlandırma hayalleri yaşıyor. Ne olacak demeyin! 2011 seçimi için bu taban çok çok önemli ve Demokrat Parti'nin başına geçecek kişi, 2011 seçiminde TBMM'ye kaç partinin gireceğini doğrudan etkileyecek. Olaya bu açıdan bakınca ve bu tabanın da sesini duyunca, Tansu Çiller'e bir çağrım var: "Ya hemen aday ol yola çık ya da erkenden olmayacağım de herkes işini bilsin. AK Parti dinamiklerine kendini yakın hissetmeyen bu kesim, kendi partisini istiyor. Bu insanlara bunu çok görme!"

        Başarısız bakanlar neden hâlâ o koltukta?

        TÜRKİYE gibi işsizi çok bir ülkede "hayvancılık" yapmak-yaptırmak çok mu zor? Türkiye gibi geniş bir alana yayılmış, doğanın cömert davrandığı bir coğrafya genelinde hayvanını dışarıdan getirmek çok mu anlaşılır? Türkiye tarım ve hayvancılık konusunda, bırakın çağ atlamayı-emperyal olmayı, taş devrine geri dönmek üzere! Peki sorumlusu kim? Kim hesap verecek? Bu işten sorumlu olan kimse o verecek ve bir an önce kamuoyu önünde vermeye başlamalı.

        'Başmüzakereci' diyerek bizimle dalga mı geçiyorlar!

        HABERLERİ dinliyorum, aynen şöyle diyor: "Başmüzakereci X..." Şaka mı? Yoksa halkım çok mu aptal? Neyin müzakeresi, neyin ilerlemesi...

        Sevgili dostlar, karşı olmama rağmen, gerçeği net ve tam olarak bilmek istiyorum: Avrupa Birliği ile ilişkimizde hangi noktadayız? Neler oluyor? Veya neler, neden olmuyor? Bunlara cevap veremeyenler "ister baş olsun ister son" kamuoyu önünde dolaşıp durmasınlar!

        Diğer Yazılar