Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ANLADIĞINIZ üzere, bayram tatili için New York'a geldim. Henüz birkaç gün oldu ama ben ilk gün bile 300 kişiyle selamlaştım. Bizlerle Amerikalıların arasındaki bu selamlaşma farkı ciddiye alınır cinsten. Oysa biz çok sıcak ve misafirperver bir milletizdir. Amerikalıları ise son derece yapay buluruz. Fakat Amerika'da herkese selam verme gibi bir huy var. Hani bakkala gitsen elma armuta "naber?" diye soruyorsun.

        Diyelim ki bir markette herhangi biriyle tesadüfen göz göze geldin. Selam vermeden kaçmak yok. İster mutsuz ol, ister asabi ol, vereceksin o zıkkım selamı. Hadi bütün bunları geçtim. Ben sigara kullanan biriyim. Otelde de haliyle sigara içilmiyor. Odadan dışarı çıkana kadar, koridorda, asansörde, müşteri, garson herkese selam veriyorsun. Hadi selamı geçtim, nasılsınız, hava nasıl, daha da iyi misiniz diye devam eden bir dizi soru. Yahu kardeşim sen kimsin? Benim nasıl olduğumla hiç ilgilenmediğin halde neden bana ı nasıl olduğumla ilgili 30 soru soruyorsun. Senden kurtuluyorum, bir başkasına yakalanıyorum. Ayıp olacak diye her biriyle ayrı ayrı konuşuyorum. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi kapıya çıktığımda kapı görevlileri başlıyor hatır sormaya. Onları atlattıktan sonra sigaramı içip içeri giriyorum; herif içeri girerken de aynı soruları soruyor. Programlanmış adam. Yapacak bir şey yok. O kadar sinir bozucu ki, 10 dakika arayla birkaç kere çıkıp girsen sormaya devam ediyor.

        MERHABA DEMEYE GÖR...

        Bir de bizim Türkleri ele alalım. Sen git ve tanımadığın, sadece göz göze geldiğin birine "merhaba" de. Bittiğiniz an, o andır. Eğer kadınsa beğenildiğini düşünür tersler. Erkekse beğenildiğini düşünür ve asla terslemez. Öyle bir yapışır ki bir an için hayatınızın sonuna kadar onunla merhabalaşmak zorunda kalacağınızı düşünmeye başlarsınız. Trafikte şans eseri biriyle göz göze gelecek olsanız, kötü bir şey yapmış gibi gözlerinizi kaçırırsınız. Bir de merhaba diyecek olsanız, deli muamelesi göreceğiniz kesindir. Sanki tuhaf bir teklifte bulunmuşsunuz gibi kınarlar sizi. Tanımadığınız insanlara karşı gülümsemekle hiçbir yere varamazsınız bizim ülkede.

        New York sokaklarında yürürken bir insanın Türk oluşu suratındaki meymenetsiz, asık ifadeden belli oluyor. 100 metre önümde dursa anlarım bir Türk'ü.

        ÇATIK KAŞ DURUMU

        Hadi erkeklerimiz nispeten daha sevimli. Eşlerinin yanında poşetleri ya da bebekleri varsa pusetleri taşıyorlar, aval aval etrafa bakıp karılarını memnun etmeye çalışıyorlar. Kadınlarımız ise her şeyden nefret etmek için fıldır fıldır etrafa bakıyor. "Aman ne varmış burada, bizim ülkemiz daha güzel" demek için kocasına tonla para harcatıyor. "Gittim, hiç bir şey yok valla." gibi yorumlar yapmak için gidiliyor tatile.

        Siz bir de birinin bu profildeki bir kadına merhaba dediğini düşünün. Ya surat asar ya da kocasına dönüp "Ay ne yapıyor bu" diye sorar. Her şeyi koca bilecek çünkü. Koca dediğin seyahat sırasında her tür danışma masası. İkisi beraber gelmemişler gibi davranıyor kadın. Kocasına öyle bir muamele yapıyor ki sanırsınız kocası 10 senedir orada yaşıyor. Gelen merhabalardan da adamcağız sorumlu.

        Neyse, kadın her şeyi kocasına taşıtıp etrafa kös kös bakarken bir de Amerikalıları görün siz. Merhaba canavarı. Van Gölü canavarından sonra görülen en beter canlı. Kadın neredeyse direklere sarılıp merhaba diyecek. Hani hiç alışık olmadığım için, bazen bir yerden tanıyorum da ayıp mı ediyorum hissine kapılıyorum. Bıraksam kucaklayacak, birlikte kahve falan içeceğiz.

        Bizlerde bir çatık kaş durumu var. O kaşlar bize göre bir zekâ belirtisi yerini mi almış anlayamadım. Savunma mekanizması mıdır o, nedir. Çok gülümser olmak naiflik gibi algılanıyor herhalde. Ben alıştım burada şebek gibi sırıtmaya. Oraya geldiğimde bol bol gülümserim etrafa. Başıma gelmedik kalmaz herhalde. Bayram dönüşünde bununla ilgili bir araştırma yapacağım. Bakalım hatır sorunca bizim millete daha neler neler oluyor...

        Diğer Yazılar