Aşk olmaz olur mu?
Geçen gün bir arkadaşıma rastladım. Bilir benim aşka olan düşkünlüğümü, her fırsatta her şeye aşkla bakan gözlerimi, tutkularımı... Beni maceracı ve hayalperest bulur. Hissettiklerimin gerçek olmadığını, oldurma şeylerden ibaret olduğunu sanır durur. O, benim tersime gerçekçidir. Hayatla ilgili beklentileri vardır. İstediklerini elde etmek uğruna var gücüyle çalışır. Böylelikle ruhtan fazlasıyla yoksun kalmıştır. Hayattan çok sıkılır anlayacağınız. Hayatın yaşanması son derece sıkıcı bir yer olduğuna inanır. Karamsardır, fakat zorlama mutluluklarla günü geceye götürmeyi başarır. Gerçekçi biri işte. "Hayatta kötü şeyler oluyor" demekten alamaz kendini. Bir şeyin ne kadar uzun süre sürdüğüyle bağdaştırır gerçekliği. Bir şey 3 gün sürerse yalan, 3 ay sürerse gerçektir onun için. Oysa bazen 10 sene süren şeyler de yalan olabilir. Günübirlik şeyler çok gerçek olabilir. Kelebeğin ömrü kısa diye, kelebeğin var olmadığını söyleyemez kimse.
O KADAR ÇOK ŞEY İSTİYORSUN Kİ
Yine didişmeye başladı benimle o gece. "Ay Zeynep saçmalama aşk diye bir şey yok" diye üsteledi. "Senin dünyanda aşk nasıl var olabilir ki" dedim. Aşk dediğin hiçbir yere konamayan, sabit duramayan, tamamen deli işi bir göz kararması. İnsanın kendini ona bırakması lazım, cesur olması lazım. Hem aşk için iki masal kahramanı gerekir. Mantığı demirden insanlar âşık olamazlar dedim. Çünkü o kadar çok şey istiyorsun ki, o kadar fazla nitelik, vasıf arıyorsun ki kimseleri aşka benzetemiyorsun. Aşk vasıflarla, niteliklerle gelmez ki. Sarışın severim, zengin severim, akıllı severim diyerek aşk olmaz ki. Şöyle bir evim olsun, şu işte çalışsın, yaratıcı olsun, kel olsun, göbekli olmasın diye aşk olmaz ki! Kâğıt üzerinde beraberlikler yaşamaya çalışıyor insanlar.
KALPTEN GELMESİ LAZIM...
Kendilerinin sahip olmadıkları vasıfları bir başkasında görüp etkilenebiliyorlar. Ya da işin kolayına kaçıp, asla sahip (olamayacaklarına inandıkları statüleri bir başkası sayesinde edinmek istiyorlar. İş [gibi bakılıyor artık aşka. Kalpten değil, zihinden geliyor duygular. Zihinden ve düşüncelerden gelen duygular da geçici oluyor. Çünkü insan değişiyor, düşünceler değişiyor, yani zihin değişiyor. O ilk baştaki heyecanlar da birkaç ay içerisinde yok olup gidiyor. Bu sefer zorlama bir ilişki süreci başlıyor. İnsanlar bir arada olmak için ilişkiyi ittirme, kaktırma yöntemine giriyor. Ondan iyi bir anne olur, bana iyi koca olur, bana iyi bakar, iyi bir insan, çok başarı bir insan, çok yetenekli kadın... Kim istemez ki bütün bunları. Herkesin istediğini istemeye başlıyor insan. Ona programlanıyor. Kendi ne olduğunu, ona neyin iyi geleceğini bilmeden toplumca "iyi" olana çekiliyor. Herkesçe iyi olana kim âşık olur ki? Ya herkes olur, ya kimse. Böyle birini gördünüz mü? Hayır.
AŞKIN HAYALİ BİR YANI YOK
Zamanla aşkın olmadığı kandırmacasına düşüveriyor kendi olmaktan, kendi kalbinin sevdiğini sevmeye kalkışmaktan korkan kimse. Onaysız bir sevme hali ona ürkütücü ve belki de saçma geliyor. Kendi başına yola çıkmaya korkuyor. Anasını dinliyor işte. Hem de anasına hiç benzemek istemediği halde. Annesinin, çevresinin dayatmaya çalıştıklarını yaşarken buluyor kendini. "Neyim var benim?" diye üzülüyor işte. Neyin mi var? Sen yoksun! Nasıl mutlu olabilirsin? Başkalarını mutlu eden şeylerle nasıl mutlu olabilirsin. Bir yere yemeğe gidip herkes orada et yiyor diye, eti sevip sevmediğini sorgulamadan et yemene benziyor. Dolayısıyla sen çiğnedikçe, ağzında büyüyor. Seçim meselesi, gerçekçilerle, hayalperestlerin meselesi. Hangisinin hayal, hangisinin gerçek olduğu da aslında çok büyük bir muamma değil. Hayatta hiçbir şey olduğu gibi görünmüyor çünkü. Aşkın hayali bir yanı yoktur. Hayal olan, elde etmek istediklerinin üzerine kurduğun yapay sevgilerdir. Buyrun, biraz da
burdan bakın...