29 KASIM 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Bilet bulmakta zorlandığınız konserler serisine Yaşar’ınkileri de ekleyin. Türkiye’nin dört bir yanında sık sık konser vermesine rağmen ondan vazgeçemeyen sadık bir kitle var. Bunu geçen hafta salı günü Zorlu PSM’de verdiği konserde de gördüm. 1 hafta öncesinden biletler bitti, eş dost yana yakıla bana bilet sordu. Biraz araştırdım, Yaşar’a babalık yaramış, tarzı değişmiş dahası resim yapmaya da başlamış. Ocak ayında çıkacak albümünü ve konserlerini konuşmak için Yaşar ile buluştuk. “Normalde beni ketum sanıyorlar ama öyle değilim” diyen şarkıcıyla sohbetimiz Clinton’a kadar uzadı. O zaman röportajı okumadan önce en favori Yaşar şarkınızı açın. Benim ki mi? “Kuşlaaar sen kuşları boş ver, evler yerlerinde değiller...”

Her konserinizin haftalar önce biletleri tükeniyor. Zorlu PSM’deki konseriniz de öyle oldu. Karşınızda sizi hiç bırakmayan bir kitle var.

Çok mutluyum. Konserler çok güzel geçiyor. En sevdiğim kısım sahne... Sahneye ilk çıktığım an çok heyecanlanıyorum. Genellikle gözlük takıyorum çünkü birden bire insanların enerjisiyle ve ışıkla karşı karşıya kalıyorum. Alıştıktan sonra çıkarıyorum. Hani çikolata yedikten sonra içinizi mutluluk kaplar ya, bana da sahnede öyle oluyor.

Gözlük demişken, kaç tane gözlüğünüz var?

Sayısını bilmiyorum. Retro gözlük satan mağazalara sık sık bakıyorum. İnsanlar hatıra olsun diye alıyor ya da ben dikkat edemiyorum. Kaybolunca yenisini alıyorum o zaman da çok gözlüğüm varmış gibi oluyor. Bir de annem beğendiğini alır, ben ondan geri alırım öyle...

Konserlerinizde en çok istenilen parça Sebepsiz Fırtına’ymış.

Çok istek parça var ama elimizden geldiğince söylüyoruz. Süre yetmiyor. Neyse ki o repertuvarda hep var. Konserlerimde seyirci sürekli parça istiyor, haklılar da... Fakat her birini söylesem sabaha kadar sürer.

Her yaştan dinleyiciniz var ama siz kendinizi hangi kuşağa ait hissediyorsunuz?

Kendimi pek büyümüş gibi düşünemiyorum. Arada bir yerim aksayınca, omzum ağrıyınca, eskisi gibi koşamadığımı anlayınca ya da göz kapağımda aşağı doğru hafif sarkma olunca anlıyorum tabii yaşlandığımı. Ama kendimi 18-24 arası hissediyorum. Ama 5 kuşağı mezun etmişizdir. Bizden sonra da 2 kuşak geldi.

‘ROMANTİZM BELKİ DE GEBERDİ’

Onları nasıl buluyorsunuz?

Çok iyi olanı da var, kötü olanı da. İşe sarılmayanı çok ki onlar uzun ömürlü olmuyor. Birinin sevilen iki albüm yapmış olması gerek ki ben ciddiye alayım, inceleyeyim.

Röportaja gelmeden önce insanlara sizi anlatmasını istedim. En çok verilen cevap “Romantik adam” oldu. Ama geçenlerde sosyal medyada “Romantizm can çekişiyor, belki de geberdi” yazmışsınız.

Şakaydı ama haklılık payı var. İnsanlar ince şeylere vakit ayırmıyor. Kabalaştık ve nezaketten yoksun iletişim kurmaya başladık. Nezaket politikadan sanata hiçbir yerde yok. Sanat da romantizm de hızlı tüketilen bir şeye dönüştü, biliyorsunuz zaten bunları. Bir de az kelime modası var. Obama “Halka seslendiğimde yedinci cümlemden sonrasını kimse dinlemiyor” demişti. Zira siz gazeteciler de okutacak yerleri seçersiniz. Ee tabii bu sanata da yansıdı. Ama o kesip biçme hevesi, ruhu küstürüyor.

90’lardan bu yana sizin için gazete ve dergiler “Romantik prens” yazıyor. Demode... Daha krallık mertebesine ulaşamadınız mı?

(Gülüyor.) Sorma, yapıştı kaldı. Romantik kral olmam lazım artık. Gerçi ona da oğlum Kerem müsaade etmiyor. Bana gelip “Kral benim, sen prenssin” diyor. Gördüğünüz gibi kurtulamadık şu romantik prenslikten.

Oğlunuz Kerem ünlü olduğunuzun farkında mı?

Yok ama insanların beni sevdiğinin farkında. İlk dinlemeye geldiğinde “O benim babam, neden o kadar ilgi gösteriliyor” deyip ağladı. İnsanları tutup “Yapmayın!” diye bağırdı. (Gülüyor.) Artık alıştı. Aramızda bir iletişim modeli de gelişti. Mesela küçük iş, büyük iş diye bir anlaşmamız var. Eğer şehir dışında sahneye çıkacaksam büyük, şehir içindeyse küçük iş.

Sektöre ilk girdiğinizdeki idealleriniz hâlâ devam ediyor mu?

Yok ya, çoğuna ulaştık zaten. Bu ülkede daha fazlası için çabalamayı mantıklı bulmuyorum. Daha basit bir hayat anlayışım var, hırsla çok çalışmak istemem. Böyle olanların hali de harap, onlara üzülüyorum açıkçası. Beni sevenler yeni şeyler yapmamı bekliyor elbette, ben de elimden geldiğince yapıyorum.

Belki de ondan resim sanatına yöneldiniz. Birkaç tablo paylaştınız. Ressam Yaşar mı geliyor?

Evet, çok seviyorum. Ressam arkadaşlar da edindim. Ertuğrul Ateş’in kimsenin bilmediği bir tekniği var, o da gösterdi. Soyut ekspresyonizm ile ilgileniyorum, çok geniş bir dünya. Şimdi Ateş’in kursu başladı, ona gitmeye başlıyoruz. Haftada 4 gün gideceğim, vakit ayıracağım. Eskiden şiir gelirdi müzikten sonra ama artık şiir yazamıyorum, şarkıya dönüşüyor. Şimdi müzikten sonra resim geliyor.

"DAHA İYİ ŞARKICI OLDUM"

10’uncu albümünüzün çalışmaları da bitti. Bu sefer neler olacak? Yazdığınız bir şarkı var mı?

Albümde 12 şarkı var ve bu sefer farklı, bir şehir albümü. Sanki bana özel kıyafet dikilmiş gibi oldu, her şey hazır sadece şarkıları söylemek kaldı. Murat Güneş’in yazdığı şarkılardan yola çıktık. Çok da rahat ettim, kendimi birilerinin eline bıraktım. Ama dinlediğinizde anlayacaksınız, tarz olarak yine benim. Şarkıları ağzıma uyduruyordum, Neşet Ertaş’ın dediği gibi...

Ne zaman çıkacak albüm?

Eskiden şarkılar bittikten sonra bir klip ve kapak fotoğrafı varsa anında çıkarıyorduk albümü. Şimdi arkasındaki işler daha uzun sürüyor. Ocakta büyük ihtimal...

Eski albüm dediniz de, ilk albümünüzü dinleyince ne hissediyorsunuz?

Pek dinlemiyorum ama denk geliyorum. İçindeki o naif tarafı hoşuma gidiyor ama sesimi hiç beğenmiyorum. Çok ince orada sesim. O zamana kıyasla daha iyi şarkıcı oldum.

İnsanlar yazdığınız şarkılardan dolayı sizinle kahve içmek, sohbet etmek istiyor. Gerçekteki sizi tanısalar severler mi, hayal kırıklığına uğrarlar mı?

Ben sohbet masasında sadece lise arkadaşlarımla buluşuyorum. Sıkılganım, tanımadığım kişilere açık olamam. Benimle dertleşmek isteyen biri hayal kırıklığına uğrayabilir. Bir de sanat sevmeyen biriyse hemen uzaklaşırım, hiç dayanamam. Çok politik, spor fanatiği biriyse pek konuşamayız. Oturmasınlar benimle aynı masaya. Ben sevdiğim kişiyle tanışmak istemem. Şarkılardaki kişi daha iyiymiş, keşke tanışmasaydım dediğim oldu. Bazen cehalet de var ve bu beni çok yalnızlaştırıyor.

"CLINTON'IN KAZANACAĞINDAN EMİNDİM" 

İşletme okudunuz, finans üzerine yüksek lisans yaptınız. Hiç ekonomi üzerine düşündüğünüz oluyor mu?

Doları takip ediyorum, dünyaya bakıyorum ve takip ettiğim adamlardan yola çıkarak analizler yapıyorum. Fakat benim bütün yorumlarım tersine çıkıyor. Mesela ben Hillary Clinton’ın kazanacağından emindim. Orada da olmadı... Derbileri de bilemem bu arada. Spor servisleri hep arayıp tahmin alır, Fenerbahçeli olduğumdan da hep 3-0 alırız derim. Ne zaman bunu dersem yeniliyoruz. Tahmin ustası değilim anlaşılan.

Röportajlarınızda sürekli sağlam isimlerden referanslar vererek konuşuyorsunuz. Bu aslında ilgi alanlarınızla ilgili de bir ipucu. Sürekli sahnelerdesiniz, bu birikimi nasıl yaptınız?

Uyumadan önce bir şeyler okurum ya da dinleyecek bir şeyler açarım. Uyurken belgesel ya da bilgi veren bir şey dinlersem daha çok aklımda kalıyor. Bir görseniz YouTube’da neler açıp nerelere kadar gidiyorum. (Gülüyor.) Okumayı çok sevdirdiler bana, şanslıyım. Şimdikiler hem eğitim sisteminden hem de kafa karışıklığından biraz uzak oralara. Şimdi çocuğuma da okuma aşkını aşılamak için bazen oyun oynuyorum. Telefona bakacaksam bir kitabın içine koyuyorum, o elimde beni hep kitapla görsün diye. Eskiden çizgi romanları öyle okurduk ya. (Gülüyor.)

Ece ULUSUM/HT PAZAR


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300