Cek-cak'lara karşı di'li geçmiş zaman
Konu stat olunca.. Diyaloglarda hep aynı.
Yıllardır aynı kelimelerle kurulmuş kısa cümleleri görmekten bıkkınlık geldi, artık.
Kim yapacak...
Ben yaparım...
Beraber yapalım..
Kiminle beraber yapalım...
O yapmazsa, ben yaparım...
Ben yapamazsam, o da yapamaz...
Yıkalım... Yok, yıkmayalım.
Yıkarsam, ben yıkarım.,.
Yaparsam...
Sam, lım, rım, maz, cek ve cak...
Hep, geniş zaman, gelecek zaman...
Ama yok ki, di’li geçmiş zaman kullanan...
Bütün sözlerin arkasından bakıp, duruyoruz, Daha önceleri de yazmıştım; Atatürk Stadı’nın yıkılmasının gündeme geldiği günlerde. Federasyon eski Başkanı Mahmut Özgener’le Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun basın toplantısı sonrası konuşulmuştu.
Özgener’in bana göre de gerçekçi olan projesine, Gençlik ve Spor eski Genel Müdürü, şimdinin Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Mehmet Atalay, “Olmaz’’ı yapıştırmıştı.
1971 yılında inşa edilmiş, alt tarafları dökülen, artık futbola bile hizmet veremediği için A Milli Takım maç tarifelerinden çıkmış bir tesisin ne halde olduğuna bakmaksızın kararlar alıyor.
Merak ediyorum, genel müdürlükten bir yetkili bu Atatürk Stadı’nı gezmiş midir, diye. Gezdiyse, ne demiştir raporunda... “”Hıııhh, şahahe” demedisiyse, ne yazmıştır. “İdare eder mi” yoksa, “İyi diyelim de, İzmir’e en son stat yapalım” mı acaba!..
Türkiye genelinde TOKİ’nin stat yapılacak illerine bakıldığında, Atatürk Stadı ve Alsancak Stadı, “Var” görüldüğü için kimsenin umurunda bile olmuyor İzmir...
Alsancak Stadı da ömrünü doldurmuştur. Küçücük bir alan içine, şehrin göbeğine sıkışmış kalmış, araçla gittiğinde bilet alanları ezmemek için büyük çaba sarf ettiğin, kapalı tribünü yarı açık, skorbordu güneşte görünmeyen, zemini evlere şenlik bir tesis... Ama gel gör ki, adı Alsancak Stadı.. Kimsenin durumuna baktığı yok. Altay kiracı, ama her yıl anlaşma yapmak zorunda. Ödemeler düzgün olmazsa, o da elinden gider. Kulubün durumu malum. 2. Lig şart ve gelirleriyle kendine bakamıyor, çime, zemine, nasıl baksın.
Atatürk Stadı’nı bir kiralama kalk, yandın... Bir anda çalışan sayısı 50’lere yükselir. Bir sağdan tokat yersin bir soldan. Maç oynayacaksın ya, bir masraf listesi çıkarırlar sana, ağzın bir karış açık kalır. Dokunamazsın zaten hasılata, patır patır kesilir, sen kazançta figüran olursun, sahne arkasındaki başartist.. Git yan sahalarına bak, zeminde sürekli su fıskiyesi görürsün. “Aman zemin bozulmasın” derler, kimseye de vermezler. Paran varsa, antrenman yaparsın, yoksa iç çekerek yanından geçer, içine giremezsin.
Yani dediğim şu ki;
Bir mi, iki mi?...
15 bin kişilik mi, 35 bin mi?
Menemen mi, Kemalpaşa mı, Örnekköy mü...
Bitmedi gitti, bu tartışmalar.... Sonuca bak, hala “Sıfır”
Yıllardır, aynı şeyleri duyup, dinleyip kulağımızın üstüne yatıyoruz.
Sonra hafta sonu geliyor, gittiğimiz yer belli; Ya Atatürk Stadı ya da Alsancak.
Bağırsak da, çağırsak da kimsenin bizleri, İzmir’i duyduğu yok.
Hep projelerle susturulup, cek-cak’larla uyutulduk.
“İzmir’den Süper Lig’de bir takım olmaz mı, canım... Yazık vallaha. İzmir’e hiç yakışmıyor” gibi dillere pelesenk olmuş cümlelere, “Doğru, haklısınız, bu bizim ayıbımız” yanıtları verdik, arkamızdan kıs kıs gülsünler, diye.
2012’ye girdik, bu yıl stadın temeli atılacak. Ne zaman mı, kimse bilmiyor.
“Temel’’i atılacak” dedik ya..
Kıssadan, hisse; Temel, civciv beslemeye karar vermiş, Hayvancıkları, ayaklarından tarlaya dikmiş, sulamış, ölmüşler...
Sonra da başlarından denemiş, sulamış, sonuç yine hüsran!
Amerika’da ziraat eğitimi almış, üniversitede eğitmen, İdris’e mektup yazmış ve yaşadıklarını anlatmış.
Yanıt bir hafta sonra gelmiş: Ula Temel, ben bu işin içinden çıkamadım, toprak numunesi gönder...
Ben de bu stat işinin içinden çıkamadım..
Ama numune isterseniz, elimizde iki numunelik var, bilginize....