Nâtıka ve Selikâ
“Tek din” tartışmasının uzamaması için Tayip Bey erken ve akıllı davrandı. “Dilim sürçtü” deyip elim bir siyasi bir hatayı hemen geçiştirdi.
Çünkü “tek din” deyimiyle kastedilen mananın ağır yükünü polemik olarak sürdürmek Tayyip Bey için önemli sıkıntılar yaratabilirdi.
Tayyip Bey tabiat olarak polemiği sever; ama bu kez polemikten uzak durmayı sevdi... “Dilim sürçtü” sözünün anlamı budur.
Polemik “dalaşma“ anlamına gelir. Türk siyasetçisi gibi, Türk halkı da polemikten (dalaşmaktan) hoşlanır...
Ama Türk halkı dil sürçmesinden hoşlanmaz.
Dil sürçmesi hitabet sanatının en büyük riskidir.
Eğer konuşma sanatı dediğimiz şey “nâtıka“ yerine “selikâ“ ise, iş çok değişir.
Siyasette hitabet sanatının değişik türleri vardır. Bunları sizin için sıralıyorum:
1. Belâgat,
2. Talâkat,
3. Fasahat,
4. Selaset,
Belâgat, idrâk edilecek kavramı söyleme sanatıdır. Düzgün düşüncenin ürünüdür... Maddi ve manevi anlamda olanaklı şeyler söyleme disiplinidir. Hitabetin en üst düzeyidir. Örneğin Cemil Çiçek, “beliğ“ bir konuşmacıdır.
Talâkat, gerçeği ölçeğinde ve niteliğinde aktarma yeteneğidir. Süslü konuşma merakı olarak da tezahür eder. Talâkat, dürüst aklın hüküm cümlesidir. Mesela Kılıçdaroğlu “tâlik“ bir konuşmacıdır.
Fasahat, konuşmanın mana ve ahenk olarak tutarlı olma halidir. Burada hedef değil; anlatım önemlidir. Bu anlamda Bekir Bozdağ “fâsih“ bir konuşmacıdır.
Selaset, anlatıştaki kolaylık ve rahatlık halidir. Açık, kolay, akıcı ve âhenkli ifade için kullanılır. Örneğin Bülent Arınç “selis“ bir konuşmacıdır.
Şimdi gelelim yazımızın başlığına...
Hitabetin siyaset bahsinde iki üslup tarifi vardır ki. İnsanı bazen ihya eder; bazen igma...
Birincisine “nâtıka“, ikincisine “selikâ“ denir...
Nâtıka, (Nutuk kökünden gelir. Düşünüp söylemek yeteneğidir. Kalabalık kitlelere hitaben yapılır. Fasahat ve belâgat ister. Hata kabul etmez, hatalı örneği affetmez.
Nâtıkada sürçü lisan olabilir. Sürçü lisan siyasetçiyi zor duruma sokar. Hatta bazı hallerde mahvedebilir.
Bir de “Selikâ“ dediğimiz üslup vardır. Bu üslup Sayın Başbakan’la birlikte çok yaygın bir uygulamaya kavuştu. Selikâ, nâtıka gibi doğaçlama yapılan konuşma becerisi değil, yazılı bir metni, sanki konuşma yapıyormuş gibi okuma maharetidir.
Sayın Başbakan’ın konuşmalarının neredeyse tamamına yakın kısmını televizyonlarda izliyorum.
Gerçek selikâ ustası olma yolunda önemli mesafeler aldı.
Kürsünün iki yanına yerleştirilen camlara yansıtılan konuşma metnini, sanki irticalen konuşma yapıyormuş maharetiyle sunuyor...
Nâtıkada sürçü lisan olur; ama selikada sürçü lisan olmaz...
İşin bu tarafını bir yana bırakalım.
Sayın Başbakan tıpkı “tek din“ örneğinde olduğu gibi, şu devlet tiyatroları bahsindeki sözlerinin de bir sürçü lisan olduğunu söyleyip asıl durumu açıklasa ne isabetli bir hitap örneği vermiş olur.
Haydi hayırlısı...