Annesinin kızı
Yarın “Anneler Günü“... Geçmişte anneler günü vesilesiyle neler yazdığımı değerlendirmek için makalelerimi gözden geçirdim. Anneler Günü’nün tarihini, coğrafyasını yazmışım. Ticari hayatı pohpohlayan sevgi manzaralı tuzaklarını anlatmışım. Derin duygusallıklarla anne-evlat ilişkisinin bazen sitemli, bazen şefkatli konularını işlemişim. Eksik bıraktığım çok önemli bir konu varmış ve ben o konuya nedense hiç el sürmemişim. Bu yıl bu konuyu işlemeyi kararlaştırmıştım. Günü geldi ve konuyu işlemeye başladığım sırada “annesinin kızı“ ile tanıştım. Nedir ve kimdir bu “annesinin kızı”?
Annesinin kızı, nefis bir yemek kitabı... Aile mutfağında annelerinin yemek hazırlayışını gören ve bu çok nadir tecrübeyi sonraki kuşaklara aktaran iradenin şaheseri... Genelde şaheser deyimi bir hakkı teslim ederken gereksiz abartıyı da beraberinde getirir. Bu ihtimalin yüksek olması, bu sözcüğün açıklanmasını gerektiriyor. Bu kavramın açık değerini size aktarmakta zorluk çekerken Nedim Atilla imdadıma yetişti. Nedim, Osmanlı sohbet kültürünün önde gelen siması anlamınadır. Türkçe’de biz ona “hoş sohbet” deriz. Güzel hikâye anlatan, tatlı dille çevresini aydınlatan kişi demektir. Nedim Atilla kitaba yazdığı önsözünde Ege mutfağını tanımlarken, diğer yöre mutfaklarından ayıran seçkin niteliğinin “tarihsel birikim” olduğunu belirtiyor. Yemek tarifini sağlam bir tarih zeminine oturtmak ve kuşaklara yansıyan kültür değerine yükseltmek çok zahmetli bir çalışmadır. Yemek ve Kültür Dergisi yazarlarından ve Çiya Lokantası Ustası Musa Dağdeviren yemek konusunda ana-kız ilişkisini nefis bir tanımlamaya kavuşturmuş; “Yemek kültürümüzün hafızası annelerimizdir” diyor. Haklı!
İzninizle bu sağlam tespite bir küçük katkıda bulunmak istiyorum: “Hafıza”, birikimi kaybettirmeyen saklayıcı niteliktir. Annelerimizin kızlarına aktardığı en seçkin değer, hafızayı yeni ve zarif ürünlerle geliştiren yaratıcı niteliği canlı tutmasıdır. İşte annenin, kızına aktardığı ve adına “annesinin-kızı“ dediğimiz bereketli güzellik budur. Güler Sarıgöl Köymen, anneden kızına yansıyan bu derin değerli birikim ve kültürü aktarırken çok titiz çalışmalar yapmış. Yöresel yemek tariflerini, ana-kız hatıralarını ve çocukluk maceralarını yansıtırken alçakgönüllü duruşun sakin tabiatlı çizgilerini kullanmış. Kullanırken de bu çizgilere adamakıllı bir hatırşinaslık yerleştirmiş. Bu yerleştirme bence kitabın en gurur dolu satırlarını oluşturuyor... Kitaba katkısı bulunan geniş bir ana-kız ordusunun haklarını teslim eden tevazu göstermiş. İnsan tabiatının bencilliklerden sıyrılan cesaret ve iradesini zarif tanımlamalara kavuşturmuş. Aslında yemek pişirmesini bilen birisiyim. Kitapta yer alan ve gözüme kestirdiğim iki tanesini denedim ve başardım... Ama bir eksiğim vardı: “Annesinin kızları”, içlerindeki sevginin ruh coşturan gururunu anneliğin şükranında yaşatıyorlardı. Bütün annelerin özeti bir onursal sima tarifiydi. Başarının özündeki canlılığı koruyan iftihar, kaynağını işte bu gururdan alıyorlardı. Kendim için düşündüm ve olası bir haksızlığı gidermek için işin aslındaki hak teslimini aradım. Güler Sarıgöl Köymen işi annesinin nasihatinde saklamış: “Emek olmadan yemek olmaz“ diyor. Haklı! Hem de çok haklı... Ben de diyorum ki “erkek olmadan yemek olmaz...” Ben de haklıyım; hem de çok haklı...
Anneler gününüz kutlu olsun... Önemli Not: Omzumda şefkat eli olan çok değerli İzmirli dostlarım var. Hepsine şükran borçluyum... İbrahim Yüncü dostumdan, beni ilk fırsatta Çiya Lokantası’na götürmesini rica edeceğim...