Maliyetine göre futbol düellosu
Televizyondaki futbol düellosu, maç sonrası olayları kadar kırıcı olmadı. İlk bakışta elde edinilen olumsuzluk aslında taze heyecanların yansımasıdır.
Unutma katsayısı yüksek bir ülkede biraz da tahrikçi üslubun erbabında bu tür düellolar asıl üslubu ve yarattığı zararı gözden kaçırır.
Fenerbahçe adına Nihat Özdemir ile Galatasaray adına Ünal Aysal “Kanal D” programında kapıştılar.
Bu tartışma Türkiye kabullerinde doğal bir münakaşa sınırı olarak algılanmak gerekirdi. Ama iş karşılıklı “teessüf” noktasına getirilince tadın kaçacağı belli oldu.Teessüf kelimesinin gündelik hayattaki anlamı ve tesiri, lügatlerde yazılan nazik ölçülerde değildir.
Türk filmleri bu deyimi her doksan dakikalık ömrü içinde birkaç kez kullandığı için izleyiciler artık sıradanlık ile kavramı önemsemez hale geldi.
Ne yani, Nihat Bey’in “Galatasaray’ı kim yönettiği” sorusu, o gece ve sonrasında yaşanan felaketli manzaraların mazereti olabilir mi?
Bu soru ile Ünal Aysal Bey’in Nihat Beyi gayri ciddi hatta utanılacak durumda görmesinin sahalarda beklenen nezaket tariflerine uyduğu söylenebilir mi?
Artık anlaşılıyor ki hassas futbol karşılaşmalarında Türkiye adına tehlikeli ve ayıplı yani utanılacak felaketli olaylar yaşanılması kaçınılmaz olacaktır.
Programda zaman zaman sorumluluk yüklenme sözlerinin boşta kalmış ifadelerden öteye hiçbir tesiri yoktur.
Peki, maddi zarar nasıl karşılanacak ve kim karşılayacak?
Takımların üst yöneticileri Federasyon’a para için koşar adım giderken bir gecede İstanbul’da yaratılan zararın ne kadar büyük olduğunu hatırlayan var mı?
İstanbul Belediyesi kendi faaliyet tanımı içinde bir hesap yapmış. Bariz izler üzerinden yapılan bu hesaplamadaki zarar toplamı, “1 milyon 366 bin” lira.
İstanbul’da 125 otobüs durağı yerle bir edilmiş.
139 İETT durağı yerle bir edilmiş.
68 metrobüsün camı, çerçevesi indirilmiş.
85 otobüs dört yanından hasar görmüş.
Bu sadece belediyenin ulaşım araçlarındaki zarar bilançosu...
Ya diğerleri?
Nihat Bey’le, Ünal Bey ağız dalaşı yapınca bu büyük zarar bir çırpıda unutulup gitti. Her halde en güzel çözümlerden biri bu bedeli, bu olayın yaratıcı kulübe ödetilmesi olabilir.
Yöneticiler her gün ekranda tahrik lisanı ile gövde göstermek yerine başka tür bir manzara erbabı olarak görünürler.
Böyle bir görünmede ne kimsenin yönetim üslubuna kafayı takıp, asıl konuyu elden kaçırmasına izin verilir; ne de kimse kimseyi lisan ayıbının ötesinde bir teessüf ile teşhir merakına kapılıp parsa toplamak hevesine kapılır.
Değişen bir şey olur mu?
Olmaz! Bu da geçer ve unutulur.
Türkiye eski tas eski hamam ülkesidir. Değişen sadece tellaklar olur...