Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Anlaşılan o ki Türkiye 2020 Olimpiyatlarına ciddi ciddi hazırlanıyor.

        Ve bundan kaçış yok.

        Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, bu hazırlık sürecinin sonunda İstanbul'un trafik sorununun çözülmüş olacağını, hatta dünya üzerinde trafik derdi bulunmayan bir şehir haline geleceğini açıkladı. Düşünüyorum düşünüyorum işin içinden çıkamıyorum.

        Alıyorum Boğaz'ı, üzerine sekiz köprü inşa ediyorum, yeraltından da altı tüp tünel, güzergah sayısını artırıp, toplu taşıma araçlarını beş katına çıkarıyorum, yetmiyor bir de kentten köye göçü özendiriyorum, nüfusu azaltıyorum, daha da yetmiyor Anadolu yakasından Avrupa'ya, Avrupa'dan Anadolu'ya geçişleri karneye bağlıyorum...

        Olmuyor, bir türlü Suat Kılıç'ın vaadini gerçekleştirecek bir proje geliştiremiyorum, moralim bozuluyor.

        Belki biraz özgüvenim sarsılıyor filan.

        Ve bir sabah İstiklal caddesinde yürürken, bubi tuzaklarından birine takılıp düşüyorum, muhtemelen kafamı da çarpmış olmalıyım ki birden bir aydınlanma yaşıyorum.

        Yoo, mümkün değil, bin köprü yapsan, geçişleri vizeye tabi tutsan da gerçekçi değil.

        Ve anlıyorum ki biz yanmışız, bitmişiz.

        Bu olimpiyat telaşesi içinde, benim hor vurup hor savuran meşhur 70 sonrası doğan "uzun" kuşağıma olan olacak.

        Arada büyük kaynayıp gideceğimiz çok açık.

        Ama bir çare var, tek bir çare.

        Madem ki en verimli çağım bu olimpiyat inşaatlarının sesleri ve sıkışıklığı içinde kaybolup gidecek, o zaman ben neden olimpiyatlara katılmıyorum?

        İticilik dalında mesela, olimpiyat şampiyonu olayım diyorum.

        Memlekete bir altın da ben takayım.

        Ne dersiniz?

        Bu arada iddialıyım, sponsor arıyorum.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ