HABERTURK.COM

AB Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, Brüksel'de Kıbrıs müzakereleri, göç anlaşması ve üyelik müzakerelerine ilişkin konuştu.

Çelik'in açıklamasından satır başları:

"Esas olan şu, Güney Kıbrıs bir Avrupa devletidir, Türk devleti de bir cemaattir diye bir yaklaşım var. Bu asla kabul edilemez. Orada iki egemen devlete dayalı bir çözüm olursa Türkiye bunu destekliyor. İkincisi de Türk askerinin adada bulunmaması yönünde bir teklif tartışma dışıdır. Yaşanmışlıklar var. Türk askeri orada barış için bulunmaktadır.

Son müzakerelerde pozitif sinyaller vardı. Ama Rum kesiminde seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte işler değişti. Nitekim artık, çözüm olmuyor duygusu da herkeste yerleşmiştir.

15 Temmuz'da bu yana AB çerçevesinde pek çok toplantıya katıldım. İlk defa bugün bir saygı duruşu yapıldı. Bunun çok doğru bir yaklaşım olduğunu ifade ettim. Bir Avrupa ülkesinde darbe girişimi oldu. 250 insanımız hayatını kaybetti. Bugün ilk defa bir Avrupa platformunda böyle bir şey oldu. Tabii çeşitli eleştirileri var, OHAL ile ilgili. Bunun çözümü konuşmaktadır. Buyrun dedim, 23 ve 24. fasılları açıp, bunları konuşalım dedim. Fasılları açmak, bunları konuşmak demektir. Hem fasılları açmayacaksınız hem de sürekli eleştireceksiniz. Bu AB açısından bir vizyonsuzluktur.

Bu FETÖ ve PKK'nın Avrupa'da rahatça propaganda yapabilmesi konusunda rahatsızlığımızı dile getirdik. Vatandaşlarımızı, askerlerimizi öldürenlerin fotoğraflarının Avrupa Parlamentosu koridorlarında asılmasına razı olmayız. DEAŞ'a karşı en büyük mücadeleyi biz veriyoruz. Ancak tek terör örgütü DEAŞ değil. Aynı mücadelenin PKK'ya karşı da gösterilmesi gerekiyor.

Diğer konu başlığı göç meselesiyle ilgiliydi. Türkiye'ye gönderilecek mali yardım konusunda çok zayıf bir ilerleme var. En son Cumhurbaşkanımızın görüşmesinde bunların hızlandırılacağı söylenmişti. Türkiye'de bir Slovakya'nın yarı nüfusu kadar mülteci var. Suriyeli çocukları okutamazsak, bu çocukların peşinde DEAŞ ve El Kaide gibi örgütlerin olduğunu unutmayalım. Ama maalesef yardım mekanizmaları o kadar yavaş ki, ilkokul çocuklarına anca emeklilik çağında ulaşabilecek.

Önümüzdeki hafta buraya Dışişleri Bakanımızla gelecek. Türkiye-AB arasında üst düzey görüşmeler devam edecek. Bir zirve düzenleme için çalışmalarımız da sürüyor.

Görüyorsunuz, ABD ile AB arasında bir takım tartışmalar var ve bu giderek derinleşiyor. Bizim güneyimizde krizler var. Yakın zamanda çözülmesi zor görünüyor. Kuzey Kore-Güney Kore gerilimiyle, dünyanın o tarafında da bir kriz oluştu. Tüm bunlar olurken, Türkiye ve AB'nin istikrarlı coğrafyalar olarak diyaloğa devam etmesi gerekiyor.

Türkiye-AB ilişkilerinin özü katılım müzakereleridir. Bu esas olmak kaydıyla, diğer konularda işbirliği geliştirilebilir. Ancak katılım müzakareleri olmazsa, diğer alanlarda işbirliği olsun demek de olmaz. Göç meselesi kontrol altına alındıktan sonra, AB ülkeleri belli kontenjanlarda mülteci alacaktı. Bu konuda AB ülkelerinin sınıfta kaldığını görüyoruz. Türkiye'nin bütün dünyanın bütün vicdani, ahlaki, siyasi, mali yükünü çekerken, bu yükün paylaşılması gerekiyor.

Macron'da ilk seçildiğinde söylemişti, AB'nin reforma ihtiyacı var. Türkiye-AB krizi de AB'nin iç krizinin bir yansımasıdır. Avrupa tek başına karar alma, birlik gibi hareket etme refleksini de kaybediyor. Son yıllardaki krizler karşısında tek başarı, 18 Mart göç anlaşmasıdır.

Vize anlaşması, mali yardım ve fasılların açılması bir paket. Avrupa Birliği bunların hepsini ihlal ediyor. Türkiye bütün taahhütlerini yerine getirmiş."