"Türkiye'de en ağır lince ben uğradım"
Balçiçek İlter, sanatçı Zülfi Livaneli ile Pazartesi Sohbeti'ne bugün de devam ediyor
Balçiçek İLTER / PAZARTESİ SOHBETLERİ / HT GAZETE
O yıllar önce “üç kutuplu Türkiye”den bahsetti. Meclis’te “Dinciler, Kürtler ve milliyetçiler var, CHP kendine bunların arasında yer bulamayacak, belki MHP’nin peşine takılır’’ dedi ve sıra kapaklarıyla protesto edildi. Zülfü Livaneli “Dediklerim bir bir çıktı” diyor ve devam ediyor: “Baykal, CHP’yi MHP çizgisine getirdi, Kemal Bey’in işi zor.” Zülfü Livaneli’nin mayıs başında “Konstantiniye Oteli’’ isimli modern İstanbul’u anlatan romanı piyasada olacak. Öylesine heyecanlı, öylesine tutkulu ki, “Tek derdim edebiyat Balçiçek” diyor, “Daha çok yazacak hikâyem var!’’
-Siyasete bulaştınız diye pişman mısınız?
Siyasetin dışında kalamazdım; çünkü beni 20’li yaşlarımda hiçbir suçum yokken tutup hapse koymuş bu devlet. Zorunluydum biraz da... Toplumu değiştirmek, dönüştürmek, daha iyi bir Türkiye yaratmak için heyecanla girdik siyasete. Parti politikası ise benim yakın durduğum bir şey değildi. Hep teklifler vardı, Kültür Bakanlığı bile önerildi ama inatla girmiyordum. Sonra bir Don Kişot’luk yapmam gerekti.
-İstanbul Belediye Başkanlığı’na aday oldunuz...
Zoraki aday! Tam bir ay ikna etmeye çalıştılar, İstanbul’da yüzde 8’e düşmüşlerdi, hep reddettim, müthiş ısrarlar sonucu oldu. Ben Türkiye’nin bu kadar korkunç bir ülke olduğunu o güne kadar görememişim.
-“Livaneli aday olmasa Tayyip Erdoğan seçilemeyecekti” diyenler var.
Yok, zannetmem. Bugün kimse “MHPHDP işbirliği yapsın” der mi? O dönemde niye “SHP, ANAP için aday göstermesin” denildi, anlamak mümkün değil. Geçenlerde Hüsamettin Özkan bana dedi ki: “Vicdanımı çok rahatsız eden bir şey var siyasi hayatımda. Biz sizin oylarınızı bölerek Türkiye’ye kötülük ettik.’’ İnsanların sorgulaması gereken şey, üç sol partinin İstanbul ve Ankara başta olmak üzere niye birbirini yok ettiği. Oysa ben, solun ortak adayı olma şartıyla kabul etmişim adaylığı. Üç sol parti girdik, yüzde 35.5 aldık ama yüzde 25 alan Refah’a gitti başkanlık. Ankara’da da öyle oldu. Bu, yakın tarihin en büyük kırılma noktalarından biridir.
Siyasetin bu kadar kirli olduğunu bilmiyordum. Çok naif diyeceksin ama seçim olur, yarışılır, sonuç ne çıkarsa o olur, öyle düşünüyordum.
-Öyle değil miymiş?
Değilmiş. Bir hafta sandıklar bulunamadı. Kendileri düzenlediler, yaktılar, yıktılar, çöplerden oylar çıktı. YSK da hile olduğuna karar verdi, ama tespit edebildiği sonucu değiştirmeye yetmedi. Kirli siyaset dedim ya, yasaklı olduğum dönemde içim kanayarak yaptığım Deniz Gezmiş ağıtlarını SHP’den bazı kişiler götürüp rakiplere veriyorlar... Mahkeme kayıtlarında ifadelerde olduğu için rahat söylüyorum bunları. Mesela Hürriyet’e gidiliyor aleyhime manşetler yapılıyor.
-Onlar niye uğraşsın sizinle?
Solcu gelmesin diye. “Kamuoyu anketleri Zülfü Livaneli’yi gösteriyor’’ diye bir manşet varken, orada çalışan arkadaşlar anlattı, İsveç’e iltica talebinde bulunmuşken çekilmiş fotoğraflarımı yayınladılar. Terörist gibi... Hani linç falan deniliyor ya Ahmet’e (Kaya) yapılanı bana kaç misliyle yaptı o gazete. Berbat bir duygu Balçiçek. Hele bir sanatçı olunca... Çok üzüldüm çok. Ama kalbim sağlammış, dayandık.
-Affettiniz mi?
Hangi birini? Bir gün Ertuğrul Özkök, “Hayatımın karanlık sayfalarından biridir o dönem!’’ dedi. Ne diyeyim ben? Bu ülkeyi canını verecek kadar seven bir insan için “Bu vatan düşmanıdır’’ diye yayın yaptı Star Televizyonu, Cem Uzan. Atina’da bir gösteri olmuş, bayrak yakılmış, güya okla beni uzaktan gösteriyorlar... Böylesine bir medya linci, ardından oylar çalınsın, “Neymiş bu cehennem?’’ dedim. Ben kendi ülkemi tanımamışım. Sabahattin Önkibar yazdı. O dönemde Tansu Çiller, başbakan olarak bütün Ankara temsilcilerini toplamış, “Bu komüniste memleketi teslim ediyorsunuz, alın dosya’’ demiş, dosyada da bir şey yokmuş...
-Nasıl gülümseyerek anlatıyorsunuz?
Çok zordu Balçiçek aslında. Ve çok uzun sürdü... Cehennem gibi. Çekilemiyorsun edemiyorsun, “Nereden kabul ettim ben bu işi” diyorsun...
-Kaybedeceğinizi ne zaman anladınız?
Kaybetmezdik aslında, kaybetmedik de. Bunu itiraf edenler oldu. Seçimden bir gün önce favoriydim araştırma şirketlerine göre. Televizyona çıktıkça oy kazanıyordum, karalama kampanyası başlamadan önce. Mehmet Barlas beni sıkıştırmak için “İSKİ için ne diyeceksiniz?’’ dedi. “Vicdanımda aklanmamıştır” dedim, hadi kıyamet koptu, kendi partisini bile eleştirebiliyor diye. Favoriydik ama en büyük zararı Uzanlar verdi. Uzan’ın derdi de şu: ANAP ile anlaşmış, bir gökdelen dikecekmiş, onun iznini almış vs... Hürriyet de ben Sabah’ta yazıyorum diye beni Dinç Bilgin’in adamı zannediyor. Diğerleri “Komünist geliyor’’ diyor. Seçim gecesi sandıklar açılmaya başladı, önde gidiyoruz, tebrikler geldi. Ama gece yarısı Ercan Karakaş dedi ki: “Biz kaybediyoruz, sandıkları dolaşıyorum, bir tane SHP’li yok.’’
-Ne hissettiniz kaybedince?
Şaşkına dönmüştüm zaten. Olayların o kadar ortasında, göbeğinde olmak yapıma uygun değil. Ben sokakta yol bile soramam insanlara, şu yaşadıklarıma bak. Kampanya sırasında Turgut Yılmaz ile karşılaşmıştık, “Ya ne kadar efendi bir insan, çok yazık olacak dedim sizin hakkınızda’’ dedi. Sonra anladım ne demek istediğini. Sanatçı yüreğinin saflığını yaşadım ben. Bu arada linç hemen bitti ama o dönemden bir sürü miras düşman kaldı bana. Kıskançlık vs.
"SİYASETTEKİ YILLARIMI KAYIP OLARAK GÖRÜYORUM"
-Ya Meclis dönemi?
O yıllarımı da kayıp olarak görüyorum. Baykal ile AB, demokratikleşme, Kürtlerin kültürel hakları, insan hakları meselelerini konuşmuştuk. CHP’yi ilerici bir parti yapabilme hayallerim vardı. Sözüm ona “A takımı”ydık ya! Seçildikten sonra Baykal büyük bir tavır değişikliği gösterdi. Bir tanesi, Tayyip Erdoğan ile buluşması. Önce inkâr etti, sonra kabul etmek zorunda kaldı. Resmen Erdoğan’ı başbakan yapmak için mücadele etti.
-Niye yaptı?
İlk şaşkınlığı Erdoğan ile Baykal düellosunda yaşadık ekranda. Baykal ne kadar polemikçidir bilirsin, aaa bir baktık Erdoğan’ın karşısında süklüm püklüm, bizim hazırladığımız Baykal yok. Ahmet Necdet Sezer ile konuştum o ara. “Erdoğan bana geldi, milletvekili olmaktan umudunu kesmiş, ben parti başkanı olarak başbakan olamam mı?’’ diye sorduğunu anlattı. O da “Olamazsın” demiş. Baykal’a bunu anlattım, büyük bir tepki gösterdi, “Ne karışıyormuş o, adam oy aldı geldi, tabii ki başbakan yapacağız, Anayasa’yı da değiştireceğiz’’ diye.
-Siz ne dediniz?
“Halka ‘Dokunulmazlıklar kaldırılmadan hiçbir Anayasa değişikliğine gidemeyiz’ diye söz verdik” diye hatırlattım. “Bunu şart koşalım” dedim. Yapmadı. İki görüş var, bir tanesi “Baykal, Erdoğan’dan ‘Beni başbakan yaparsan seni cumhurbaşkanı yaparım’ sözü aldı” olabilir diye düşünüyorum. Diğeri ise “O zamandan beri şantaj altındaydı”. Baykal’ın hayatının en büyük mücadelesi, olmadık manipülasyonlarla Tayyip Erdoğan’ı Meclis’e aldırmaktır. Baykal’a “Bu tarih sizi böyle hatırlayacak, bununla anılacaksınız, torunlarınıza bile bu sorulacak’’ dedim o gün.
"ÜLKEYİ SEVİYORSAN CEFASINI ÇEKECEKSİN!"
-Gelelim çözüm sürecine... Sanatçılar kahvaltılara çağrıldı, akil insanlar heyeti oluşturuldu. Size hiç teklif geldi mi?
Hayır. Yanaşmayacağımı bilirler. Kürt meselesi konusunda ne kadar çok yazı yazdık, haklarını savunduk, bildiriler yayınladık, ölüm tehditleri aldık. Yaşar Kemal ile ölüm oruçlarında arabuluculuk yaptık. Ama şu anda yapılan iş, AKP’nin kendi propagandası ve bir işe yaramayacak. Sanatçılar da alet oldular. “Yetmez ama evet’’çiler de öyle... Gayet ustaca aydınları kullandılar.
-Akil insanlar?
Fransa’da böyle bir heyet oluşsa kimler olur bir düşün, bir de bizimkilere bak, ne diyeyim?
-Ben çözüm sürecine destek veriyorum, canı gönülden, kandırılıyor muyum?
İnanmak istiyorsun, hepimiz istiyoruz. Ve evet herkes kullanılıyor. Ama öte yandan karşıt kutuplardan birinde de olamam ben. Hep tekrarladığım bir sözüm vardır: “Lütfen beni bu kadar kolay anlamayın!’’ Yahu bir dinle, yargıya varmadan önce bir dur.
-Şener Şen’in çıkışı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Haklılık insana bağlı. Kim ne hissediyorsa o... Benim hissettiğim başka. Marquez’e niye politikayla ilgilisiniz diye sormuşlar, o da “Bizim gibi ülkelerde sanatçıların politikadan uzak durması zor’’ demiş. 12 çocuk ölmüş ölüm oruçlarında, sayı artacak, “Gel yardım et” diyorlar, hemen gidiyorsun. “Beni ilgilendirmez, ben akşam tiyatroya gideceğim” deme lüksüm yok ki... Biz bu ülkeyi seven bir yurttaş isek cefasını da çekmemiz lazım.