AA

Avrupa Birliği (AB) Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) üst düzey yöneticilerinin Avrupa’da himaye edilmesine, saklanmasına ya da serbestçe dolaşmasına izin verilmesinin açıkça terörü himaye etmek olduğunu belirterek, "Bunun herhangi bir DEAŞ yöneticisini himaye etmekten bir farkı yoktur." dedi.

Çelik, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ile görüştükten ve Türkiye-AB Karma İstişare Komitesi Toplantısı’na katıldıktan sonra Türkiye'nin AB Daimi Temsilciliğinde bir basın toplantısı düzenledi.

Bir gazetecinin AB-Türkiye ilişkilerinde yaşanan sorunlara ilişkin sorusu üzerine Çelik, Avrupa içerisinde çok büyük sıkıntılar ve tartışmalar olduğuna dikkati çekti.

Çelik, önemli Avrupa ülkelerinin seçim süreçleri geçirdiklerini ve büyük meselelerin üye ülkeler içerisinde iç politik bölünmeye yol açtığını belirterek, şu değerlendirmede bulundu:

"Yani göçmen meselesi öyle, terörle mücadele meselesi öyle. Bir bakıma iç siyasetteki denklemler bu ülkeleri kıpırdayamaz hale getirmiş durumda. Avrupa Birliği’nin kurulduğu günden bu tarafa kadar şunu söyleyebiliriz, en çok içe kapandığı dönemdir. Yani ilk defa krizleri fırsata çeviremiyor, krizleri daha çok orta sahada top çevirir gibi çeviriyor, içe kapanarak maalesef krizleri sadece erteleyerek çözmeye çalışıyor. Ama bunların hiçbiri çözülmüyor. Yani burada yapısal bir kriz var."

AB'nin yaşayabilmesi için reforma ihtiyacı olduğuna dikkati çeken Çelik, "Dolayısıyla Avrupa’nın içindeki kriz Türkiye meselesine yansıyor. Daha önce de ifade ettim, bu Türkiye-AB arasında bir kriz olmaktan ziyade Avrupa’nın iç krizinin Türkiye’ye yansımasıdır, Avrupa’nın iç krizinin göç meselesine yansımasıdır, Avrupa’nın iç krizinin bu insani yardım meselelerine yansımasıdır. Dolayısıyla bu bakımdan Avrupa genişleme perspektifini kaybettiği gibi aynı zamanda da tek başına karar alma, tek başına bir birlik gibi hareket edebilme refleksini de kaybediyor." ifadelerini kullandı.

SIĞINMACI MUTABAKATI

Bakan Çelik, Avrupa'nın ortak karar alıp uygulayamadığına işaret ederek, "Belki de son yıllardaki karşılaşılan krizler karşısında tek başarı hikayesi 18 Mart Göç Anlaşması'dır, 18 Mart Mutabakatı'dır. Onun dışında ortak karar alınıp uygulanamıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa'nın iç krizinin çözülmesi için bazı kurumların reforma ihtiyacı olduğuna dikkati çeken Çelik, bunun yapılmaması halinde AB'nin büyük meselelere yönelemeyecek kadar içe kapanacağını söyledi.

Çelik, AB'nin göç sorunu ve diğer problemlerde büyük krizin siyasi maliyetlerini tam göremediğini ve çok yanlış bir tutum sergilediğini belirterek, "19. yüzyıl ulus devleti gibi 'Ben sınırlarımı kapatırım, sınırlarıma tel örgü çekerim, sınırlarıma asker dikerim, bu krizden korunurum.' diye düşündüler. Halbuki bunun AB'yi yaratan değerlerde büyük bir sarsıntı meydana getireceğini, bunun dünya açısından kabul edilemez bir manzara oluşturacağını ve bu krizin bu şekilde yönetilemeyeceğini göremediler." ifadesini kullandı.

"VİZE SERBESTİSİ KONUSU HAYATA GEÇMEDİ"

Geri kabul anlaşması ile ilgili bir soru üzerine de Bakan Çelik, şunları söyledi:

"O anlaşmanın biz özüne sadığız, yani vize anlaşması, fasılların açılması, mali yardım bunların hepsi bir paket. Yani bunlardan birini önceleyelim, diğerini erteleyelim gibi bir şey veya ihmal edelim, görmezden gelelim gibi bir davranış söz konusu olamaz. Burada da şunu gördük. Bir, fasılların açılması konusunda o anlaşmanın ilgili maddesini AB tarafı ihlal ediyor. Mali yardımların gelmesi konusundaki kısmını ihlal ediyor. Gönüllü yerleştirme kısmı hayata geçmedi ve vize serbestisi konusu hayata geçmedi. Dolayısıyla, bu anlaşmaya sık sık hani diyorlar ya 'Biz AB olarak taahhütlerimize bağlıyız, anlaşmaya sadığız.' Biz de diyoruz ki, 'Nasıl sadıksınız anlaşmaya?' Yani Türkiye bütün taahhütlerini yerine getirmiş, siz bu taahhütleri yerine getirmiyorsunuz."

Çelik, Türkiye'nin AB ile mutabakatını insani sebeplerle sürdürdüğünü vurgulayarak, "Ama kesin olan bir şey var, örneğin mali yardım konusunda işte diyorlar ki ' 2,2 milyar avroyu serbest bıraktık.' Serbest bıraktık ne demek? Harcanmasına karar verdik. Ama bu harcandı demek değil, ya da kurumlara aktarıldı demek değil. Ya da proje yapıldı o projeye verilmesine karar verdi. Burada da söylüyoruz yani AFAD var, Sağlık Bakanlığı var, bunların yaptığı projeler var. Zaten bunlar ayrıntılı bir şekilde teslim edildi onlara. Bunu onlara hatırlatıyoruz ve bu konudaki mükellefiyetlerini yerine getirmelerinin öneminin altını çiziyoruz." dedi.

AVRUPA'DA FETÖ FAALİYETLERİ

Bakan Çelik, 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili bir soru üzerine, FETÖ'nün Avrupa coğrafyasında başka bir kimlik altında görünüm sergilediğini söyledi.

FETÖ'nün mali imkanları da olduğunu belirten Bakan Çelik, sözlerine şöyle devam etti:

"Bu mali imkanlarla birlikte birtakım yayın organlarına yaklaşmak, birtakım kilise vakıflarına yaklaşmak, birtakım politikacıların kampanyalarına destek vermek şeklinde kendilerine alanlar açıyorlar. Ama şunu ciddi bir şekilde örnekliyoruz, yani bunları geçmişte Türkiye’de de yaptılar ve bunlar bulundukları her ülkede bir başka ülke adına mutlaka bir haber elemanı olarak çalışırlar, yani bunların hayatiyet sebebi budur. Bunların özellikle bu kara para trafiğinin iyi izlenmesi gerektiğinin, bunların bu darbecilerin üst düzey yöneticilerin kendi aralarındaki yazışmalarının birtakım istihbarat servisleriyle ilişkilerinin iyi incelenmesi gerektiğinin altını tekrar tekrar çiziyoruz. Ama kesin olan şudur, özellikle bu örgütün üst düzey yöneticilerinin Avrupa’da himaye edilmesi, Avrupa’da saklanması ya da serbestçe dolaşmasına izin verilmesi gibi bir şey açıkça terörü himaye etmektir. Bunun herhangi bir DEAŞ yöneticisini himaye etmekten bir farkı yoktur."

ZİRVE ÇAĞRISI

Bakan Çelik, Türkiye-AB ilişkilerine ilişkin de parlamentoların ve siyasetin konuşmak, sorunları çözmek için var olduklarını ifade ederek, "Bu ilişkinin zaten bir şekilde ilerleyebilmesi için bir zirveye ihtiyaç duyuyoruz biz. Yani fiilen ilerlemeyen bir ilişki var, ilerlemeyen bir ilişkiye bir de Avrupa Parlamentosu gibi bir vizyonsuzlukla bu ilişkiyi keselim diyorlar." dedi.

Türkiye'nin Avrupa Birliği’yle ilişkisini tam üyelik perspektifi olarak konumlandırdığını anımsatan Çelik, şöyle dedi:

"Biz bunu donduralım, bir kenarda tutalım ve diğer alanlarda ilerleyelim demenin pratik bir mantığı da yok. Yani biz bunu zaten kabul etmiyoruz da ilkesel olarak. Diyelim ki kabul edildi, bunu kabul ettiğiniz andan itibaren zaten bunda nasıl ilerleyeceksiniz ki? Yani katılım müzakereleri ilerlemeden, işte enerji, ekonomi, diğer alanlarda, hepsi birbiriyle ilişkili, bu bir denklem. Yani mesela bu kurduğu ilişki Japonya’yla kurduğu bir ilişki gibi olamaz. Türkiye’ye kuracağı ilişki, Türkiye bir Avrupa devleti. Yani orada mesela Japonya ya da başka bir ülkeyle, bir Latin Amerika ülkesiyle enerji alanında, terörle mücadele alanında, diğer alanlarda ilerleyelim diyebilir, bu da normaldir.

Ama Türkiye’yle bu alanlarda sağlıklı ve kalıcı ilerlemeler sağlamak istiyorlarsa, bu yine katılım müzakerelerinin esas olduğu bir tablo içerisinde, bir mercekten bakarak gerçekleşebilir. Tabii bunun üzerinde niye hassasiyetle duruyorum? Kendilerini de uyarıyorum, bakın bu denklemi ortaya atanlar da 'Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri iyi olsun' diyenler değil, bu çok zekice bir denklem değil, çok böyle parlak bir buluş değil. Bu yine Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin kesilmesini isteyen sığ bir aklın, aşırı sağ bir aklın ürettiği bir denklem. Çünkü o sığ akılla şöyle düşünüyorlar. Zaten katılım müzakereleri kesildikten sonra diğer ilişkiler büyük bir türbülansa girecektir, yani enerjide, ekonomide, diğer alanlarda, çünkü 28 tane ülke var, her biriyle ayrı bir ilişkiniz var."

Bakan Çelik, Avrupa Birliği’ndeki kurumların başkanlarını, kurum yetkililerini de uyararak,"Yani eğer tek tek devletler bu şekilde büyük meselelere, büyük stratejik güçlere Avrupa Birliği perspektifinden değil de Avrupa Birliği mekanizmaları içerisinde ulus devletlerin birbiriyle ilişkisi gibi 19. yüzyıl mantığıyla bakarlarsa, o zaman Avrupa Birliği fiilen bir mekanizma haline gelir." sözlerine yer verdi.

"TÜRKİYE’Yİ HESABA KATMADAN BU İLİŞKİLERİN GELİŞTİRİLMESİ, BU AÇILIMLARIN SAĞLANMASI MÜMKÜN DEĞİL"

Türkiye açısından kabul edilmeyen durumların Avrupa Birliği’nin çıkarları açısından da uygun olmadığını söyleyen Çelik, şunları dile getirdi:

"Ben nihayetinde Türkiye’nin çıkarlarına bakarım, Türkiye’nin milli çıkarlarını korumak için, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinin Türkiye’nin milli çıkarlarını koruması açısından yepyeni imkanlar, fırsatlar getireceğini düşündüğüm için bu sürece asılıyorum. Aynı şekilde Avrupa Birliği’nin de buradan kazanımları olacaktır. Aynı şekilde Avrupa’nın tabii sınırı Türkiye’nin sınırlarıdır. Yani 'Türkiye’nin sınırları değildir.' diyerek siz bu sınırları Türkiye’nin batısından itibaren çizerseniz, buyur o zaman hadi Irak ve Suriye kaynaklı göçü Türkiye’ye olmadan yönet. Afrika’ya açılacaklarını söylüyor bazı ülkeler, hadi Türkiye’nin perspektifi olmadan Afrika’yı yönetin. Kuzey Afrika’da, Libya’da DEAŞ kaynaklı, Boko Haram kaynaklı istikrarsızlıklar baş gösterebiliyor, oradan kaynaklanan göç İtalya’yı etkiliyor, Batı Akdeniz hattını etkiliyor. Hadi Kuzey Afrika’da ya da Afrika’nın diğer kesimlerinde Türkiye olmaksızın bir perspektif geliştirin, bu söz konusu değil. Bu zaten işin icabına, tabiatına aykırı bir şey. Türkiye tarih boyunca bütün bu özelliklerinin yanı sıra her zaman merkezde güçlü bir Avrupa devleti oldu, Türkiye’yi hesaba katmadan bu ilişkilerin geliştirilmesi, bu açılımların sağlanması mümkün değil."