Pırtımpırttan pöçe Kayseri lezzetleri
Bugün size tahinli pidesinden mantısına, pastırmasından nevzinesine, Develi cıvıklısından fırın ağzına, pırtımpırtından böre aşı çorbasına, gubatesinden pöçüne, dorak yoğurdundan sucuğuna kadar pek bilmediğiniz bir lezzet durağını anlatacağım. Gerçekten de bazı lezzetleri 'yerinde yemek' çok daha güzel...
Köklü tarihiyle ‘Makarr-ı Ulema’ şehri olarak bilinen, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği ve başkentlik yapan Kayseri’de, Erciyes Dağı eteklerindeki bu yolculukta bizlere yılkı atları eşlik edecek.
Hep söylerim yemek yemekle aram pek iyi değildir! Balık, tavuk, sebze, sakatat (kokoreç hariç), süt ve benzeri şeyleri ağzıma sürmem, bazı meyveleri ise 40 yıl yemesem aklıma gelmezler... Köfte, makarna, pilav, tost çevresinde dönen kelimenin tam anlamıyla “kısır” bir mönüyle beslenip duruyorum.
Ancak hoşaftan hiç anlamasam da yemekle igili TV programlarını izlemeye bayılıyorum.
Sadece izlemek de değil, yemekle ilgili ‘lezzetli’ yazıları okumak, yemekten gerçekten anlayan insanları dinlemek en az pesto soslu mozzerellalı bir tost kadar beni doyuruyor...
Ancak son yıllarda ‘yemek yiyebilen herkesin gurme olduğu’ ülkemizde ‘gerçekten’ yemek yazabilen, yemek tarihi bilen insanların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor maalesef!
Şöyle tadı tuzu yerinde güzel bir yemek yazısı okuyayım diye elime aldığım her gazeteden ‘aç’ kalkıyorum... Kötü bir fast food’dan hallice, mekânı övmek için ‘bol yağlı’ yazıları, ağzımda kekremsi bir tat ve mide ağrısıyla, doymadan yarım bırakıyorum...