Kış güzeli “Booo-zaaaaa”
Yumuşak pijamalarınızı giymişsiniz, ayağınızda pofidik terlikleriniz, kanepede sıcacık battaniyenizin altında uzanıyorsunuz. Dışarıda çisil çisil bir yağmur yağarken, uzaklardan bir ses yükseliyor: "Bozzzaaaaaaa"
Akşamları da oturduğum yerden bozacıların sesini duydum mu, tamamdır kış gelmiştir.
Çocukluğumuzu hatırlatan o ses… Sohbetlere bozacının sesi ile ara verilir ve soba başında keyifle içilirdi. Eski zamanlarda bozacının sesi demek; kış demekti. Bozanın o eski tadı hala damaklarımızda…
Şimdilerde seyyar bozacılar kalmadı neredeyse.
Sevenin çok sevdiği, sevmeyenin yanına yaklaşmadığı bir lezzet boza. Leblebiyle pek güzel giden, soğuk kış gecelerini hatırlatan bin yıldır süregelen bir kültür.
Lezzetli olduğu kadar faydalı olan, bir bardağı ile nostalji yaşatan bozanın leblebi ile taçlanan geçmişinde birlikte yolcuğa çıkmaya ne dersiniz?
Bozanın öyle bir geçmişi var ki, kaç hükümdarlık görmüş, kaç kültür tanımış, kaç coğrafyaya yayılmış...
Bağışıklık sisteminin kuvvetlendiren boza darı, mısır veya bulgurla hazırlanabilen geleneksel bir Türk içeceği…
Başka hiçbir içeceğe benzemeyen bozanın tarihi 8-9 bin yıl öncesine, Mezopotamya'ya dayanıyor. Osmanlı döneminde sıkça tüketilen boza “Bozahane” adı verilen yerlerde üretilirken sonrasında Ortadoğu, Orta Asya, Balkan ve Afrika ülkelerinde de üretilmeye başladı. Evliya Çelebi, seyahatnamesinde 17. yüzyıl ortalarında İstanbul'da 300'den fazla bozacı dükkânının bulunduğundan, bu dükkânlarda 1100 kadar bozacının çalıştığından bahsediyor.