Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

Hayatta en çok görmek istediğim iki yerden biriydi Tibet. “Şu Tibet’e bir gideyim de...” ile başlayan cümleler sıklaşmaya başlamıştı. Evet çok uzaktı İstanbul’dan, ayrıca gidenlerin “Şöyle korkunç, böyle tehlikeli” dediği bir yerdi. Entellerin de olmazsa olmazıydı. Vize almak zordu. İklim koşullarının bizim gibi Akdeniz çocuklarını zorlayacağı garantiydi. Ama dünyanın en ilginç bölgelerinden biriydi. Dini hayatının merkezine oturtmuş toplumlar genelde kapalı, klasik, tutucu hatta bağnaz olabiliyor. Ama Tibet bu yargıların hepsini yerle bir ediyor. Budizmi öylesine özümsemişler ki, dağ taş Budizm kokuyor ve bu sizi hiç rahatsız etmiyor. Yahu herkes mi gülümser o kadar fakirliğe, rakıma, soğuğa ve Çin’e rağmen!!! Tibet felsefe, sosyoloji derslerine malzeme olacak nitelikte.

Tibet’e ilk vardığım anı unutamam, beynim acıdı; mecazi değil gerçek anlamda. 3600 metrede bir ülke, bölge her neyse. Benim “Ülke” diyesim geliyor. İlk gün uyumadım. Dağcı kuzenim Serhan’ı aradım. “İsabet olmuş uyumaman gerekiyor Nazocum” dedi. Bildiğiniz dağdayım. Düşünün ki Ağrı Dağı’nın tepesinde yaşıyorsunuz.

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua