Özgürce uç mavi kuş!
Kendisi bizlere veda edeli beş yıl olsa da, David Bowie'nin Berlin hatırasına götüreyim bu hafta sizi... Bundan birkaç yıl önceye, güneşli bir Berlin gününe ışınlanalım hep beraber. Ve önce sergisini, ardından izlerini takip ederek Berlin sokaklarını şöyle bir arşınlayalım... Baştan söyleyeyim dolu dolu bir Berlin günü vaad ediyorum.
Ocak garip bir ay... Sanki takvim döndüğünde her zamankinden daha fazla efsane bize veda ediyor. Bu seferki yeni bir haber değil, daha doğru deyişle, bir efsaneye saygı duruşu yapıyorum. Kendisi bizlere veda edeli beş yıl olsa da, arada kalan beş yılda her daim dönüp dolaşıp dinlediğim Bowie ile olan yatıralım yazmalıyım dedim.
Işığı hala bizi aydınlatmaya devam eden bir efsaneneyi yazmalı, anlatmalıyım.
İlk olarak Stardust “Yıldız Tozu” David Bowie’nin peşi sıra bir Berlin hatırasına götüreyim sizi... Bundan birkaç yıl önceye, güneşli bir Berlin gününe ışınlanalım hep beraber. Ve önce sergisini, ardından izlerini takip ederek Berlin sokaklarını şöyle bir arşınlayalım... Baştan söyleyeyim dolu dolu bir Berlin günü vaad ediyorum.
David Bowie sergisini Londra’da görmeyi çok istemiş, bir şekilde denk getirememiştim. Neyse ki şansım Berlin’de yaver gitti ve belki de çok daha enteresan bir keşifle gezdim Berlin’i, bu kez bambaşka gözlerle...
David Bowie sergisini gezerken Bowie’nin Berlin ile ilgili kurduğu cümlelere takılıyorum. 1976-1978 yılları arasında üç yıl aralıksız Berlin’de yaşayan sanatçı, “Berlin’de insan ya kendini kaybeder ya da kendini bulur, ben kendimi buldum” diyor.