'Türkiye'de Hollywood estetiğiyle çekilen filmlerin sayısı az'
Mehmet Açar, sinema yazarı Kerem Akça ile "Yerli Sinemada Hollywood Kuşağı" adlı ilk kitabını konuştu.
Sinema yazarı Kerem Akça, h20 Kitap'tan çıkan “Yerli Sinemada Hollywood Kuşağı” adlı kitabında Abdullah Oğuz, Taylan Kardeşler, Ömer Faruk Sorak ve Mahsun Kırmızıgül gibi yönetmenlerin öncülük ettiği ve “Hollywood Kuşağı” olarak adlandırdığı bir dönemi ele aldı. Kitapta, Ocak 2000 ile Aralık 2016 arasında çekilmiş Hollywood etkisindeki 64 popüler "Türk filmi"ni den değerlendirip yorumlayan Kerem Akça sorularımızı yanıtladı.
Yeşilçam'daki Amerikan sineması etkilerinin arttığı bir dönemi ele alıyorsun. Hollywood'un önceki yıllarda Yeşilçam üzerindeki etkisi nasıldı? Daha mı sınırlıydı?
Yavaş yavaş bu etki profesyonelleşmeye başladı. Öncesinde 'yasadışı yeniden çevrim' furyası vardı. Hatta "Bazıları Sıcak Sever"in yeni milenyuma yansıyan üçüncü Türkiye versiyonu da oldu. Bu durum artık "yasal" hale gelmeye başladı. Mesela "Her Şey Seninle Güzel", 2018'de başarılı bir "En İyi Arkadaşım Evleniyor" yeniden çevrimi.
Hollywood Kuşağı'yla seyirci ya da gişe arasındaki ilişkileri nasıl görüyorsun?
“Fetih 1453” gibi Hollywood estetiğiyle çekilmiş bir tarihi epiğin gişe lideri olması gerekiyor bana göre. En güncel rakamlara bakarsak, yerli filmlerin 1989-2018 arası rakamlarında ilk 10'da 4, ilk 20'de 7, ilk 50'de 14 Hollywood estetiği ile çekilmiş film var. Yeni milenyuma bakınca "Beyaz Melek", "Dağ 2", "Fetih 1453", "Müslüm" gibi bu eğilimdeki filmlerin yılların gişe liderleri olabilmesi güzel bir gelişme. Ama elbette sevilen bir komedi karakteri devreye girince ister istemez böyle bir durum söz konusu olamıyor. “Arif v 216”nın –ki kitabın ikinci cildi olursa girebilir- 5 milyon seyirciye ulaşıp Cem Yılmaz’ın rekorunu kırması güzel bir haber.
Hollywood'un profesyonel bir şekilde sinemamıza girmesiyle aslında işini yapabilen memur yönetmenlerin de devreye girebildiği bir dönemden geçiyoruz. Örneğin "Gemide"yle sinemaya iddialı giren ama zamanla TV'ye kayan Serdar Akar, "Çiçero" gibi bir filmde Hollywood memuriyetini başarıyla uygulayabiliyor. Onur Ünlü de bunu "Cingöz Recai"de becerebiliyor. Murat Aslan, Yeşilçam kafası gözükse de bu kitaba memuriyet yaptığı iki film verdi. Osman Sınav’ın “Uzun Hikaye”sini de örnek verebiliriz. 2018'de düşük bütçeli TRT animasyonu "Rafadan Tayfa: Dehliz Macerası" 2 milyon seyirciye ulaşırken, Hollywood standartlarına ulaşan 'live-action animasyon' örneği "İstanbul Muhafızları" anca 209.000 kişilik bir izleyici rakamı yakalayabiliyor. Bu da çok trajik bir durum. Taylan Kardeşler ise kaliteli popüler filmler para kazandırmadığı için ABD'ye taşındılar. Ömer Faruk Sorak, yıllardır "Derinsu" filmini çekemedi. Levent Semerci de bu ekole yakın olmayan postmodern bir “Ayhan Hanım”a imza attı. Hollywood ayarında prodüksiyon için bütçe ve cesaret bulmakta halen zorlanan sinemacılar var.
Hollywood Kuşağı'yla eski Yeşilçam arasında ne tür akrabalıklar var?
Hollywood estetiğiyle çekilen film adedi senede 10-15’e anca ulaşmaya başladı. Yeşilçam ise halen ağırlığını sürdürüyor. Hollywood'dan profesyonel bir 'dekupaj' çıkaran filmler, eski usul yerli popüler sinema kadar ucuz değil. Eskiden senede 2-3 film çekebilen veya senaryo yazabilen isimler vardı. Şimdi böyle isimler yine var, ama Yeşilçam'a uygun üretim yapıyorlar.
Hikâye ya da senaryoya yaklaşım açısından Hollywood Kuşağı'nın getirdiği bir farklılık var mı?
"New York'ta Beş Minare", kitabın ikinci cildi olursa girecek "Ayla" ve “Devrim Arabaları”; politik tarafı güçlü ve Amerika'ya hitap edebilecek hikâyeleri çok doğru bir noktaya taşıdı. “Çanakkale: Yolun Sonu”daki sniper öyküsü de Hollywood estetiği olmasaydı bu kadar kalıcı hale gelmeyebilirdi.
Hollywood Kuşağı'nın Türkiye'ye ve temel meselelerine dair söylediği bir şeyler var mı?
Kitaba giren savaş filmi ve tarihi epik örnekleri, genelde "milliyetçilik"le eleştirilecek filmler olarak anılabilir. Ama "Nefes: Vatan Sağolsun"un ülkemizin askerlik sistemindeki problemi ve ortaya çıkan kaosu yansıtma becerisini gösterdiği kesin. "Fetih 1453", 'Dağ' serisi tabii ki politik açıdan ana akım değerleri koruyan filmler. Ama Abdullah Oğuz, bu akımda meselesi olan bir yönetmen bana göre. O yüzden de bu kuşağın Martin Scorsese'si olarak anılması mümkün. "Mutluluk"taki töre cinayetleriyle ilgili farklı şeyler söyleme becerisi ve "Sıcak"taki gerilim duygusuyla gelen üst sınıf eleştirisi unutulmamalı.
Kitaptaki 64 filmi hangi kriterlere göre seçtin?
İyi film-kötü film ayrımı yapmadım. Amerikan ana akım sinemasının dekupajını uygulamayı ana esas olarak belirledim. Sadece prodüksiyon kalitesi yeterli değil. Bunun yanında elbette "postmodern sinema"ya dahil edilebilecek veya başka ülkelerin geleneklerini uygulayan başarılı popüler sinema örneklerini almadım. "Neredesin Firuze?", "Vay Arkadaş", "Kağıt", "Kaybedenler Kulübü", "Panzehir", "Kötü Kedi Şerafettin" bu konuda örnek verilebilir.
Hollywood Kuşağı olarak tanımladığın bu akımın ya da tarzın sence en önemli yönetmenleri kimler, en iyi filmleri neler?
Abdullah Oğuz, Taylan Kardeşler, Ömer Faruk Sorak, Mahsun Kırmızıgül, bu akımın öncü kuvveti olarak anılabilir. Tolga Örnek de ilk girişini böyle yapsa da sadece üç filmle kaldı. Alper Çağlar ve Alper Mestçi onların arasına kısa sürede eklendi. 2010’larda devreye giren Kıvanç Baruönü, Can Ulkay, Doğa Can Anafarta gibi isimler, ikinci kuşak olarak anılabilir. "Küçük Kıyamet", "Nefes: Vatan Sağolsun" ve "Sınav", film olarak bu toprakların tür sinemasına damga vurdular. Özellikle "Asmalı Konak: Hayat" böyle filmlerin dağıtım ağını genişletmesiyle, “G.O.R.A.” komedinin Batı standartlarında yapılabileceğini ispatlayıp görsel efektlere yoğunlaşmasıyla, "Beyaz Melek" blockbuster algısını ve 2.35:1’i Hollywood usulü devreye sokmasıyla, "Fetih 1453" ilk tamamı yeşil ekran teknolojisiyle çekilen film olmasıyla, "Pars: Kiraz Operasyonu" ilk kez aksiyon sahnelerinin Batı standartlarına taşımasıyla kilit filmler...
Hollywood Kuşağı'nın sence en belirleyici özellikleri neler? Kurgu tarzı, kamera kullanımı ve görüntü yönetiminde ne gibi etkileri oldu?
Montaj sekans, devamlılık kurgusu ve paralel kurgu öncesinde çok fazla kullanılmazdı. Sinan Çetin ve Mustafa Altıoklar sonrası dönemde bu teknikler özellikle devreye girdi. Ritmi arttırmak için kullanılıyor. "Genel plan" ve "money shot" da Yeşilçam'da bir gelenek haline gelmemişti. Ama artık onları çokça görmeye başladık. Helikopter kamera ve wirecam özellikle Yılmaz Erdoğan'ın sokmasıyla Hollywood kuşağına sıçradı. 2.35:1 formatı da 70’lerdeki tek tük denemelerinin ardından "Organize İşler"de sinemamıza geri döndü, ama "Beyaz Melek"de ilk kez "blockbuster" bilincine sıçradı. Vinç, Dolly, Steadicam daha bir aktif hale geldi. SnorriCam "İncir Reçeli"nde, vertigo efekti "Romantik Komedi"de yerli sinemaya girdi. Hip-hop kurgu, balık gözü objektif, fıçılama, tint gibi teknikler de arttı. “Pars: Kiraz Operasyonu”, görkemli-figüranlı aksiyon sahnesi çekme konusunda ilk adresti, sonrasında “Beyaz Melek” ve “Güneşi Gördüm” 2010’lara girmeden bu eğilimi ‘film bütünü’ olarak da bir estetik bilince taşıdı.
H2o Kitap'tan yayımlanan "Yerli Sinemada Hollywood Kuşağı" adlı ilk kitabı için Kerem Akça, geçen hafta TÜYAP’ın düzenlediği Adana Kitap Fuarı’na da katılıp Altın Koza standındaki imza gününde sevenleriyle buluştu.